☰
✕

GÜLLÜ DOSYASINDA SIR PERDESİ ARALANDI: SULTAN’IN İFADESİ KAN DONDURDU

Abone Ol

Türkiye’nin aylardır konuştuğu Güllü dosyasında artık kritik bir aşamaya gelindi.

Ben bu olayın ilk gününden beri yaşananları yakından takip ediyorum. Güllü’yü de tanırdım. Kendi halinde, kimseye zararı olmayan, merhametli ve çevresi tarafından sevilen bir insandı.

Bu nedenle ölüm haberini aldığım ilk gün, “Güllü evinin camından düştü” denildiğinde açıkçası inanmakta zorlandım.

İçimden geçen ilk cümle şuydu:

“Bu işte bir iş var.”

Aylar boyunca dosyada ortaya çıkan her ayrıntıyı takip ettim. Ancak duruşmada görgü tanığı Sultan Nur Ulu’nun anlattıkları, olayın seyrini çok daha farklı bir noktaya taşıdı.

Sultan’ın mahkemede anlattığına göre Tuğyan, annesi Güllü’yü bacaklarından tutarak pencereden aşağı attı.

Bu, elbette mahkemenin değerlendireceği bir tanık beyanı. Ancak olayın en kritik noktalarından biri olduğu da açık.

Üstelik Sultan, daha önce farklı bir anlatımda bulunmuştu. Mahkemede ise olay anına ilişkin çok daha farklı bir tablo çizdi.

Bir başka çarpıcı iddia da şu:

Sultan, cenaze günü Tuğyan’ın kendisine “Ben yanarsam seni de yakarım” dediğini söyledi.

Şimdi bu sözün gerçekten söylenip söylenmediğini, hangi şartlarda söylendiğini ve tanığın beyanlarının ne ölçüde güvenilir olduğunu mahkeme değerlendirecek.

Dosyada dikkat çeken bir başka konu da evdeki kamera sistemi.

Hâkim, Tuğyan’a annesinin evinde neden kamera bulunduğunu soruyor. Tuğyan ise “Annem dijitale meraklıydı, o yüzden kamera vardı” diye cevap veriyor.

Peki insan durup dururken evinin çeşitli yerlerine kamera ve güvenlik sistemi kurar mı?

Güllü’nün kendisini tehdit altında hissettiği bir dönem olmuş olabilir mi? Kameralar ve kilit sistemi bunun için kurulmuş olabilir mi?

Bence bu soru da mutlaka araştırılmalı.

Çünkü kameranın varlığından çok, neden kurulduğu önemli.

İddianamede ayrıca olaydan önce ve sonra yaşanan bazı gelişmeler, telefon görüşmeleri, silinen mesajlar ve yurtdışına çıkma planlarına ilişkin iddialar da yer alıyor. Bunların tamamı tek tek değerlendirilmeli.

Bir de olay anına ilişkin ses kaydı meselesi var.

İddianamede, düşmeden hemen önce genç bir kadın sesinin “Hadi görüşürüz” dediği ve bu sesin Tuğyan’a ait olabileceği yönündeki değerlendirmeden söz ediliyor.

Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, ortada cevap bekleyen çok ciddi sorular olduğunu görüyorum.

Savcılık da duruşmada Tuğyan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti. Mahkeme ise tutukluluğun devamına karar vererek duruşmayı 9 Ekim’e erteledi.

Ben kimseyi mahkeme kararı olmadan suçlu ilan etmiyorum.

Ama Güllü’nün ölümünün ilk gününden beri söylediğim bir şey var:

Bu olay aydınlatılmalı.

Çünkü burada sadece bir annenin ölümü yok.

Bir ev, bir aile, çelişkili ifadeler, güvenlik kameraları, ses kayıtları ve birbirinden farklı tanık anlatımları var.

Şimdi söz mahkemenin.

Ve Güllü için artık en önemli şey, bütün bu soruların cevabının bulunması.

Gerçek neyse, ortaya çıkmalı.