Türkiye, daha Manisa’daki silahlı saldırının şokunu atlatamadan Van’dan gelen haberle yeniden sarsıldı.
Van’ın Tuşba ilçesinde bir 7. sınıf öğrencisinin okula pompalı tüfekle geldiği bildirildi. Öğretmenler ve veliler silahı fark ederek müdahale etti. Tüfek polise teslim edilirken öğrenci de ifadesi alınmak üzere götürüldü.
Kimsenin yaralanmamış olması büyük bir şans.
Ama asıl soru şu:
Bir çocuğun eline pompalı tüfek nasıl geçiyor?
Daha altı gün önce Manisa’nın Turgutlu ilçesinde okul yakınında düzenlenen silahlı saldırıda 11 öğrenci yaralanmıştı. Soruşturmanın önemli başlıklarından biri, silahın çocuğun eline nasıl geçtiği ve nasıl muhafaza edildiğiydi.
Şimdi Van.
Ve aynı günlerde Osmaniye’den çok daha ağır bir haber geldi.
Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, yeğeni olduğu belirtilen şüphelinin silahlı saldırısında hayatını kaybetti.
Bu üç olayı birbirinin aynısı gibi değerlendirmek doğru olmaz. Osmaniye’deki saldırının öğrencilere veya eğitime yönelik olmadığı, aile içindeki bir husumetten kaynaklandığı yetkililer tarafından açıklandı.
Fakat bütün bu olaylar bize aynı gerçeği hatırlatıyor:
Okullarda güvenlik önlemleri artık üst seviyeye çıkarılmalı.
Benim düşüncem çok net.
Yarın çok geç olmadan okulların girişlerinde güvenlik sistemi güçlendirilmeli. İmkân olan okullarda X-ray cihazları kurulmalı, girişlerde eğitimli özel güvenlik görevlileri bulunmalı ve okul içine kontrolsüz şekilde hiçbir tehlikeli eşyanın sokulmasına izin verilmemeli.
Hatta mesele yalnızca silah olmamalı.
Bir öğrenci tırnak makasını bile okula kontrolsüz şekilde sokamamalı.
Ama güvenlik yalnızca kapıda başlamıyor.
Burada Milli Eğitim Bakanlığı’na da önemli bir görev düşüyor.
Çocuklara daha küçük yaşlardan itibaren suç ve ceza kavramları anlatılmalı. İyinin ve kötünün ne olduğu, bir davranışın hangi sonuçlara yol açabileceği, suç işlendiğinde bunun hukuki karşılığının ne olduğu yaşlarına uygun bir şekilde öğretilmeli.
Çünkü çocuk, yaptığı bir davranışın sonucunu ne kadar erken öğrenirse, kararlarını verirken o kadar bilinçli hareket edebilir.
Amaç çocukları korkutmak değil.
Suçtan uzak bir toplum yetiştirmek.
Bir başka önemli konu ise çocukların psikolojik durumlarının erken fark edilmesi.
Öğretmenler, özellikle sınıf öğretmenleri ve rehberlik birimleri, öğrencilerindeki ciddi davranış değişikliklerini yakından takip etmeli. İçe kapanma, aşırı öfke, sürekli şiddet eğilimi, arkadaşlarına yönelik tehdit veya belirgin davranış bozuklukları gibi durumlar görmezden gelinmemeli.
Burada öğretmenin görevi teşhis koymak değil.
Ancak ciddi bir değişiklik fark edildiğinde aileyle hızlı biçimde iletişime geçilmeli, gerekli görülürse rehberlik servisi devreye girmeli ve çocuk uygun bir psikolojik destek uzmanına yönlendirilmelidir.
Erken fark etmek, çok büyük bir faciayı önleyebilir.
Elbette her sorun yaşayan çocuğu tehlikeli görmek de doğru değil. Çocukları damgalamak yerine, ihtiyaç duyduklarında doğru desteğe ulaştırmak gerekiyor.
Her okula bir polis memuru koymak mümkün olmayabilir.
Ama özel güvenlik personeli, güçlü giriş kontrolleri, rehberlik hizmetleri, aile iletişimi ve gerektiğinde uzman desteği birlikte yürütülebilir.
İşte o zaman güvenlik sadece olay olduktan sonra müdahale eden bir sistem olmaktan çıkar, olay yaşanmadan önce riskleri azaltan bir yapıya dönüşür.
Manisa’da 11 öğrenci yaralandı.
Osmaniye’de bir öğretmen hayatını kaybetti.
Van’da ise olası bir facia son anda önlendi.
Bunların ardından hâlâ beklemek yerine önleyici tedbirleri konuşmalıyız.
Çünkü güvenlik yalnızca olay olduktan sonra müdahale etmek değildir.
Asıl güvenlik, olay yaşanmadan önce onu engelleyebilmektir.
Çocuklarımızın okul kapısından güven içinde girmesini istiyorsak, bunun için gereken tedbirleri bugünden almak zorundayız.
Yarın çok geç olmadan…
Okullar alarm veriyor. Önlem alınması şart.