Kaşif Kozinoğlu dosyası yeniden açıldı.
Yıllar önce cezaevinde hayatını kaybeden eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu'nun şüpheli ölümüyle ilgili soruşturma derinleşti. Ve bugün soruşturmanın yolu, yıllardır Türkiye'nin en çok tartışılan dizilerinden biri olan Kurtlar Vadisi Pusu'ya çıktı.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, dizideki Kazım Kaşifoğlu karakterini, bazı sahnelerde kullanılan “FG” plakalarını ve dizinin belirli bölümlerinde FETÖ/PDY lehine propaganda, örtülü mesaj, örgütsel talimat veya yönlendirme bulunduğu yönündeki iddiaları incelemek üzere bilirkişi heyeti oluşturacak.
Dizinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan da bilgi sahibi sıfatıyla ifade verdi.
Şimdi soruyorum:
Ben bunları yıllar önce neden anlatıyordum?
Daha dün kaleme aldığım yazıda açık açık söyledim:
Kurtlar Vadisi başlı başına ele alınmalı, bütün bölümleri tek tek incelenmeli.
Çünkü bugün gündeme gelen mesele benim için yeni değil.
Ben bu konunun içinden geçmiş bir gazeteciyim.
6 Ekim 2016 tarihinde, yapımcısı olduğum Söylemezsem Olmaz programında günlerce Kurtlar Vadisi'ndeki bulguları ekrana getirdik.
Bölümleri tek tek inceledik.
Önümüze birçok aykırı konu çıktı.
Bugün Kaşif Kozinoğlu dosyasında ne konuşuluyorsa, biz o günlerde de dizinin bazı sahnelerini, karakterlerini, mesajlarını ve görüntülerini masaya yatırıyorduk.
Ben ve ekibim bu konularla ilgili günlerce yayın yaptık.
Ve bakın, o günlerde ne oldu?
Pana Film açıklamalar yapıyordu.
Biz o açıklamaları da ekrana getiriyorduk.
Yani karşı tarafın ne söylediğini de izleyicimize aktarıyorduk.
Sonra tekrar haberciliğe devam ediyorduk.
Ardından?
Üst üste davalar açılıyordu.
O dönemde sunucularımdan biri olan Nihat Doğan hakkında sekiz yıla kadar hapis cezası istendi.
Sadece Nihat Doğan mı?
Hayır.
Kim varsa…
Yayında kim varsa, yapım ekibi dahil hepimiz yargılandık.
Şimdi yıllar sonra dönüp kendime şu soruyu soruyorum:
Biz o gün neyin haberini yapmıştık?
Cevabım çok net:
Tamamı gerçekti.
Buna rağmen bu cezalar verildi.
Bugün ise yıllar önce bizim ekranlara taşıdığımız bazı görüntüler ve iddialar, devletin yürüttüğü bir soruşturmanın konusu haline geliyor.
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
“ERDOĞAN” YAZILI MEZAR TAŞI
Kurtlar Vadisi Pusu'nun 2012 yılında çekilen bir bölümünde “ERDOĞAN” yazılı bir mezar taşı vardı.
Biz bu görüntüyü gördük.
Ve haber yaptık.
Haber yaptığımızda yalanlama geldi.
“Tesadüf” dediler.
Ben ne yaptım?
Durmadım.
Biraz araştırdım.
O mezar taşının bulunduğu mezarlığı buldum.
Hemen oraya 4.5G canlı yayın kamerası ve muhabir gönderdim.
Ve gördüğümüz her şeyi canlı yayında anlattım.
Yer doğruydu.
Dizideki sahnenin çekildiği mezarlık doğruydu.
Sahnenin arka planı aynıydı.
Mezar taşı oradaydı.
Fakat bizi asıl şoke eden başka bir şey vardı.
Kurtlar Vadisi dizi ekibi tarafından, çekim için mezar taşının üzerindeki “Erdoğan Ailesi” ibaresinin kaldırıldığı ortaya çıkıyordu.
Yani ekranda gördüğünüz görüntünün nerede çekildiğini bulduk.
Gittik.
Yerinde gördük.
Canlı yayın yaptık.
Bugün hâlâ merak eden varsa Söylemezsem Olmaz YouTube kanalına girip o yayını izleyebilir.
Orada duruyor.
Şimdi bana yine “tesadüf” denebilir.
Ama gazeteci olarak benim görevim, “tesadüf” denildi diye dosyayı kapatmak değil.
Peşine düşmek.
Biz de peşine düştük.
“KURTLAR VADİSİ DARBE”…
Gelelim daha da tartışmalı bir başka meseleye.
Yine Söylemezsem Olmaz programının özel haberi.
“KURTLAR VADİSİ DARBE” İSMİ 15 TEMMUZ'DAN ÖNCE ALINMIŞTI.
15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık iki ay önce “Kurtlar Vadisi Darbe” ismi için marka tescil başvurusu yapılmış, internet sitesi de alınmıştı.
Biz bunu haber yaptık.
Yayında konuştuk.
Ve çok basit bir soru sorduk:
Darbeden haberleri var mıydı?
Çünkü ortada henüz 15 Temmuz yoktu.
Darbe girişimi yaşanmamıştı.
Türkiye böyle bir gecenin eşiğinde olduğunu bilmiyordu.
Ama “Kurtlar Vadisi Darbe” ismi için marka başvurusu yapılmıştı.
Ben gazeteciyim.
Karşıma böyle bir bilgi geldiğinde bunu sormayacak mıyım?
Elbette soracağım.
Bu nasıl bir tesadüftü?
Siz olsanız ne yaparsınız?
Benim için bu büyük bir haber konusuydu.
Ve yine bu konuyu yayında konuşurken Pana Film tarafından bir dava daha açılıyordu.
Yayın yasağı getirmeye çalışıyorlardı.
Şimdi yıllar sonra tekrar soruyorum:
Bu da mı tesadüftü?
Şunu da açıkça söyleyeyim:
Bu başvurunun yapılmış olması tek başına 15 Temmuz'un önceden bilindiğini kanıtlamaz. Zaten daha sonra bu konuyla ilgili yürütülen soruşturmada Necati Şaşmaz ve Mehmet Canpolat hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi.
Ama gazetecilik başka bir şeydir.
Bir olayın kanıtlandığını söylemeden, kamuoyunun önüne soru koyabilmektir.
Bizim yaptığımız tam olarak buydu.
VE O KÖPRÜ SAHNESİ…
Şimdi gelelim benim yıllardır unutamadığım başka bir sahneye.
15 Temmuz darbe girişimi henüz ortada yokken, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde Boğaz Köprüsü üzerinden geçen bir diyalog vardı.
Bugün 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak anılan köprüden bahsediyorum.
Sahnede iki oyuncu Boğaz Köprüsü'ne bakarak konuşuyor.
Diyalog aynen şöyle:
“İstersen hayalindeki Babil Kulesi'ni buraya dikelim. Boğaz manzaralı Babil Kulesi.”
“Çok yakında bu güzel manzara kalmayacak. O yüzden keyfini çıkar.”
“Üç köprüyü birden havaya uçuracağım.”
“Anlamadım?”
“Anlamayacak bir şey yok dostum. Asya ve Avrupa'yı birbirinden ayırmanın zamanı geldi.”
“Bu Konsey'in emri mi?”
“Karşılıklı bir anlaşma.”
“Karşılığında ne alacaksın?”
“Babil'in anahtarı sonsuza kadar benim olacak. İşte o zaman sevgili dostum Babil Kulesi'ni istediğimiz yere dikebiliriz. Hatta belki bu köprünün yanına olur.”
Sonra oyuncu köprüyü gösteriyor:
“Bak şuraya… Bir, iki, üç… BOM!”
Şimdi soruyorum:
Daha ortada 15 Temmuz diye bir olay yokken, köprüleri havaya uçurma fikri nereden çıktı?
Bu sahne kime ne anlatıyordu?
Bu mesajlar kime veriliyordu?
Neden böyle bir diyalog yazılmıştı?
Ve daha önemlisi…
Bu fikir nereden çıkmıştı?
Ben bugün “Bu sahne 15 Temmuz'u önceden biliyordu” demiyorum.
Bunu söylemek için delil gerekir.
Ben gazeteci olarak başka bir şey söylüyorum:
Bu sahne araştırılmayı hak etmiyor mu?
Benim sorum bu.
Bu da mı tesadüf?
SIRADA 1 DOLAR VAR
Daha bitmedi.
Sırada 1 dolar meselesi var.
Kurtlar Vadisi Pusu'nun 202. bölümünde yayınlanan 1 dolar sahnesi, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ üyelerinin üzerinden çıkan 1 dolarlık banknotlar, seri numaraları ve bunlarla ilgili iddialar nedeniyle yeniden gündeme geldi.
Sahnede Polat Alemdar ve ekibi, küresel yapıların ve örgütlerin para birimleri üzerinden yürüttüğü gizli haberleşme ağlarını, seri numaralarını ve 1 dolarların üzerindeki şifreleri çözüyordu.
Bakın…
Ben bunu da 2016'da haber yaptım.
Darbe girişiminin ardından bazı şüphelilerin üzerinden çıkan 1 dolarlık banknotlar Türkiye'nin gündemine oturunca, yıllar önce dizide işlenen bu sahne de yeniden konuşulmaya başlandı.
Biz de bunu Söylemezsem Olmaz programında masaya yatırdık.
Çok konuşuldu.
Her yerde haber oldu.
Çünkü biz o günlerde bu ciddi konuları ekrana getirirken, haberlerimiz Türkiye'nin dört bir yanında konuşuluyordu.
Ama kimse çıkıp:
“Bu dizinin bütün bölümlerini inceleyelim.”
demedi.
Kimse:
“Bu sahneler neden yazıldı?”
diye kapsamlı bir araştırma başlatmadı.
Kimse:
“Bu kadar farklı olay nasıl aynı dizinin içinde yan yana geliyor?”
sorusunun bütün yönleriyle peşine düşmedi.
Şimdi yıllar geçti.
Bugün Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, Kurtlar Vadisi Pusu'nun bazı bölümlerini ve sahnelerini bilirkişi heyetine inceletecek.
İşte benim yıllardır söylediğim tam olarak buydu.
Sadece bir sahneye bakmayın.
Bütününe bakın.
ARTIK DOSYA BÜTÜN OLARAK İNCELENMELİ
Benim kanaatim şu:
Eğer gerçekten bir inceleme yapılacaksa, sadece Kaşif Kozinoğlu ile bağlantılı olduğu düşünülen bölümler değil, Kurtlar Vadisi Pusu'nun bütün bölümleri masaya yatırılmalı.
Senaryolar…
Karakterler…
Diyaloglar…
Plakalar…
Semboller…
Mezar taşları…
Tarihler…
Çekim tarihleri…
Senaryonun yazım tarihleri…
Kullanılan isimler…
Sonradan değiştirilen sahneler…
Ve bütün bunların birbirleriyle bağlantısı…
Tek tek incelenmeli.
Çünkü bugün karşımızda sadece Kazım Kaşifoğlu karakteri yok.
“FG” plakası var.
“Erdoğan” yazılı mezar taşı var.
“Kurtlar Vadisi Darbe” başvurusu var.
Köprü sahnesi var.
1 dolar sahnesi var.
Ve bunların tamamı yıllar içinde kamuoyunda ayrı ayrı tartışıldı.
Şimdi bunların hepsi aynı masaya yatırılacaksa, ben buna karşı çıkmam.
Tam tersine…
Sonuna kadar araştırılsın.
Ama araştırma öyle yapılmalı ki kimse “şu kesin doğrudur” veya “şu kesin yalandır” diye daha en başından karar vermesin.
Belgeler ortaya konsun.
Senaryolar incelensin.
Tarihler karşılaştırılsın.
Sahnelerin çekim süreçleri araştırılsın.
Kim ne zaman ne biliyordu, hangi bilgi nereden geldi, kim ne yazdı, kim ne çekti; bunlar ortaya çıkarılsın.
Varsa bağlantı ortaya konulsun.
Yoksa da yok densin.
Benim istediğim budur.
Çünkü gerçek, kimsenin korkacağı bir şey değildir.
BEN O GÜNLERDE ORADAYDIM
Şimdi gelelim en önemli noktaya.
Ben bugün bu konuları sosyal medyadan görüp konuşmuyorum.
Ben o yayınların içindeydim.
6 Ekim 2016'da yapımcısı olduğum Söylemezsem Olmaz programında ben ve ekibim günlerce bu konuları araştırdık.
Haber yaptık.
Yayınladık.
Karşı tarafın açıklamalarını da yayınladık.
Ardından davalarla karşılaştık.
Sunucumuz Nihat Doğan hakkında sekiz yıla kadar hapis cezası istendi.
Yapım ekibi dahil hepimiz yargılandık.
Ve bugün yıllar sonra o yayınlarda gündeme getirdiğimiz başlıklardan bazıları yeniden soruşturma dosyalarının içerisinde.
O nedenle benim söyleyeceklerim var.
Hem de çok.
Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek'i, faili meçhul dosyaların yeniden ele alınması ve yıllardır cevap bekleyen bazı olayların üzerine gidilmesi nedeniyle tebrik ediyorum.
Ve buradan açıkça söylüyorum:
Ne zaman uygun görürse, bu konuyla ilgili bildiklerimi anlatmaya hazırım.
Çünkü benim anlatacaklarım bugün okuduğum haberlerden ibaret değil.
Ben o yayınların yapımcısıydım.
Ben o görüntülerin peşine düşen ekibin başındaydım.
Ben mezarlığa canlı yayın kamerası gönderdim.
Ben o sahneleri ekrana taşıdım.
Ben “Kurtlar Vadisi Darbe” meselesini yayınladım.
Ben köprü sahnesini konuştum.
Ben 1 dolar sahnesini haber yaptım.
Ve bunların sonucunda açılan davaların, yaşanan sürecin de içindeydim.
Şimdi devlet bu dosyanın bazı bölümlerini yeniden inceliyorsa, benim bildiklerimin de dinlenmesinin faydalı olacağına inanıyorum.
Ben kimseyi peşinen suçlamıyorum.
Kimseyi mahkûm etmiyorum.
Ama yıllardır cevapsız bırakılan soruların da üstünü örtmüyorum.
Çünkü gazetecilik tam olarak budur.
Soru sorarsın.
Belgenin peşine düşersin.
Görüntüyü araştırırsın.
Canlı yayına gidersin.
Sonuna kadar takip edersin.
Ve yıllar sonra aynı konu yeniden açıldığında da dönüp dersin ki:
“Ben bunu size yıllar önce anlatmıştım.”
Şimdi artık sıra araştırmada.
Kurtlar Vadisi'nin sadece birkaç sahnesi değil, baştan sona bütün bölümleri incelensin.
Gerçek neyse ortaya çıksın.
Tesadüfse tesadüf densin.
Bağlantı varsa bağlantı ortaya konulsun.
Ama bu kez kimse soruları daha en başından susturmasın.
Çünkü benim yıllar önce sorduğum sorular hâlâ masada:
Erdoğan yazılı mezar taşı neden oradaydı?
“Kurtlar Vadisi Darbe” ismi 15 Temmuz'dan önce neden alınmıştı?
Daha 15 Temmuz ortada yokken köprüleri havaya uçurma fikri nereden çıkmıştı?
1 dolar sahnesi yıllar önce nasıl yazılmıştı?
Kaşif Kozinoğlu'nun dizideki karşılığı neden Kazım Kaşifoğlu olmuştu?
“FG” plakası neden kullanılmıştı?
Ben cevap vermiyorum.
Soruyorum.
Çünkü bu soruların cevabını artık gazeteciler değil, deliller vermeli.
Ve benim yıllardır söylediğim gibi:
Kurtlar Vadisi'ni birkaç bölümden ibaret değil, bütün olarak inceleyin.
Belki yıllardır “tesadüf” dediğimiz şeylerin gerçekten tesadüf olup olmadığını ancak o zaman anlayacağız.