Mansur Yavaş’ın CHP’den istifasını yalnızca bir parti içi kırgınlık ya da günübirlik siyasi tepki olarak okumak eksik kalır.
Çünkü Yavaş, CHP’den ayrılırken başka bir partiye geçmedi. Tam tersine, özellikle “bağımsız” kalmayı tercih etti. Daha da önemlisi, açıklamasında siyasetin tavanında sağlanamayan birliğin millet tarafından tabanda sağlanabileceğini söyledi.
İşte önümüzdeki dönemin şifresi tam da burada olabilir.
Ortaya çıkan tablo, Mansur Yavaş’ın önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimine giderken klasik anlamda bir parti adayı olmaktan çok, partilerin üzerinde uzlaşacağı bir ortak aday pozisyonu oluşturmaya çalışabileceği senaryosunu güçlendiriyor.
Yani önce bir partiye girmek, ardından o partinin cumhurbaşkanı adayı olmak yerine; bağımsız kalmak, kendi siyasi ağırlığını korumak ve özellikle merkez sağ ile milliyetçi partilerin kendi adı etrafında birleşmesini beklemek...
Bu stratejinin siyasi mantığı var.
Çünkü Yavaş’ın geçmişi yalnızca CHP’den ibaret değil. Beypazarı Belediye Başkanlığı döneminden itibaren milliyetçi siyasi gelenekten geliyor. 2009’da MHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayıydı. Sonraki yıllarda CHP çatısı altında seçimlere girdi ve 2019 ile 2024’te Ankara’yı kazandı. Böylece Türkiye siyasetinde çok az politikacının başarabildiği bir seçmen geçişkenliği ortaya çıktı: CHP seçmeninden oy alırken milliyetçi ve merkez sağ seçmenle de temasını bütünüyle kaybetmedi.
Şimdi Yavaş’ın bağımsızlaşması, işte bu geçmişi yeniden siyasi sermayeye dönüştürebilecek bir alan açıyor.
Nitekim daha istifadan bir gün önce Ankara kulislerine yansıyan haberlerde İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti, Kutlu Parti ve Milli Yol Partisi gibi milliyetçi partilerde Mansur Yavaş ismi üzerinde bir ortaklaşma ihtimalinin konuşulduğu ileri sürüldü. Aynı kulislerde desteğin parlamenter ya da yarı başkanlık sistemine dönüş gibi şartlarla ilişkilendirilebileceği de aktarıldı. Bunların henüz partiler tarafından alınmış ortak ve resmî bir karar olmadığının altını çizmek gerekiyor.
Ancak siyasette bazen kulis haberlerinden daha önemli olan şey, parçaların hangi yönde hareket ettiğidir.
Yavaş bir partiye geçerse hareket alanını daraltır. Örneğin doğrudan İYİ Parti’ye katılması halinde başka siyasi partiler açısından “İYİ Parti’nin adayı” haline gelebilir. Anahtar Parti’ye gitse aynı sorun ortaya çıkar. Kendi partisini kursa bu kez örgütlenme, teşkilatlanma ve seçim barajı tartışmalarının içine girmek zorunda kalır.
Bağımsız kalmak ise ona başka bir pozisyon sağlar:
“Ben sizin partinizin adayı değilim; siz benim adaylığım etrafında birleşin.”
Önümüzdeki dönemde yaşanabilecek siyasi tartışmanın özü muhtemelen burada düğümlenecek.
Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin kendisinden bugün itibarıyla yapılmış resmî bir ilan yok. Daha önce de adaylık tartışmaları konusunda gelişme olması halinde bunu bizzat açıklayacağını söylemişti. Dolayısıyla “adaylığı kesinleşti” demek bugün için olgusal olarak doğru olmaz.
Fakat siyasi fotoğraf artık birkaç ay öncesinden çok farklı.
Çünkü dün CHP’nin belediye başkanı olan Mansur Yavaş, bugün bağımsız bir siyasi aktör.
Ve bağımsızlığını ilan ederken kullandığı “tabanda birlik” cümlesi sıradan bir ifade değil.
Bundan sonraki aşamada Yavaş’ın önünde teorik olarak üç yol bulunuyor: başka bir partiye katılmak, yeni bir siyasi hareket kurmak veya bağımsız kalıp farklı partilerin desteğini kendi adaylığı etrafında toplamaya çalışmak.
Bugünkü gelişmeler üçüncü seçeneği özellikle dikkat çekici hale getiriyor.
Böyle bir model kurulursa denklem yalnızca İYİ Parti ve Zafer Partisi ile sınırlı kalmayacaktır. Anahtar Parti’den Yeniden Refah tabanına, MHP’den uzaklaşmış milliyetçi seçmenden CHP’nin mevcut yapılanmasından rahatsız seçmene kadar oldukça geniş bir alanın tavrı tartışmanın konusu olacaktır.
Yavaş açısından mesele yalnızca “aday olmak” da olmayacaktır. Esas mesele, adaylığının bir partinin değil, bir siyasi blokun ortak adaylığına dönüşüp dönüşemeyeceğidir.
Bu nedenle Mansur Yavaş’ın bundan sonra yapacağı ilk önemli konuşmaya çok dikkat etmek gerekiyor.
CHP’den neden ayrıldığından çok, bundan sonra Türkiye için nasıl bir siyasi model tarif edeceğine bakacağız.
Parlamenter sisteme dönüş mü diyecek?
Partiler üstü bir cumhurbaşkanlığı mı önerecek?
Milliyetçi ve merkez sağ partilerle temas kuracak mı?
Ve en önemlisi…
Kendisini bir siyasi partinin kapısına götürmek yerine siyasi partilere,
“Cumhurbaşkanlığı seçiminde benim ismimde birleşin”
diyecek mi?
Bugün Ankara’da cevap bekleyen asıl soru artık budur.