☰
✕

FON KRİZİ BİR MİLAT OLSUN: MESELE PARA DEĞİL, TOPLUMUN GELECEĞE İNANCIDIR

Abone Ol

Fon krizi bize çok önemli ve belki de meselenin ekonomik boyutundan daha ağır bir gerçeği gösterdi:

Türkiye’nin önünde yalnızca ekonomik, hukuki veya siyasal bir sorun yoktur. Eğer bu ve benzeri krizler doğru yönetilmezse, bütün bunların üzerinde büyüyen devasa bir toplumsal psikoloji sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz.

Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca para değildir.

Adalet duygusudur. Gelecek güvencesidir. Çalışırsam kazanırım inancıdır. Çocuğum benden daha iyi yaşayacak ümididir. Devlet beni korur güvenidir.

Bunlar kaybolmaya başladığında mesele artık ekonomi olmaktan çıkar.

Bir ülkede milyonlarca insan yıllarca çalışarak ev almaya, çocuk okutmaya, emekliliğini güvence altına almaya uğraşırken; küçük bir azınlığın birkaç ay içerisinde akıl almaz servetlere ulaşabildiği görüntüsü toplumun gözünün önünde yaşanıyorsa, bunun sonucu yalnızca gelir dağılımı bozukluğu değildir.

İnsanlar ister istemez şu soruyu sormaya başlar:

“Ben neden yıllarca çalışıyorum?”

Asıl tehlike işte bu sorudur.

Çünkü emek ile karşılık arasındaki bağın koptuğuna inanan insan önce sisteme güvenini, sonra geleceğe ilişkin ümidini kaybeder. Ardından hukuk, siyaset, ekonomi ve hatta ahlak sorgulanmaya başlanır.

Ekonomik eşitsizlik bir noktadan sonra psikolojik eşitsizliğe dönüşür.

Psikolojik eşitsizlik ise zamanla ideolojik kırılma üretir.

MESELE SADECE FONLAR DEĞİL

Bu nedenle fon meselesini birkaç şirket, birkaç yönetici, birkaç yatırımcı veya birkaç ceza soruşturması üzerinden okuyup kapatırsak çok büyük hata yaparız.

Soruşturulması gereken soruşturulacak.

Suç işleyen varsa yargılanacak.

Haksız kazanç varsa hukuk bunun hesabını soracak.

Fakat bunların yapılması meselenin yalnızca adli kısmını çözer.

Asıl sorumuz şudur:

Bu toplumun geleceğe güvenini nasıl yeniden inşa edeceğiz?

Türkiye’nin artık günü kurtaran, sığ ve sembolik tedbirlerden daha fazlasına ihtiyacı vardır.

Ekonomiden siyasete, sermaye piyasalarından kamu yönetimine, belediyelerden bürokrasiye kadar büyük bir güven restorasyonu yapılmalıdır.

Devlet vatandaşa açıkça şu güvenceyi verebilmelidir:

Çalışırsan karşılığını alacaksın.

Tasarruf edersen paran korunacak.

Yatırım yaparsan kuralları önceden belli bir piyasada yatırım yapacaksın.

Devlete işin düşerse adam aramayacaksın.

Siyasetçi veya bürokrat olmanın servet edinme imtiyazına dönüşmesine izin verilmeyecek.

Hiç kimse siyasi, bürokratik veya ekonomik bağlantıları sayesinde hukukun üzerinde yaşamayacak.

İşte toplumsal barışın gerçek temeli budur.

BU MESELE İKTİDAR-MUHALEFET MESELESİ DEĞİLDİR

Burada muhalefete de büyük sorumluluk düşüyor.

Muhalefet, iktidarın karşılaştığı her soruşturmayı siyasi fırsata çevirmek yerine devletin ve toplumun temizlenmesine katkı vermelidir.

Ama aynı şeyi kendi bünyesinde de yapmalıdır.

Hakkında ciddi yolsuzluk, rüşvet, irtikap veya kamu kaynaklarının kötüye kullanılması iddiaları bulunan kim varsa, siyasi aidiyetine bakılmaksızın hukuk önünde hesabını vermelidir.

İktidar kendi içini temizlerken muhalefet kendi şaibeli alanlarını korumaya çalışırsa olmaz.

Muhalefet temizlenirken iktidar kendi çevresindeki yanlışları görmezden gelirse de olmaz.

Türkiye temizlenecekse hep birlikte temizlenecek.

Çünkü yolsuzluğun partisi olmaz.

Hırsızlığın ideolojisi olmaz.

Haksız kazancın siyasi kimliği olmaz.

ZENGİNLİK DEĞİL, ADALETSİZLİK ÖFKE ÜRETİR

Burada özellikle bir ayrım yapmak gerekir.

Bir toplumun sorunu zengin insanların bulunması değildir.

İnsan çalışır, üretir, risk alır, yatırım yapar ve zenginleşir. Bundan daha doğal bir şey yoktur.

Sorun, zenginliğin kaynağına ilişkin toplumsal şüphenin büyümesidir.

İnsanlar “Çalışan değil, bağlantısı olan kazanıyor” diye düşünmeye başladığı anda ekonomik sistemin ahlaki meşruiyeti yara alır.

Bir tarafta hayatı boyunca çalışmasına rağmen ev alamayan insan, diğer tarafta birkaç ay içerisinde milyonlarca liralık servet artışlarıyla konuşulan insanlar...

Bir tarafta maaşını ay sonuna yetiştiremeyen emekli, işçi ve memur; diğer tarafta servetini nereden ve nasıl elde ettiği toplum tarafından sorgulanan küçük fakat görünür bir kesim...

Bu görüntü sürekli tekrarlandığında mesele kıskançlık değildir.

Mesele adalet duygusudur.

Ve devletlerin koruması gereken en önemli sermayelerden biri toplumun adalet duygusudur.

FON KRİZİ BİR MİLAT OLSUN

Ben bu nedenle yaşanan fon krizine yalnızca bir finans skandalı olarak bakmıyorum.

Bu olay bizim için bir milat olsun.

Türkiye otursun ve kendisine şu soruyu sorsun:

Nasıl bir toplum kurmak istiyoruz?

İnsanların kısa yoldan köşeyi dönmeye çalıştığı bir toplum mu?

Yoksa çalışmanın, üretmenin, bilginin, liyakatin ve dürüstlüğün insanı yükselttiği bir toplum mu?

Çocuğuna “Oku, çalış, dürüst ol” diyen babanın söylediğine kendisinin de inanabildiği bir Türkiye kurmak zorundayız.

Çünkü gençler nasihatlere değil, gördükleri hayata bakıyor.

Eğer genç insan, dürüst çalışan babasının kırk yılda elde edemediğini birtakım ilişkiler içerisindeki insanların birkaç ayda elde ettiğini görürse ona hangi ahlak dersini anlatacağız?

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken budur.

GELECEĞE İNANCINI YENİDEN KURMAK

Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca enflasyonu düşürmek, borsayı düzeltmek veya birkaç soruşturmayı tamamlamak değildir.

Bunlar elbette yapılmalıdır.

Ama daha büyük hedefimiz olmalıdır:

Toplumun gelecek inancını yeniden kurmak.

Ekonomik düzenlemeler yapalım.

Sermaye piyasalarını şeffaflaştıralım.

Denetimi güçlendirelim.

Kamuda liyakati yükseltelim.

Siyasetin finansmanını şeffaflaştıralım.

Kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin hesap verebilirliğini artıracak mekanizmaları güçlendirelim.

Haksız servet edinmenin önünü kapatalım.

Ve bütün bunları iktidarıyla, muhalefetiyle bir devlet politikası hâline getirelim.

Çünkü önümüzdeki mesele artık birkaç kişinin ne kadar para kazandığı meselesi değildir.

Mesele, 86 milyon insanın bu ülkede geleceğini görüp göremediğidir.

Bir toplum geleceğine inanıyorsa ekonomik krizleri aşar.

Siyasi krizleri aşar.

Hatta büyük felaketlerden bile ayağa kalkar.

Ama insanlar geleceklerine olan inançlarını kaybederse, kasalar dolu olsa bile ülke fakirleşmeye başlar.

Çünkü en büyük fakirlik para eksikliği değildir.

Ümit eksikliğidir.

Onun için bu fon krizi kapatılması gereken bir dosya değil, Türkiye'nin önüne konulmuş ciddi bir uyarı olarak görülmelidir.

Gelin bu krizi bir milat yapalım.

Devleti, siyaseti, ekonomiyi ve piyasaları temizleyelim.

İktidar kendi evinin önünü, muhalefet kendi evinin önünü süpürsün.

Ve bu ülkenin insanına yeniden şu duyguyu verelim:

“Bu ülkede dürüstçe çalışırsam, hukuk beni korur; emeğimin karşılığını alırım ve çocuklarımın geleceği bugünden daha güzel olur.”

Bir devletin vatandaşına verebileceği en büyük servet işte budur:

Geleceğe güven.