Kelime, kelam ve kalem

Abone Ol

"DÜŞÜN kalemi ve [onunla] yazdıklarını!" (Kuran:68/1)

Düşündüğümüz ve muhayyilemizde anlamlandırdığımız geçmiş, an ve geleceğe dair ne varsa bunların tamamını kelime ile ifade ederiz. Kelime anlamlandırma aracı olarak en önemli varlığımız, dilimizin biricik yapı taşıdır. Keyfi olarak kelimeler günübirlik tartışmaların, algı üretmenin, kişisel anlamlandırmaların, değiştirme ve dönüştürmelerin aracı yapılmamalıdır. Kimse dilediğince kelimeleri bölme, birleştirme veya rastgele birleştirerek yeniden anlamlandırma hak ve özgürlüğüne sahip değildir. Günümüzde dil kadar sahipsiz ve başıboş bırakılmış bir alan daha yok. Kimileri farklı hecelerden uydurma bir isim üreterek çocuklarına anlamı kendinden menkul isim yaparken kimileri de farklı dillerden ve Türkçe kelimelerden uydurma/melez markalar üreterek büyük duvarlara göz alıcı görsellerle asıp anlamsız kelimeleri millete ezberletmektedir. Bu hoyratlıklara ‘hakkımız ve yetkimiz var mı’ diye kimse kendisine sorma ihtiyacı da duymamaktadır. Dil ve kelime, milletin ortak malıdır ve onunla hiç kimsenin ne adına, hangi niyetle olursa olsun oynamaya hakkı yoktur.

Çok uzak görülen gelecek bir gün gelecek ve birileri çağımıza ve çağımız insanlarının eylemlerine, yapıp ettiklerine bakacaklar. Kamusumuza, kelimelerimize ettiğimiz ihaneti tüm çıplaklığıyla görecek ve düşünmeleri ve çağlarını anlatmaları için onlara neden yeterli kelime ve kavram bırakmadığımıza sadece şaşmayacaklar, şaşıracak ve bizi kelama ve kelimeye ihanetle suçlayacaklar. Yaşadığımız zaman aralığında tarihi birikimden miras kalan değerleri muhafaza ederek gelecek zamanlara aktaramadığımız için gelecekteki insan nesli bize merhametli davranmayacaktır.

Gelecek zamanlarda yaşayacakların suçlamalarından korunmak için yaşadığımız çağın vahşi ve kuralsız duyarsızlığını en azından dil ve kültürde engellemek yükümlülüğündeyiz. Kamusumuza saygı göstererek çalışmak ve dilin sesi kelama, yazma aracı kaleme ve ifade sembolü kelimeye itina ile yaklaşmak gelecek çağlara ve nesillere borcumuzdur.

Tanzimat’la Batı’dan gelip zihin dünyamızı işgal eden, kanaatlerimizi, kavrayış ve anlayışımızı iğfal ederek yerli her fikri, kavramı, değeri, düşünce ve inanışı bize yabancılaştıran kültür köleleşmesinden, kafa esareti ve ruh tutsaklığından mümkün olduğu ölçüde kendimizi korumalıyız. Münevver olma iddiası taşıyan her fert, çağının haysiyetini korumak ve yüceltmekle yükümlüdür.

İnsan onuru ve saygınlığının olmadığı sanal sağırlık ortamını görmezden gelsek bile günlük, haftalık, aylık süreli yayınlarda yazan ve kaleme/klavyeye kitap yazmak için uzanan her el, kalemin ve kelimenin dağlardan ve okyanuslardan daha ağır sorumluluğunun şuurunda olmalıdır. Zihin dünyamızdan kelimeye dönüşen her görüntü andan, tarihten, çağdan ve coğrafyadan geleceğe bir mesajdır. Günün kültürü, medeniyeti, siyaseti, haksızlıkları, yıkım ve inşaları, aşırılıkları, yanlışları, yıkımları, yıkılmışlıkları, adalet ve hukuksuzluklarını yarına taşıyan kalemdir; akleden insan, kaleminin sorumluluğunu yüklenmeye mahkûmdur.   

Yerel ve ulusal yayın mecralarında binlerle kalem, zihnin ürettiği düşüncelere şekil veriyor. Kalemi kullanan el kimi zaman toplumun merhamet ve umut ufkunu aydınlatırken kimi zaman da kalemle kaleme aldığı bir formülle biyolojik bir silah üretip nesline ihanet ediyor. İnancını seslendiren ve yazan komşusundan nefret eden kalem sahipleri de azımsanmayacak çoğunluktadır. Kalemi tutan el şuur, zihin, akıl ve idrak burcunda insana, insanlığa ve insanlık onuruna layık bir kürsüden bakmıyorsa ant olsun ki kaleme ve kelimeye ihanet etmiştir. Merhamet, adalet ve hakikati sindiremeyen insan, susma orucuna durmalı ve kelimeyi kaleme sürmemelidir; ancak akleden ve düşünen insan, çağından kaçarak kurtulamayacaktır.

Çağın, çağ ülkelerinin, aziz ülkemizin insanlarının gün için, yarın için, yakın ve uzak gelecek için kelimelerle kurulmuş merhamet çadırlarına ihtiyacı var. Kalemden sütunlarla yükseltilmiş gönül çadırlarını birer paylaşım sofrasına dönüştürüp insanı ve insanlığı ağırlamaya başlayan insana selam olsun.