Hen (Tavuk)
2006’da çektiği Taxidermia ile büyük bir çıkış yakalayan, Macar sinemasının sıradışı yönetmeni György Palfi imzalı Hen, önümüzdeki hafta vizyonda izleyici ile buluşacak. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde gerçekleştiren, Almanya, Yunanistan, Macaristan ortak yapımı bu 96 dakikalık film, absürt mizahla örülü, fabl dokusuna sahip alegorik bir dram.
Filmin merkezinde, endüstriyel bir tavuk çiftliğinden ve mezbaha kaderinden kaçmayı başaran cesur bir tavuğun özgürlük mücadelesi yer alıyor. Nakliye kamyonundan firar ettikten sonra, atıl durumdaki bir balık restoranına sığınan tavuk, burada kendine yeni bir yaşam alanı kurmaya çalışır. Barındığı bu mekânda, restoran sahibi yaşlı adam, adamın kızı ve insan kaçakçılığı gibi karanlık işlere bulaşan tehlikeli damadı arasındaki dramatik olaylara tanıklık eder. Bir yandan kümeste romantik karşılaşmalar, başka tavuklarla rekabet ve yumurtalarını koruma telaşıyla kendi doğal yaşam kavgasını veren tavuk, diğer yandan etrafında dönen trajedinin ve suça batan insan dünyasının masum bir gözlemcisine dönüşür. Hayvanın bu sessiz tanıklığı, dünyevi hırsların anlamsızlığını gösteren sessiz bir ikaz gibidir.
Pálfi’nin birçok kez işbirliği yaptığı Zsofia Ruttkay imzalı senaryo, neredeyse tamamen diyalogsuz kurgusuyla dikkat çekerken, görsel anlatımın gücünü sonuna kadar kullanarak izleyiciye zekice işlenmiş bir metin sunuyor. Sessizliğin içine gizlenmiş bu minimal ama katmanlı yapısıyla insan ile doğa arasındaki kopuşu, mülkiyet kavramını ve modern insanın yabancılaşmasını derin alt metinlerle işleyen senaryo, en basit gündelik eylemleri bile varoluşsal birer sembole dönüştürerek anlatıyı güçlendiriyor. Bu güçlü metinden hareketle Palfi, kamerasını üç farklı kaçış hikâyesinin kesişim noktasına yerleştiriyor: Çiftlikten kaçıp özgürleşen ‘tavuk’, ülkesinden kaçsa da kurtulamayan ‘mülteciler’ ve hiçbir yere kaçma şansı olmayan ‘evin çocuğu’...
Filmin en büyük gücü, asıl yıldızı olan başroldeki tavuk. Kanatlı bir hayvanın, böylesine dramatik, hisli ve beyazperdeyi domine eden bir oyunculuk sergileyebilmesi, izleyicide hayranlık uyandırır seviyede. Bu yıl, Christopher Nolan’ın The Odyssey filminde de küçük bir rolle yer alan, çağdaş Yunan sinemasının önde gelen isimlerinden Yannis Kokiasmenos ise restoran sahibi yaşlı adam rolünde, beden diline dayalı minimalist performansıyla dikkat çekiyor. İnsan ve hayvan arasındaki bu duygusal ve gerilimli bağ, sahne partnerliği açısından yılın unutulmaz performanslarından birini doğurmuş.
Siyasi nedenlerle yıllardır ülkesinde film yap(a)mayan György Palfi, çağdaş Macar sinemasının sınırları zorlayan, vizyoner isimlerinden biri. Brikolaj tekniği ile 500’e yakın kült filmden -Metropolis’ten Avatar’a kadar- sahneleri birleştirerek çektiği Final Cut: Ladies and Gentlemen (2012) büyük ses getirmiş, ancak yaşadığı telif sıkıntıları nedeniyle, filmi resmi olarak Budapeşte Film Akademisi'nin bünyesinde bir eğitim projesi ve deneysel bir arşiv çalışması olarak kaydettirmek zorunda kalmıştı. Bu nedenle de yapım, dünya genelindeki festivalleri bilet satışı olmadan, sadece özel gösterim statüsüyle gezebilmişti. Bela Tarr’ın kasvetli şiirselliği ile Miklos Jancso’nun biçimsel disiplininin izinden giden Palfi, idollerinin bu geleneklerini absürt ve grotesk bir modernizmle harmanlamayı başarıyor. Jerzy Skolimowski’nin 2022 ztarihli EO filmiyle aynı anlatı çizgisinde buluşan Hen, insan merkezli dünya düzenini yine bir hayvanın gözünden sorgulatıyor. Anlatıyı bir insan anlatıcının hegemonyasından arındıran yönetmen, yapımı tamamen duygusal ve duyusal bir algı dünyasına taşıyor.
Çekim süreci boyunca sekiz farklı Macar tavuğu kullanan György Palfi, onları sabırla yönlendirirken, bu hayvanların her birinden tek bir karakteristik ruh ve tutarlı bir dramatik performans çıkarmayı başarıyor. Soğuk ve klostrofobik renk paletine sahip atmosfer, izleyiciyi doğanın ham, dolaysız ve sarsıcı dokusuyla baş başa bırakıyor. Derin odaklı kamera tercihleri, geniş açı objektifler ve tavuğun göz hizasından kurulan kadrajlar, filme daha fazla gerçekçilik katıyor. Kurgudaki dinamik ve ritmik geçişler ile sahnelere boyut kazandıran ışık tasarımı, anlatının sürreal dokusunu besliyor. Doğanın ham sesleriyle bütünleşen, bazen gerilimi tırmandıran, bazen keyiflendiren müzik tercihleri de anlatının duygusal etkisini katlıyor.
Ezcümle; Hen, bir tavuk çiftliğinden yola çıkarak insanoğlunun yalnızlıklarına, doğayla ve birbirleriyle kurduğu sorunlu ilişkiye ayna tutan, mütevazı görünümlü devasa bir anlatı. Palfi, böylesi bir mikro-hikâyeden, adeta modern bir Mantıku't-Tayr alegorisi çıkarmayı başarmış. İzleyiciyi, insanlığın karanlığına bir tavuğun şaşkın gözlerinden şahit tutan yapım, sinemanın tek bir kelimeye bile ihtiyaç duymadan da insan ruhunu temelinden sarsabileceğini gösteriyor.