İki kutuplu dünyada sıkışmış devletler yapısını, tarihi bilenler hatırlayacaklardır. Rusya ile Amerika arasında taraf seçmek zorunda kalan ülkeler, siyasi tercihleri ya da bu iki kutbun entrikaları ile bu iki kutuptan biri içinde yer almak zorunda kalmışlardı. Bağlantısız birkaç ülkeyi saymazsanız tüm ülkeler bu sisteme boyun eğmişlerdi. Bu iki blok karşılıklı sınırlar ile bir hat üzerinde oturmuş ve soğuk savaş yılları böyle geçirilmişti. Rusya’nın yıkılması, doğu blokunun çatlaması, bazı ülkelerinin, örneğin Yugoslavya gibi parçalanması yani bu tek kutuplu dünyanın başarısızlıkları, Çin’in hızlı büyümesi, Hindistan’ın gelişmesi ile yeniden kutuplaşmaları ortaya çıkardı.
Son yıllarda dünya siyasetinde söz sahibi ülkeler bu neden ile değişmeye başladı. Siyasetin kriz çözüm merkezleri, karar alan ve bölgesel denklem kuran ülkeleri değişiyor. Gerek Soğuk Savaş yıllarında gerek sonrasında emperyalist bakış açısının sömürdüğü Afrika kıtası, Arap coğrafyası ve Orta Asya bu kutuplaşmanın yeniden tarafı olmak ve aynı acıları yeniden yaşamak istemiyor. Bu kutupların dışında kendileri için yeni bir çıkış stratejisi planlayan ülkelerin başkentlerinde işte bu nedenle önemli değerlendirmeler yapılıyor. Bu “Orta Dünya” görünen o ki Avrupa’nın doğusu ile Çin’in batısı arasında kalıyor. Eğer iki blok olarak kalırsa dünya belki de kutuplar arası sınır Hazar’ın üzerinden geçecekmiş gibi görünüyor. İşte bu nedenle son yıllarda bu tercih merkezlerinin en önde olanı, karar alanı, arabulucu olanı ve yükselen güç odağı Türkiye'dir.
Çünkü en öncelikli konu olan savunma ve silah sanayisindeki millileşme ile hızlı tedarik, ülke olarak kendine güveni müthiş geliştirdi. Türkiye güven noktasında çok ama çok büyük bir yol aldı. Bunun dışında hem Arap coğrafyasında hem de Türk topluluklarında yüz yıldan uzun süren kaynakların sömürülmesi ve karşılığında hiçbir hak verilmemesi, dini ayrımcılık ile yerel halkların aşağılanması, İsrail’in yayılmacı ve insanlık dışı uygulamalarına ses çıkarılmaması “Orta Dünya” ülkelerinin bir üçüncü yol bulmak istemelerine neden olmuştur. Türkiye’nin barışçı, kapsayıcı tutumu ve tarihten gelen adaletli tarzının yansıması da doğrudan bulunduğu coğrafyaya bu şekilde etkili olmuştur. Silah sanayisindeki milli yükselişin yanı sıra, bölgede adaletli bir ortaklık fikri Türkiye’nin özellikle barış konusundaki çabaları onu en önemli aktör haline getirmiştir. Böylelikle jeopolitik konumu; bulunduğu ve etki ettiği coğrafyalarda yeni ittifaklar oluşmaya, stratejik ortaklıklar ve dengeler kurmaya başlanmıştır.
Son zamanda dünya gündeminde öne çıkan ve göze batan en önemli oluşum “Mekke Antlaşması'dır”. Bu antlaşma “Orta Dünya”nın belki de tarihe geçen ilk anlaşmasıdır. Bu ortaklıkların eşit haklar zemininde çok genişleyeceği bellidir. Üye ve kurucu ülkeler sürekli olarak irtibat halindeler ve oluşabilecek tüm alternatifler için fikir birliğine vararak devam ediyorlar.
Farkında mısınız?
Bu oluşuma üye olmak için sıraya giren ve kabul edilmek için müracaat eden ülke sayısı hızla artıyor, tahminen 30-40 ülke sırada. Sayın Hakan Fidan dünyanın gözünün içine bakarak zaten gelecek vizyonunu söyledi. Dedi ki; “Batılı güvenlik konsorsiyumlarına bağlı kalmak zorunda değiliz. İslam dünyasının kendi savunma mekanizmasını inşa ediyoruz ve kararlıyız.” Burada aslında yapılmak istenen belki de bizim ilk defa ismini koyduğumuz “Orta Dünya” blokunun oluşturulmasıdır.
Peki, bunlar olur ve yaşanırken Amerika ve Doğu boş mu duruyor?
Tabiu ki hayır. İran savaşında çizilen karizmasını kurtarmaya çalışırken öte taraftan bu “Orta Dünya” ülkelerinin çabalarına da engel olmaya çalışıyor. İlk reaksiyonu Türkiye ile diğerleri arasındaki ilişkileri bozmaya çalışmak. Türk Dünyası içindeki önemli ülkelerden biri olan Azerbaycan, bölgenin değişen güvenlik konusundaki duruşuna dair görüşlerini Cumhurbaşkanı İlham Aliyev son konuşmasında aktardı. Her ülkenin başı gibi kendi ülkesini ve hassasiyetlerini anlattı. İlham Aliyev'in son konuşmasında bahsettiği dış müdahale söylemlerinin hedefinde, silah tedarik verilerindeki keskin değişim göz önüne alındığında, Kafkasya'daki silah pazarını ve askeri nüfuzunu kaybeden Rusya ile Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığından rahatsızlık duyarak eksik ve yanlı yayınlar yapan Batılı ülkeler olduğu anlaşılmaktadır. 2011-2020 yılları arasında silahının %60'ını Rusya'dan tedarik eden Azerbaycan'ın, 2020-2024 yılları arasında rotasını büyük ölçüde değiştirerek %59 oranında Türkiye'ye, %21 İsrail'e ve %16 İtalya'ya çevirdiği görülmektedir. Aliyev kendi ülkesinin hassasiyetlerini anlatıp elde ettikleri imkanları gerek karşılığını ödeyerek aldıklarını gerekse kendilerinin geliştirdiklerini belirterek, savunma sanayisinde Rusya'ya olan askeri bağımlılığı bitirip Türkiye ile bütünleşmelerinden rahatsız olan dış güçlere karşı net bir duruş sergilemektedir. Bu bağlamda söz konusu açıklamalar, hem bölgedeki eski gücünü kaybederek bu yeni tabloyu kabullenemeyen geleneksel bölgesel aktörlere (özellikle Rusya'ya) hem de değişen güvenlik dengelerini manipüle etmeye çalışan Batı odaklarına yönelik "eski dünyanın dayatmalarının artık bittiğini" hatırlatan güçlü bir egemenlik ilanıdır.
Hiç uzatmadan söylüyorum; Türkiye ve Azerbaycan arasında yükselen, karşılıklı anlayış ve güven temelli gelişen ilişkiler, öyle bazılarının manipüle edebileceği türden değildir. Batı'nın eksik ve yanlı yayınlarına rağmen yoluna devam eden güçlü ve birbirini tamamlayan iki devletin stratejik ortaklığıdır. Bu sadece bu iki ülkeyi değil tüm Türk Milletlerini, Arap ülkelerini yani “Orta Dünya”yı birleştiren stratejik bir hamledir.
Türkiye, daha önceki yazımda da değindiğim gibi, dünya birden çok kutba bölünecek olsa bile “Orta Dünya”da yer alacak ve mutlaka en büyük aktör olacaktır. Bunu dünya okuyor, görüyor ve kendilerince bu konuda bazı tedbirler de alıyor. Azerbaycan ile Türkiye’nin arasını açma çabası da bundandır. Yani Türkiye'yi, çok kutuplu dünya düzenini belirleyebilen yeni 'Orta Dünya”dan koparmanın çabasıdır.
Türkiye'nin öncülük ettiği ve hayata geçirmeye başladığı girişimler, küresel sistemlerin işlevini kaybedenlerin ve etkisi kalmayan oluşumların yokluğunda oluşan boşlukları doldurmak içindir. Türkiye'nin yükselişi kendi sınırlarını aşmıştır, Doğu ve Batı arasında bir başka alternatifin var olduğunu kanıtlamıştır. Bu eşitlik temelinde gelişen yeni yapının içerisinde yer alacak ülkeler için Türkiye Kutup Yıldızı gibi yol gösterici rolünü sürdürmeye devam etmelidir.
Eski dünyanın dayatmaları artık bitmiştir. “Orta Dünya” kurulmuştur. Geçmiş olsun.