☰
✕

KIZILDENİZ’DEN NİL’E KÜRESEL SATRANÇ: ETİYOPYA’DA ÇÖKEN İTTİFAKLAR VE AFRİKA BOYNUZU’NDA YENİ DENKLEM

Abone Ol

Afrika Boynuzu’na dışarıdan, sığ bir perspektifle bakanlar; haritada yalnızca yoksulluk, yerel aşiret çatışmaları ve bitmek bilmeyen sınır krizleri görürler. Oysa jeopolitiğin derinliklerine vakıf olanlar, tarihi okuyanlar ve "devlet aklı" ile meselelere yaklaşanlar çok iyi bilir ki; bugün Etiyopya, Sudan, Somali ve Kızıldeniz hattında yaşananlar, basit birer yerel iç çatışma değildir. Karşımızda; küresel ticaretin şahdamarını kesmek, Nil sularını bir silah olarak kullanmak ve İslam coğrafyasını güneyden kuşatmak için kurgulanmış, arkasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail'in bulunduğu devasa bir "vekâletler savaşı" durmaktadır.

Etiyopya'da bir süredir uykuya yatmış gibi görünen devasa fay hattı, Tigray Cephesi'nin yeniden alevlenmesiyle büyük bir gürültüyle kırılmaya başlamıştır. 2020-2022 yılları arasında yaşanan kanlı çatışmaların ardından etkisini yitirdiği zannedilen Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), bugün sadece kendi sınırlarını korumakla kalmıyor; komşu Afar ve Amhara bölgelerine doğru stratejik bir ilerleyiş sergiliyor. Bu askeri hareketliliğin nihai hedefi sıradan bir özerklik talebi değildir. Asıl gaye; bir dönem başkent Addis Ababa'da devleti demir yumrukla yöneten Tigray aklının, Oromo kökenli Başbakan Abiy Ahmed'i devirerek ülkenin başına yeniden geçme gayesidir.

Kızıldeniz Hayalleri ve Eritre’nin Çektiği Set

Meseleyi sadece Etiyopya'nın iç dinamikleri üzerinden okumak bizi büyük bir yanılgıya sürükler. Savaşın bölgesel boyutu, küresel güçlerin iştahını kabartan ana unsurdur. Başbakan Abiy Ahmed yönetimi, 150 milyona yaklaşan nüfusuyla Afrika'nın en büyük devlerinden biri olan Etiyopya'nın denize çıkışı olmamasını bir varoluş krizi olarak görmektedir. Etiyopya'nın Kızıldeniz'e inme arzusu ve bu uğurda komşu ülkelere savurduğu tehditler, bölgedeki tüm dengeleri altüst etmiştir.

Bu noktada en kritik aktörlerden biri şüphesiz Eritre'dir. Uzun yıllar Etiyopya ile kanlı savaşlar yürüten, sonrasında suni bir barış imzalayan Eritre; bugün burnunun dibinde Kızıldeniz'e açılmak için her türlü provokasyonu deneyen, güçlü ve yayılmacı bir merkezi Etiyopya hükümeti istememektedir. Asmara yönetimi çok iyi bilmektedir ki; denize inmiş, deniz kuvvetleri kurmuş ve emperyalist güçlerle (İsrail-BAE) askeri ittifaklar kurmuş bir Etiyopya, Eritre'nin egemenliği için doğrudan bir numaralı tehdittir.

Sudan’ın Parçalanma Senaryosu ve Taşeron İttifaklar

Etiyopya'nın "deniz ve hegemonya" hırsı, onu bölgede son derece tehlikeli ve kirli ittifakların içine sürüklemiştir. Abiy Ahmed yönetimi, Somali'nin toprak bütünlüğünü hiçe sayarak ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle korsan anlaşmalar imzalarken, diğer yandan üç yılı aşkın süredir iç savaş cehennemini yaşayan Sudan'a da zehirli bir hançer saplamaktadır.

Kardeş Sudan'ın devlet yapısını çökertmek, düzenli orduyu tasfiye etmek ve ülkeyi savaş baronlarına teslim etmek isteyen Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) bölgedeki baş taşeronu kimdir? Elbette savaş suçlarıyla, yağmalarla ve katliamlarla anılan Hemedti liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK). İşte Etiyopya yönetimi, BAE'nin sıcak para ve lojistik teşvikleriyle bu paramiliter yapıya açıkça arka çıkmaktadır. BAE'nin Sudan ordusunu ve devletini hedef aldığı bu ölümcül çarka, Abiy yönetimi de gönüllü olarak girmiştir. Hatta Etiyopya, sadece Hemedti'ye destek vermekle yetinmemiş; Sudan Ordusu'na güneyden ikinci bir cephe açması için Abdulaziz el-Hilu güçlerine aktif lojistik ve siyasi destek sağlayarak Sudan'daki kaosu daha da kanlı bir kördüğüme çevirmiştir.

Siyonist Akıl Sahada: İsrail'in Nil ve Kızıldeniz Kuşatması

Bu karanlık tablonun arkasındaki ana kurgucuyu, o "üst aklı" görmeden analizi tamamlayamayız. Gazze'de eşi benzeri görülmemiş bir soykırım gerçekleştiren, kundaktaki bebeklerden okul çağında bile olmayan küçücük çocukları katleden ve uluslararası arenada giderek yalnızlaşan, köşeye sıkışan İsrail; çıkış yolunu Afrika Boynuzu'nda bulmaya çalışmaktadır.

İsrail'in Etiyopya'daki Abiy yönetimine verdiği kritik destek, sadece Etiyopya kökenli Falaşa Yahudileri üzerinden kurulan duygusal veya demografik bir bağ ile açıklanamaz. Siyonist rejimin asıl hedefi; İslam dünyasını ve bilhassa Mısır'ı güneyden kuşatmaktır. İsrail'in, Mısır'ın adeta şahdamarı olan Nil sularını kesme potansiyeli taşıyan Hedasi (Rönesans) Barajı inşasında Etiyopya'ya sunduğu teknolojik ve diplomatik destek, Kahire'yi sürekli bir su krizi tehdidi altında tutma stratejisinin parçasıdır. Aynı şekilde, Kızıldeniz'in giriş kapısı olan Babülmendeb'i kontrol etmek isteyen İsrail, ayrılıkçı Somaliland projesinde de Etiyopya ile ortak hareket etmekte, Somali'nin İslami ve milli bütünlüğüne doğrudan saldırmaktadır.

Dönen Tekerlek: Çöken BAE-İsrail Ekseni ve Yeni Dengeler

Fakat evdeki hesap çarşıya, masa başındaki emperyalist kurgular sahadaki direniş gerçeğine uymamaktadır. Bugün Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz hattında rüzgâr tersine dönmeye başlamıştır.

Sudan'da BAE ve Etiyopya destekli Hızlı Destek Kuvvetleri, meşru Sudan ordusu karşısında ağır darbeler almaya başlamıştır. Sudan ordusunun son dönemde kaydettiği stratejik ilerlemeler ve Hemedti güçlerinin Kuzey Kordofan bölgesinden sökülüp atılması, bu taşeron yapının köşeye sıkıştığının en net ilanıdır. Güneyde paramiliter yapıları çöken, kuzeyde ise yeniden dirilen Tigray güçlerinin Afar ve Amhara'ya doğru elde ettiği başarılarla kendi içinde kuşatılan Abiy Ahmed yönetimi için çember giderek daralmaktadır.

150 milyonluk bir dev olan Etiyopya'nın istikrarsızlığa sürüklenmesi ve BAE-İsrail eksenine yaslanan Abiy Ahmed'in iktidarını kaybetme ihtimali, sadece Addis Ababa'da değil; tüm Afrika'da deprem etkisi yaratacaktır. Bu durum, Libya'dan Etiyopya'ya, Somali'den Kenya'ya kadar uzanan o devasa coğrafyada güçler dengesinin ve ittifakların yeniden, baştan aşağıya kurulması demektir.

Netice itibarıyla bu kanlı satranç tahtasında en büyük kaybedenlerin kim olduğu yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Yemen'deki vekalet savaşlarında stratejik olarak gerileyen, Husiler karşısında tutunamayan ve büyük prestij kaybeden Birleşik Arap Emirlikleri ile onun bölgedeki gölge mimarı İsrail; şimdi de Sudan ve Etiyopya cephelerinde kurdukları paramiliter düzenin çöküşünü izlemektedir.

Kendi içinde bütünlüğünü sağlayamayan, komşularının toprak bütünlüğüne (Somali) ve yaşam kaynağına (Mısır-Sudan) saldıran, emperyalistlerin ve Siyonistlerin taşeronluğuna soyunan hiçbir yönetimin ayakta kalma şansı yoktur. Türkiye olarak, "Afrika sorunlarına Afrikalı çözümler" ilkesiyle hareket edip; Somali'nin toprak bütünlüğünü savunan, Sudan'da meşru devlet aklının yanında duran ve Kızıldeniz'in güvenliğini önceleyen o sarsılmaz duruşumuzun ne kadar hayati, ne kadar haklı olduğu bugün sahadaki gelişmelerle bir kez daha tescillenmiştir. Siyonizmin ve onun emperyalist işbirlikçilerinin Afrika'yı güneyden kuşatma planı, bölge halklarının direnişinde paramparça olmaya mahkûmdur.