☰
✕

MİSAFİR OLDUĞUNU UNUTAN YOLCULAR GİBİYİZ

Abone Ol

İnsan, geldiği kapıyı da gideceği kapıyı da bilerek doğar; fakat ikisinin arasındaki kısa koridoru ebedî bir konak zannederek yaşar.

Buraya ait değiliz; lakin buraya aitmişçesine kök salıyor, temeller atıyor, hesaplar kuruyoruz.

Misafir olduğumuz evin duvarlarını boyuyor, tapusunu üzerimize geçirmeye çalışıyoruz.

Halbuki misafirlik, eşyanın tabiatı gereği geçicidir; sofra kalkar, ışıklar söner ve kapı bir gün mutlaka çalınır.

Bizler bu hakikati bilmiyor değiliz; biliyor, fakat bilmezden gelerek yaşıyoruz.

Bu kadar kısa bir hayat için o kadar çok şeyden vazgeçiyoruz ki...

Huzurumuzu, sıhhatimizi, sevdiklerimizle geçireceğimiz vakitleri, hatta ruhumuzun sükûnetini üç günlük dünyanın hengâmesine kurban ediyoruz.

Ellerimizle biriktirdiklerimiz çoğaldıkça kalbimizdeki boşluk büyüyor; kasalar dolarken gönüller boşalıyor.

Bir ömür boyu didinip topladıklarımızı, tek bir nefeslik ayrılık anında olduğu gibi bırakıp gideceğimizi bilmeyen mi var?!

Kalıcı değiliz bu dünyada; ama ona dört kolla sarılıyor, bırakmamak için âdeta çırpınıyoruz.

Sanki ayrılık hiç gelmeyecekmiş gibi mal yığıyor, unvan biriktiriyor, itibar depoluyoruz.

Oysa hepimiz biliyoruz ki bu dünyadan göçen hiç kimse, yanında bir çivi dahi götürememiştir.

Yatırımlarımız hep buraya, geçici olana dönük; ebedî yurdumuz ise çoğu zaman aklımızın en ücra köşesinde unutulmuş bir hatıra gibi bekliyor.

Bedenin konforu için gösterdiğimiz ihtimamın binde birini ruhun azığı için göstermiyoruz.

Evimizin sigortasını ihmal etmiyoruz da ebedî hayatımızın teminatını hep yarınlara erteliyoruz.

Bu çağ, bu gafleti bir hayat tarzına dönüştürdü; tüketimi mutluluk, hızı bereket, birikimi güvence diye pazarladı.

Vitrinler büyüdükçe ufkumuz daraldı; sahip olduklarımız arttıkça asıl sahibimizi hatırlamaz olduk.

Takvim yaprakları düşerken bizler hâlâ elli yıl sonrasının planlarını yapıyor, yarınına dahi hükmümüz geçmeyen bir ömrü ipotek altına alıyoruz.

Ecel gelip çattığında geride bıraktıklarımız değil, önden gönderdiklerimiz konuşacak; terazinin kefesine eşyalarımız değil, amellerimiz konacak.

Öyleyse sormak lazım: Bir gün mutlaka terk edeceğimiz bir hana, terk edemeyeceğimiz bir yürek bağıyla bağlanmak akıl kârı mıdır?

Dünyayı elimizde tutmak başka şeydir, kalbimizde taşımak başka; mesele ondan büsbütün el çekmek değil, onu nihai gaye edinmemektir.

Asıl hüner, dünyada yaşarken dünyalık olmamak; çarşıda gezerken kalbi çarşıya kaptırmamaktır.

Yüzünü fâni olandan bâki olana çevirenler, esasen hiçbir şey kaybetmez; aksine her şeyi asıl kıymetiyle kazanır.

Rabbimiz bizleri, geçici olana aldanmadan yaşayan, yüzünü ve yönünü ebedî yurda dönen bahtiyar kullarından eylesin.