☰
✕

FİYATI BÜYÜYENİN DEĞERİ DE Mİ BÜYÜR?

Abone Ol

Bir toplum futbolcusuna; profesöründen, valisinden, hâkiminden, savcısından, emniyet müdüründen, genel müdüründen, en üst düzey kamu yöneticilerinden katbekat fazla para ödüyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir mesele vardır:

Biz neyi ödüllendiriyoruz?

Yanlış anlaşılmasın.

Mesele futbolcunun çok kazanması değildir. Futbolculuk son derece rekabetçi, kısa kariyerli, yetenek ve ağır disiplin gerektiren bir meslektir. Üstelik futbolcuların tamamı astronomik ücretler almıyor. Burada sözünü ettiğim, dünya futbolunun en üst seviyesindeki oyunculardır.

Mesele başka.

Bir insan yıllarca okuyacak, bilim üretecek, profesör olacak.

Bir başkası hukuk fakültesini bitirecek, yıllarını mesleğine verecek, hâkim veya savcı olacak; insanların özgürlüğü, malı, hakkı ve adaleti konusunda karar verecek.

Bir vali milyonlarca insanın yaşadığı bir şehrin devlet sorumluluğunu omuzlarında taşıyacak.

Bir emniyet müdürü bir şehrin güvenliğinden sorumlu olacak.

Bir genel müdür veya müsteşar düzeyindeki kamu yöneticisi milyarlarca liralık bütçelerin, binlerce personelin ve devlet politikalarının sorumluluğunu üstlenecek.

Sonra dünya çapındaki bir futbolcu çıkacak ve bu insanların bir yılda kazandığını birkaç haftada, bazı örneklerde birkaç günde kazanabilecek.

Bu nasıl oldu?

Çünkü modern dünya değer ile fiyatı birbirine karıştırdı.

Eskiden de futbolcular para kazanıyordu. Fakat bugünkü uçurum yoktu.

1961'de İngiltere'de futbolculara uygulanan azami ücret sınırının kaldırılması önemli bir dönüm noktası oldu. 1970'lerden itibaren futbolcu gelirleri hızla yükseldi.

Asıl büyük kırılma ise televizyon, reklam ve sponsorluk ekonomisinin futbola hâkim olmasıyla başladı.

1992'de Premier League'in kurulması, ardından 1995 Bosman kararı ve küresel yayın pazarının büyümesiyle futbol artık yalnızca futbol değildi.

Milyarlarca dolarlık bir dikkat ekonomisiydi.

Bugün bir futbolcu yalnızca topa vurmuyor.

Milyonlarca insanı ekran başına topluyor.

Forma sattırıyor.

Reklam izlettiriyor.

Abonelik sattırıyor.

Stadyum dolduruyor.

Sponsor çekiyor.

Sosyal medya etkileşimi üretiyor.

Piyasa da tam olarak bunu satın alıyor.

Çünkü piyasanın terazisinde toplumsal fayda ile ekonomik değer aynı şey değildir.

Profesörün yetiştirdiği öğrencinin ekonomik karşılığını ertesi sabah banka hesabında göremezsiniz.

Hâkimin adil kararının topluma kazandırdığı güveni reklam geliri olarak hesaplayamazsınız.

Savcının ortaya çıkardığı bir suç örgütünün tasfiyesini forma satışına dönüştüremezsiniz.

Valinin kriz anında aldığı doğru kararın değerini televizyon yayın ihalesine çıkaramazsınız.

Emniyet müdürünün önlediği suçların, kurtardığı hayatların piyasa fiyatı yoktur.

Çünkü bazı şeylerin fiyatı yoktur ama değeri vardır.

Modern dünyanın problemi tam da burada başlıyor.

Ölçebildiği şeyi değerli, paraya çevirebildiği şeyi önemli zannetmeye başladı.

Milyonlarca insan bir maçı seyrediyorsa milyarlarca dolar ortaya çıkıyor.

Bir bilim insanı otuz yıl laboratuvarda çalışıyorsa aynı ekonomik mekanizma işlemiyor.

Bu nedenle dünyanın en büyük futbolcuları, sanatçıları, sosyal medya fenomenleri ve eğlence yıldızları milyonlar kazanırken; bilim insanları, öğretmenler, doktorlar, hâkimler, savcılar ve üst düzey kamu görevlileri çok daha sınırlı gelirlerle çalışabiliyor.

Bu piyasanın matematiği bakımından açıklanabilir.

Ama toplumun değerler sistemi bakımından üzerinde düşünülmesi gereken muazzam bir çelişkidir.

Çünkü piyasa fiyat biçebilir; fakat kıymet biçemez.

Bir futbolcunun yıllık gelirinin bir profesörün gelirinin onlarca katı olması, futbolcunun profesörden onlarca kat değerli olduğu anlamına gelmez.

Bir sosyal medya fenomeninin bir hâkimden yüz kat fazla kazanması, yaptığı işin adaletten yüz kat önemli olduğunu göstermez.

Bir eğlence yıldızının bir valinin yıllık gelirini birkaç günde kazanması, taşıdığı toplumsal sorumluluğun validen büyük olduğunu hiç göstermez.

Sadece tek bir şeyi gösterir:

Onun oluşturduğu ilgi daha kolay paraya çevrilebiliyor.

İşte çağımızın büyük yanılgısı burada.

Fiyatı değer zannediyoruz.

Oysa bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan şeylerin önemli bir kısmının piyasa fiyatı yoktur.

Adaletin fiyatı yoktur.

Bilginin fiyatı yoktur.

Kamu düzeninin fiyatı yoktur.

Devlet sorumluluğunun fiyatı yoktur.

İnsan yetiştirmenin fiyatı yoktur.

Bunların ancak değeri vardır.

Belki de çocuklarımıza öğretmemiz gereken en önemli ayrımlardan biri budur:

Her pahalı şey değerli değildir.
Her değerli şey de pahalı olmak zorunda değildir.

Çünkü paranın ölçebildiği şey fiyattır.

İnsanlığın ölçmesi gereken ise değerdir.