Medyanın temizliği basın ile ilişkileri şu sıralar Türkiye’nin en önemli problemlerinden biri olarak karşımızda duruyor. Basın ve haber alma özgürlüğü yani bilgilenme hakkı anayasal bir hak. Yasama, yürütme, adalet, güvenlik gibi temel haklardan birisi de haberleşme ve bilgi alma hakkı. Bu basın ve gazetecilik ile yerine getiriliyor.
Sosyal medya ise başka bir mecra.
Çoğu kez haber ile sosyal medyada çıkanlar aynı kefeye konulsa da aslında aralarındaki tek ilinti basının sosyal medyayı kullanması, başka bir benzerlik yok.
Sosyal medya denilen kirli alanda dezenformasyon, bilgi kirliliği ve kişilik haklarına saygısızlık, yalan bilgi gibi birçok sorun mevcut. Bu sosyal medya platformlarının yönetimi ülke dışında, bu nedenle müdahale edebilmek için Türkiye’de ofis açmaların istenmesinin nedeni de bu hukuki zemini doldurmak.
Kişilik haklarına giren konular, ülke güvenliği, hukuki meselelerde gerekeni yapmak için bu ofisler üzerinden süreç yürütmeye çalışılıyor ve bu galiba en önemli yöntemlerden birisi. Daha önce de yazmıştım, sahte hesaplar, trol hesaplar ile yalan hızla dolaşıma sokuluyor. İnsanlar birdenbire işlemedikleri bir suçun suçlusu haline getiriliyorlar, kendilerini aklamaları için geçen süre sonunda bu yalan, üzerlerine yapışıp kalıyor.
Oysa basın, ilkeleri, hukuki zemini olan ve denetlenebilir bir mecra. Bu denetleme sansür anlamına gelmesin. Hukuki hesap verebilirlik anlamında bir denetleme. Tüm yazılı ve görsel basın kuruluşlarının bir işleyiş sistemi, yasalara ve meslek ilkeleri ile ahlak ilkelerine bağlılığı yasalar ve devletin düzenlemeleri ile standardize edilmiş. Bir haber bu mecrada yayınlanacaksa haberi yapandan haberi basan ya da okuyana kadar herkes bunun sorumluluğunu taşıyor. Hukuki olarak herkes hesap veriyor. Oysa sosyal medyada kontrol sadece kriminal olarak yapılabiliyor. Bilişim suçu kapsamında hızlıca adı geçen hesaplara ulaşılsa da bu çok yorucu bir iş. Dezenformasyon başkanlığının tüm mecralarda her konuya müdahil olması da mümkün değil. Oysa bir gazete haberi ya da televizyon haberinde hızlı ve kolay çözümler sağlanabiliyor.
Bir gazeteci olarak uzun yıllardır bu konuda yaşananları sık sık gündeme getiriyorum. Sosyal medyada linç edilen siyasetçiler, yalan haber ile ticari olarak zor durumda kalan iş adamları, dış operasyonlar ile Türkiye’de kaos ortamı yaratmaya çalışan organizasyonları sık sık görüyoruz. Sosyal medyada her gün bunların birçok örneği ile karşılaşıyoruz. Burada paylaşırsak bu yalana ortak oluruz bu nedenle sadece değinmek ile bitireceğiz. Bu kirli mecrayı temizleyebilme şansımız çok görünmüyor diye düşünebilirsiniz. Ancak aslında alınacak birkaç önlem ile gerçek haber alma hakkını yeniden güçlendirebilir ve sosyal medyayı da basın kuruluşları gibi standardize edebiliriz.
Tüm sosyal medya hesaplarını kişisel kimlik bilgilerimiz ve vatandaşlık numaramız ile kaydolmayı sağlayacak bir sistemi kurmak zorunda olduğumuzu daha önce de yazmıştım. Haber siteleri ve haber grupları için tıpkı gazetelerde olduğu gibi mesul müdürlük, tüzel kişilik yaratılmalı. Sosyal medya üzerinden haber üretenlerin gazeteci olmaları sağlanmalı, bunun için gazeteciler cemiyeti ve ilgili devlet teşkilatları eşgüdüm ile uzaktan ya da yüz yüze eğitim vermeli ve bir kullanıcı kodu yaratılarak sistemin hukuki kontrolü sağlanmalı. Yazılı ve görsel basının sosyal medyada daha etkin rol alması için mali ve hukuki destekler sağlanmalı. Sosyal medyada görev alan basın gruplarının devlet reklamlarından yararlanması sağlanmalı. Sahte hesapların, yanıltıcı haberlerin yerini gerçek hesap ve haberlerin alması için zaten sosyal medya nedeniyle ekonomik olarak zor duruma düşen yerel basın ve ulusal basının desteklenmesi gerekiyor.
Basın ve haber alma özgürlüğü, yalan ve sahte hesaplar üzerine kurulu, kirli sosyal medyaya kurban edilmemeli. Devletin de desteği ile gerçek basın bu sosyal medyayı temizlemek için aktif görev almalı ve devlet vatandaşını korumalı. İşte bu nedenle yerel ve ulusal medyaya ve basın emekçilerine büyük görev düşüyor.