II. “BÜYÜK AYRIŞMA” VE YENİ BİR “FAŞİST ÇÖZÜM”ÜN ŞAFAĞINDA MIYIZ?

Abone Ol

Ekonomik ve askeri kapasite bakımından gerilediği artık çok daha aşikâr olan ve aşırı sağın yükselişte olduğu Avrupa’nın durumu, Kenneth Pomeranz’ın; “The Great Divergence” ve Karl Polanyi’nin; “The Great Transformation” tezlerini akla getiriyor.

Ve “Artık bir tersine dönüş üzerinden mi bu tezleri okumaya başlayacağız?” sorusunu da haklı olarak sorduruyor.

Amerikalı Tarihçi Kenneth Pomeranz; “Büyük Ayrışma: Çin, Avrupa ve Modern Dünya Ekonomisinin Oluşumu” adlı çalışmasıyla, 1750, 1800’lü yıllarda Avrupa’nın büyük bir ekonomik ayrışmayla dünyadan nasıl ayrıştığını ve bunu nasıl yaptığını ortaya koyuyor.

Ona göre 18. yüzyıla kadar Batı Avrupa -özellikle Britanya- ile Doğu Asya'nın en gelişmiş bölgesi olan Yangtze Deltası arasında üretim, yaşam standardı ve piyasa yapıları açısından büyük bir fark yoktu.

Peki, ne oldu da bu büyük ayrışma meydana geldi ve Batı Avrupa, özelde Doğu Asya’yı genel de de Doğu’yu geride bıraktı?

Bazı temel sebepleri sıralayarak geçmişteki ayrışmanın sebeplerini göstermeye çalıştıktan sonra, şimdiki zamana gelmek ve artık değişen dengeleri ifade etmek istiyorum.

Buharlı teknolojinin petrolü olan kömür yataklarının rolü: Britanya'daki zengin kömür yataklarının, nüfusun yoğun olduğu sanayi merkezlerine coğrafi olarak yakın konumda bulunması, Avrupa'ya büyük bir enerji avantajı sağladı.

“Hayalet Alanlar” (Ghost Acreage) ve Ekolojik Rahatlama: Avrupa, Amerika Kıtasının keşfi ve sömürgeleştirilmesi sayesinde kereste, pamuk ve şeker gibi toprağa dayalı kaynakları dışarıdan ithal etti.

Bu durum, Avrupa'ya kendi topraklarını gıda yerine sanayiye ayırma fırsatı verdi.

Dolayısıyla Avrupa'nın yeni dünyayla kurduğu bu orantısız ve güce dayalı ticaret ve sömürge bağlantıları, tarım ve hammadde üzerindeki ekolojik kısıtlamalarını hafifletmiş oldu.

Özellikle “Büyük Ayrışma”nın yaşandığı 19. yüzyıldan sonra bu yeraltı kaynakları ve denizaşırı imkanlar sayesinde Avrupa kalıcı bir endüstriyel büyüme yakalarken Çin, Hindistan ve genelde de Doğu ekonomileri, benzer kaynak kısıtları yüzünden durağanlaşmış oldu.

Bazı düşünürler Avrupa’nın yükselişini, “İçsel Üstünlük” tanımıyla karşıladılar ve Batı'nın yükselişinin rastlantısal olmadığını ifade ettiler.

Gelişmeleri, Avrupa'nın kültürel değerleri (çalışma ahlakı, rasyonellik), bilimsel merakı, alfabe yapısı ve parçalanmış siyasi yapısının getirdiği rekabet ortamının kaçınılmaz bir sonucu olarak gördüler.

Oysa Pomeranz Batı ve Kapitalizm düşüncelerinde yalnız değildi.

Başta İktisat Tarihçisi ve Sosyolog Karl Polanyi olmak üzere birçok destecisi vardı.

Polanyi tartışmaya aslında kapitalizm ve serbest piyasa koşullarının ürettiği krizlerle dahil oldu ve Avrupa toplumlarının 1930’larda neden Faşist yönetimlerle sınandığının cevaplarını üretmeye çalıştı.

Dolayısıyla da Polanyi, faşizmin ortaya çıkışını psikolojik bir sapma ya da sıradan bir siyasi kriz olarak görmez.

1920'lerde altın standardı ve serbest ticaret ısrarı, küresel ekonomiyi kırılgan hale getirdi ve 1929 Büyük Buhranı patladığında, piyasa mekanizması çöktü ve piyasa tıkanması ve kurumsal felç yaşandı.

Politikacılar ve iktisatçılar sistemi kurtarmak için ısrar ettikçe kriz daha da derinleşti.

Çünkü toplum açlık, işsizlik ve güvensizlikle karşı karşıyaydı.

Sanayiciler kârlarını, işçiler ise hayatlarını korumak istiyordu.

Demokratik siyaset bu iki çatışan gücü uzlaştıramaz hale geldi ve sistem kilitlendi.

Sistem kilitlendiğinde, çözüm yollu kalmadığında “mistik bir kurtarıcı rolündeki- faşizm devreye girdi.

Faşizm, toplumu piyasanın yıkımından korumayı vadediyordu; ancak bunu demokrasiyi, bireysel özgürlükleri ve işçi hareketlerini tamamen yok ederek yaptı.

Polanyi'ye göre faşizm, kapitalist sistemi kurtarmak adına insanlığın feda edilmesiydi; ama oldu ve neticede insanlık feda edildi.

Rus İktisatçı Nikolay Kondratyev de; "Bırakınız yapsınlar" (laissez-faire) politikasının ve kapitalizmin ürettiği krizleri, “Kondratiyef dalgaları” olarak anılan teziyle ortaya koydu; 45 ila 60 yıl süren uzun vadeli, makroekonomik döngüler olarak.

Şimdi uzun bir izahın ardından kısa bir “şimdi” değerlendirmesi yaparak birkaç soru soralım.

İnsan kaynağı ve hammadde, enerji tedarikleri konusunda ciddi sıkıntıları olan Avrupa, artık Doğu ve Sömürgeleri karşısında eskisi kadar güçlü değil.

Pek çok teknolojik yenilikte de -özellikle lokomotif olan savunma- artık öncü değil.

Yüksek enflasyon, enerji tedariği ve göçler sebebiyle artık yükselen bir aşırı sağın da -son Almanya örneğindeki gibi- tehdidi altında.

Bütün bu yaşananlar, doğal olarak şu soruyu sorduruyor: Avrupa Doğu karşısında zayıflıyor m?

Eğer öyle ise Pomeranz, Polanyi ve Kondratyev’in tezleri üzerinden bakıldığında bugün bir “tersine büyük ayrışma” ya da “tersine büyük dönüşüm” ile bir gerileyen bir Avrupa gerçeğinin şafağında olabilir miyiz?