☰
✕

MADDİYYUNLUK TÂUNU

Abone Ol

Maddiyyunluk denince aklımıza hemen Allah’ı inkâr eden adam geliyor.

Hâlbuki tâun daha sinsi.

İnsan namaz kılar.

Secde eder.

Allah’a inanır.

Sonra kâinatta gördüğü İlâhî fiilleri mahlûka dağıtır.

Yağmur indirilir; tesiri buluta verir.

Şifa ihsan edilir.

İlacı müessir bilir.

Mahsul çıkartılır; toprağa mâl eder.

İlim verilir.

Nefsine yazar.

Muvaffakiyet nasip edilir:

“Ben yaptım.”

der.

Tevhidin yarası burada açılır.

Çünkü bütün mevcudat birer eserdir.

Eser, izdir.

İz seni fiile götürür.

Fiil de fâilini aratır.

Bir çiçeğe bakarsın.

Üzerindeki nizamı, hayatı, rızkı okursun.

Çiçek bunların menbaı değildir.

İlâhî fiillerin üzerinde okunduğu bir mazhar, bir âyinedir.

Tevhid, eserdeki izi takip edip sahibine varmaktır.

Hayat, Muhyî ismini hatırlatır.

İlim seni Alîm’e götürür.

Eserden fiile, fiilden isme geçersin.

Oradan Müsemmâ’ya.

Kur’ân’ın kâinatı “âyet” diye okutmasının sırrı da burada.

“Ve min âyâtihî…”

O’nun âyetlerinden.

Güneş de böyle okunur.

Gece de.

Yağmur da.

İnsan da.

Allah eserini gösterir.

İnsan bazen o eserdeki fiili yine eserin kendisine verir.

Tabiatperestlik böyle başlar.

Kanun karşısına çıkar.

Onu icra eden kuvvet gibi okur.

Sebebi de vazifeli perde olmaktan çıkarıp müessir mevkiine koyar.

Hâlbuki kanun, yapılan işin ölçüsüdür.

Sebep, vazifeli bir perdedir.

Tabiat ise İlâhî sanatın üzerinde okunduğu nizamın adıdır.

Âfakta yanılgı burada başlar.

Enfüste ise ene devreye girer.

Allah, insan üzerinde Alîm ismiyle tecelli eder.

İlim verilir.

Ene:

“Benim ilmim.”

der.

Bir sanat vücuda getirilir.

İnsan:

“Ben yaptım.”

diye sahiplenir.

Bir başarı nasip edilir.

Onu da kendi hanesine geçirir.

Burada iradeyi inkâr etmiyoruz.

Kul ister.

Tercih eder.

Kesb eder.

Mesul olur.

Fakat mahlûktur.

Hâlık değildir.

Kendisine verilen kesbi alır.

Sonra bazen İlâhî fiili de sahiplenir.

Ene tam burada kalınlaşır.

Âfakta sebebe verilen hakikî tesir ne ise…

enfüste nefsin kendine verdiği de odur.

Fussilet Sûresi’nde:

“Âyetlerimizi onlara âfakta ve enfüslerinde göstereceğiz…”

buyruluyor.

Dışarı baktığında da kendine döndüğünde de aynı ders karşına çıkar.

Kendinde ilim bulursun, Alîm’i tanırsın.

Şifa ihsan edildiğinde Şâfî’yi görürsün.

Sanatın üzerinde Sâni‘i okursun.

Haşir de bu nazarla kolaylaşır.

Her baharda arz yeniden ihya edilir.

Ölü toprağa hayat verilir.

Ağaçlar tekrar giydirilir.

Sayısız nev yeniden hayat sahnesine çıkarılır.

Bu fiilleri tabiata dağıttığında kudret zihninde parçalanır.

Bahardaki ihyayı Muhyî’nin fiili olarak okuduğunda ise yeniden diriliş uzak görünmez.

Dünyada okuduğun rububiyet, haşirde de karşına çıkar.

Haşrin zihinde ağırlaşması, fiilin kime verildiğiyle doğrudan ilgilidir.

Resûl-i Ekrem (a.s.m) taş putları kırdı.

Getirdiği tevhid dersi, zihindeki sahte müessirleri de hükümsüz bıraktı.

Putun adı değişebilir.

Ama mahlûka hakikî tesir verildiği anda aynı hastalık yine baş gösterir.

Bu söz, insanlar hakkında tekfir hükmü vermek için söylenmez.

Kalbin istikametini tartmak içindir.

Secde, insana her gün kimin kulu olduğunu hatırlatır.

Ayağa kalkınca imtihan devam eder.

Eserde fiili gördün.

Peki Fâil’i gördün mü?

Selam ve dua ile

Fi-emanillah