KAVRAMLARI DEĞİŞTİREREK ÇİRKİNLİĞİ NORMALLEŞTİREMEZSİNİZ

Abone Ol

Çağımızın en tehlikeli alışkanlıklarından biri, toplumların yüzyıllardır yanlış, zararlı veya insan onuruyla bağdaşmaz gördüğü davranışları ortadan kaldırmak yerine isimlerini değiştirmektir.

Kelime değişiyor, hakikat değişmiyor.

Bunun en açık örneklerinden biri “seks işçiliği” tabiridir.

Ben bu kavramı doğru bulmuyorum. Çünkü burada yalnızca yeni bir kelime kullanılmıyor; fuhuş, işçilik ve emek kavramlarının içine sokularak toplumsal ve ahlaki bakımdan normalleştiriliyor.

Oysa işçilik nedir?

İşçilik; insanın emeğini, bilgisini, becerisini ve beden gücünü üretime veya hizmete dönüştürmesidir. Alın teridir. Bir ustanın maharetidir, çiftçinin nasırlı elidir, madencinin yerin yüzlerce metre altındaki mücadelesidir, fabrikadaki işçinin emeğidir.

İnsanlık bunun için “emeğin kutsallığından” söz eder.

Şimdi insan bedeninin cinsel kullanımını para karşılığında başkasına sunmayı aynı kelimenin içine yerleştirip buna “işçilik” dediğinizde, yalnızca bir terminoloji değişikliği yapmış olmazsınız.

Emeğin asırlardır taşıdığı itibarı başka bir alana transfer etmiş olursunuz.

İtirazım tam da bunadır.

Fuhuş insanlık tarihi kadar eski olabilir. Ancak bir davranışın eski olması, onun insan onuruna uygun olduğunu göstermez.

Üstelik meselenin arkasında çoğu zaman yoksulluk, istismar, insan ticareti, şiddet, bağımlılık, çaresizlik ve çeşitli sosyal kırılganlıklar bulunmaktadır. Böyle bir alanda yapılması gereken, insanın içinde bulunduğu zayıflığı “meslek” kavramıyla süslemek değil, onu bu sömürü düzeninden kurtarmaktır.

Burada çok önemli bir ayrım yapıyorum:

Fuhşa sürüklenen insanı aşağılamıyorum; fuhşu normalleştiren zihniyete karşı çıkıyorum.

Çünkü insanın çaresizliğinden yararlanmak başka şeydir, çaresizlik içerisindeki insanı korumak başka şey.

İnsana gerçekten değer veriyorsanız, “bedenin senindir, istediğin gibi satabilirsin” demekle yetinmezsiniz. İnsanın neden bedenini para karşılığında kullandırmak zorunda kaldığını da sorarsınız.

Özgürlük kavramı da burada sınırsız bir gerekçe hâline getirilemez.

İnsan onuru, insan bedeninin dokunulmazlığı ve kişinin sömürüye karşı korunması hukuk ve ahlak düşüncesinin temel meselelerindendir. Modern hukuk dahi bazı alanlarda kişinin kendi rızasına rağmen onu koruyan düzenlemeler getirir. Çünkü hukuk, her rızayı otomatik olarak meşruiyet sebebi kabul etmez.

Dolayısıyla mesele yalnızca “iki yetişkin insanın tercihi” denilerek geçiştirilemeyecek kadar derindir.

Mesele insanın kendisini nasıl gördüğüdür.

Mesele toplumun insan bedenine hangi değeri verdiğidir.

Ve en önemlisi mesele, hangi davranışları hangi kelimelerle gelecek nesillere normal olarak aktardığımızdır.

Çünkü dil yalnızca gerçeği anlatmaz; zamanla gerçeği algılama biçimimizi de değiştirir.

Dün “fuhuş” denilen şeye bugün “seks işçiliği”, yarın “profesyonel hizmet”, öbür gün sıradan bir “kariyer tercihi” denilmeye başlanırsa, değişen davranış değil toplumun o davranış karşısındaki ahlaki eşiğidir.

İşte kavram mühendisliği tam olarak burada başlar.

Ben buna itiraz ediyorum.

Fuhşa sürüklenen insanı hor görmeyelim. Ona hakaret etmeyelim. Onu toplumdan dışlamayalım. Tam tersine, elinden tutalım; ekonomik, sosyal ve hukuki imkânlarla başka bir hayat kurabilmesinin önünü açalım.

Ama bunu yaparken fuhşu da emeğin şerefli kavramlarının arkasına saklamayalım.

Her para kazanma biçimi meslek değildir.

Her rıza insan onuruna uygunluk anlamına gelmez.

Her yeni kavram ilerleme değildir.

Ve her normalleştirme özgürlük değildir.

İnsan onurunu korumak istiyorsak önce kelimelerimizi korumalıyız. Çünkü bazen bir toplumun ahlaki sınırları kanunlarla değil, kelimelerin anlamlarının yavaş yavaş değiştirilmesiyle aşındırılır.