☰
✕

FAUDA’DAN GAZZE’YE KAN DAVASINDAN İNSANLIK SORGULAMASINA

Abone Ol

Bir Netflix İsrail kontrgerilla dizisi olan Fauda ajan-casus filmlerini sevenler için “idare eder” denilebilecek bir diziydi. En azından birinci sezondan dördüncü sezona, 2015’ten 2023’e kadar üzerinde çok da durulmamıştı. Ancak 7 Ekim 2023’ten sonra herkes beşinci sezonu merak etmeye başlamıştı. Son sezonun ilk altı bölümünde klişe casus başarıları filan ele alınırken arada göndermeler olsa da pek şiddet görüntülerine yer verilmemişti. Fakat sonraki beş bölüm birden değişerek İsrail toplumunun 7 Ekim PTSD (travma sonrası stres rahatsızlığı) tedavisi sürecine evrilmiştir. Dizinin yapımcıları fauda isminin kaos veya karışıklık olmasına vurgu yaparak bu son sezonun biraz farklı olarak tha’r, yani “intikam” olmasını düşünmüşler. Ama bu intikam öyle kan karşılığı bir öç alma değil, kişinin üzerine düşen ve mutlaka yerine getirmesi gereken bir “kan davası” olmasıymış.

Bu noktada fauda kaos olmaktan çıkmış ve NAZA ile bir devletin savaş yöntemlerini, daha doğrusu nasıl intikam ve kan davasının öcünü almasını sorgulamaya dönüşmüştür. Fauda’nın aksine gibi Gazze’den ve Batı Şeria’dan çok kısa mesafede bulunan Tel Aviv şehrinin konforlu hayatının ışıklarına bakarak 21. asır Zone of Interest’ini canlandıran filmde olduğu gibi yanı başlarında süregelen soykırım görmezden gelinemezdi. Nitekim belgeselde bir askerin söylediği gibi, Holokost kavramının anlamını tamamen değiştirmiştir. Dışarıdan bakanların “Orta Doğu’nun en liberal demokratik ve özgür” şehri olarak gördükleri Tel Aviv teraslarından Gazze’nin yok edilmesi ancak böylesine cesur bir film ile dünyaya gösterilebilirdi.

Bir toplumun uğradığı bir saldırı karşısında yaşadığı travmayı bahane ederek her türlü katliamı yapabilmesini haklı kılar mı?

Bir ülkenin güvenlik kaygıları savaş sırasında sivil insanların korunmasına dair kuralları yok saymasını kesinlikle haklı çıkaramaz.

Fauda ile NAZA işte bu noktada kesişmektedir.

Dizinin baş karakteri Doron artık sadece terörle mücadele veya karşı casusluk (Şin Bet) görevlisi bir eleman değildir. Kendisi de 7 Ekim olaylarını yaşamış, kendi geçmişiyle mücadele eden ve PTSD tedavisi görmüş bir insandır. Önceki dört sezon boyunca “kötü terörist” karşısında her türlü kahramanlığı sergileyen İsrail askeri şeması tamamen terk edilmese de bu sefer daha duygusal ve intikam hissinin insanı nasıl değiştirebileceği fikri öne çıkmıştır. Baş karakter zaten kendi özel hayatında da saldırılara şahit olduğu için rolünü ve intikam hissini çok başarılı bir şekilde oynayabilmiştir.

İntikam alındığında gerçekten ne değişir?

“Sen bana bunu yaptın, ben de sana şunu yapabilirim” mantığı ile bir cenaze yeni bir cenazeye yol açmaz mı?

Herkes için hikâye aslında kendisi ile başlıyor; Filistin için hikâye çok eskiden başlamıştı ama İsrailli için 7 Ekim’de daha da öne çıkmıştır.

Fauda belki de bu sonsuz intikam döngüsünü daha iyi işlemek ve .çok da işe yaramadığını göstermek yerine İsrail toplumunun travmasını öne çıkarmayı tercih etmiştir.

Güvenlik ne zaman sınırsız bir kelimeye dönüşür?

İsrail açısından “güvenlik” kavramı her türlü tehdit ve kaygıyı içerebilir. Bu tehdidi ortadan kaldırabilmek için kaç tane sivil insanın öldürülmesi “orantılılık” olarak kabul edilebilir sorusu gündeme gelmeliydi. Ama Şin Bet elemanları “kendi masum” insanlarını korumak için her türlü tedbiri almakta haklı görülüyor.

Bir halkın gıda, su, ilaç ve barınma ihtiyacı ne zaman askerî hesaplamaların içine dahil edilebilir? NAZA belgeselinde “tali hasar” hesabı sorgulanırken güya Fauda sadece teröristleri hedef almaya özen göstermektedir. Ama bölgede yaşamaya çalışan milyonlarca insanın savaşın yıkıcı ortamına mahkûm edilmesi göz ardı ediliyor.

Bir güvenlik politikasının sonucunda güvenlik gerçekten artıyor mu, yoksa yalnızca yeni bir kuşak öfke mi üretiliyor?

Bu soruya kesin bir siyasi cevap vermek kolay değil.

Fakat Fauda’nın kendi yapımcılarının söylediği bir şey var: intikam döngüsü insanları bir yere götürmüyor.

İşte dizinin en güçlü tarafı da burada ortaya çıkıyor.

İnsan, üniformadan önce gelir.

Fauda ilk sezonlarından beri ilginç bir çelişki taşıyor.

İsrail askerlerini insanlaştırıyor.

Onların ailelerini, korkularını, aşklarını, travmalarını gösteriyor.

Bu önemli.

Fakat aynı şeyi Filistinliler için yaptığında dizi daha da güçlü hale geliyor.

Çünkü bir insanı anlamak, onun yaptığı her şeyi onaylamak değildir.

Bir Filistinliyi insan olarak göstermek Hamas saldırısını meşrulaştırmaz.

Bir İsrailli sivili insan olarak göstermek de Gazze’deki sivil ölümlerini meşrulaştırmaz.

İşte gerçek ahlaki eşitlik burada başlar:

Sivillerin değeri, hangi bayrağın altında doğduklarına göre değişmez.

7 Ekim’de öldürülen İsrailli bir çocuğun hayatı değerlidir.

Gazze’de bombardımanda ölen Filistinli bir çocuğun hayatı da aynı nedenle değerlidir.

Tamam, Fauda yıllardır İsrail’in güvenlik dünyasını içeriden anlatıyor.

İsrail askerlerinin korkularını görüyoruz.

Ailelerini görüyoruz.

Ölümlerini görüyoruz.

Travmalarını görüyoruz.

Ve bu yönüyle önemli.

Çünkü düşman dediğimiz insanların da insan olduğunu göstermek, savaş anlatılarının en zor işlerinden biridir.

Fakat beşinci sezonla birlikte dizinin önünde yeni bir sınav var.

Çünkü 7 Ekim’den sonra artık yalnızca “Biz ne yaşadık?” sorusu yetmiyor.

Bir başka soru geliyor:

“Biz ne yaptık?”

İşte bu soru çok daha ağır.

Çünkü ilk soru mağduriyetin sorusudur.

İkinci soru sorumluluğun.

Ama soru İsrail içindeki eğitimli, liberal, özgürlükçü, aydın ve sosyo-ekonomik olarak üst “elit” sınıflar tarafından sorulmadan toplu katliamların desteklenmesi asla kabul edilemez. Hatta bazen kendi atalarını Holokost sebebiyle kaybetmiş olanlar bile “bir daha asla” diyemiyorlar. NAZA belgeselinin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki lansmanında New York Film Festivali açılışında protesto eylemlerine katılanlar ikinci soruyu sormaktan kaçınıyorlar.

Halbuki toprağı elinden alınmış, babası öldürülmüş, kardeşi öldürülmüş, evi yıkılmış, hapishanelerde ağır şartlarda tutsak edilmiş ve yıllarca aşağılanmış birileri intikam almaya kalktığında bu durumdan travma çıkarıp kan davasını sürdürmek Fauda gibi bir diziye yakışırdı.

NAZA’da görüldüğü gibi karşı tarafı “insan” olarak görmek yerine “tehdit” olarak algılanmasıyla her iki yapımda da sık sık duyduğumuz “düşman” olarak temsil edilmesi kendilerini haklı çıkaracak mı?

Haklı bir sebep, travmaya maruz kalmak, haksız bir yöntemi otomatik olarak temizlemez.