☰
✕

DİRİ DİRİ MEZARA GİREN CAMBAZ

Abone Ol

Kalabalık gittikçe artıyordu; insanlar şehrin dört bir yanından akın akın geliyordu. Fısıldaşmalar da kalabalıkla birlikte uğultuya dönüşüyordu. Herkes merak içindeydi: Şimdi ne olacaktı? Cambaz mezara nasıl girecekti?

O pazar sabahı herkes aynı şeyi soruyordu.

Bir önceki hafta şehre bir sirk gelmişti. Babamın anlattığına göre her yıl gelirmiş, birkaç gün kalırlarmış. İp cambazı, palyaçolar ve çadırda birkaç etkinlik, hepsi bu ama bu seferki farklıydı, işin ucunda ölüm-kalım vardı.

Yedi sekiz yaşlarındaydım. Şehrimize gelen sirk, okulumuzun hemen yanında kurulmaya başlamıştı. Önce ne olduğunu anlamadık ama çadırların direkleri çakılmaya, ipler gerilmeye başlayınca büyüklerin konuşmalarından anladık; şehre büyük bir sirk geliyordu ve bu sirk şimdiye kadar olanlardan çok daha büyüktü. Bu defa hayvanlar da vardı, çeşit çeşit akrobasi hareketi yapacak Japon akrobatlar da…

Sirk, şehrin en büyük boş alanına kurulmuştu. Onlarca çadır vardı. Kimisinde çalışanlar kalıyordu. Kimisi akrobasi ve trapez gösterileri için ayrılmıştı. Çadırlardan biri müzik, diğeri çocuklara yönelik palyaço gösterileri için düzenlenmişti.

Gösteri yapanlar çoktu; ağzından ateş çıkaranlar, hayvanları eğiterek dilediğini yaptıranlar. Mesela ateş yanan çemberin içinden geçen aslanlar. İpten ipe atlayan türlü türlü maymunlar ve insanların gözünü boyayan hokkabazlar.

Ve tabii ki ip cambazı…

Sirk alanı oldukça kalabalıktı ama onların beklediği gibi olmadığı kesindi. Daha fazla müşteri, daha fazla kazanç demek olmalıydı ki, her gün başka bir gösteri vaat ediliyordu. Sirk tellalı da araya girerek hem az sonraki numarayı hem de sonraki günleri ballandıra ballandıra anlatıyor, kalabalığı büyütmek için bütün maharetini kullanıyordu.

Sonra asıl bomba patladı…

İpin üzerine çıkan cambaz, haftaya pazar günü, saat tam 10.00’da, ip yerine mezarda gösteri sunacağını söyledi. Bir uğultu koptu, cambaz elini kaldırınca herkes sustu.

Bugüne kadar hiçbir cambazın yapmadığını yapacaktı.

Eliyle işaret ettiği çadırın hemen önünde bir mezar kazılacağını, canlı canlı oraya gireceğini, bir saat kalacağını ve sonra da sapasağlam çıkacağını söyleyerek, “Uzun süredir sizin gibi kıymetli seyircilere daha güzel gösteriler hazırlamaya çalışıyorum. Sayenizde ünüm dünyaya yayıldı ama artık ben de tarihe geçmek istiyorum” dedi.

Herkesi meraklandıracak o kadar sözler söyledi ki, bir hafta sonrasını iple çeker olduk. Evde, okulda, çarşıda, pazarda herkesin gündemi gösteriye kilitlenmişti. Sanki bütün bir şehir ip cambazının gösterisiyle yatıp kalkıyordu.

Sayılı gün çabuk geçer derler ya, bir hafta da çarçabuk geçti.

Nihayet beklenen gün geldi.

Hafta sonu olduğu için okul da babamın işi de yoktu; annem ve kardeşlerimle birlikte sirkteydik. Sadece biz değildik, o yörede yaşayanlar, diğer ilçeler ve köylerden de binlerce insan sirke gelmişti. Sirkin kapasitesi o kalabalığı taşıyamazdı. Herkes içeriye girmek, o tarifi mümkün olmayan gösteriyi izlemek istiyordu ama ne mümkün.

Polisler, askerler ve zabıtalar geldi; insanları sıraya dizdiler. Sonunda bir çözüm buldular. Gösteri iki posta halinde yapılacaktı. Bir sabah, bir de öğleden sonra…

Buna rağmen dışarıda bekleyenler evine gitmedi, öğleden sonraki gösteri için yeşilliklerde bağdaş kurup oturdular. Her yer tam bir panayır alanı gibiydi. Cambazın mezara girip giremeyeceği yönünde bahse tutuşanlar bile vardı. Kısa sürede evlerden getirilen öte berilerle de bir piknik alanına dönüştü. İşi abartanlar mangal getirdi, leğenler kuruldu, kebaplar yapıldı, çiğköfteler yoğruldu, çaylar kaynadı, kahveler yudumlandı, fıkralar anlatıldı, kahkahalar atıldı.

Biz şanslıydık. Evimiz yakın olunca sabah erkenden gelmiş, sirk alanına girebilmiştik. İlk gösteriyi biz izleyecek, dışarıda bekleyen meraklı kalabalığa da abarta abarta anlatacaktık. Onlar da iştahlı iştahlı dinleyeceklerdi.

Ve sonunda ip cambazı sahneye çıktı.

Bir hafta önce işaret ettiği çadırın önünde bir mezar kazılmıştı. Birazdan o mezara girecek, bir saat boyunca onun yerin altında ölüp ölmediğini merak edecektik. Sonra cambaz mezardan capcanlı çıkacak, hepimizi şoke edecek ve artık onu “bir saat mezarda kalan cambaz” olarak anacaktık.

O ara bir tartışma oldu ve kısa sürede de tartışma kavgaya dönüştü. Cambazla sirkin sahibi arasında neden çıktığı anlaşılmayan bir kavgayı izledik. Araya polisler girdi, jandarmalar koşarak geldi, zabıtalar ceza yazmakla tehdit etti ve bir süre sonra kavga bitti. Gösteri de yarım kaldı. Cambaz artık o gösteriyi yapmayacaktı. Bir daha da o sirkte çalışmayacaktı.

Günlerdir o anı bekleyen kalabalığın tepkisi ölçülür gibi değildi. Bağıranlar, hakaret edenler, hatta küfredenler bir süre sonra yorularak alanı terk etmeye başladı. O hengamede ben ailemden uzaklaştığımı anladım. Ev yakın olduğu için onlar da sorun etmeyecekti, ben de etmedim.

Merakım anlatılır gibi değildi. O cambaz o mezara girseydi ne olacaktı? Böyle düşüne düşüne mezarın olduğu yere gittim. Yandaki çadırın etrafında kalabalık dağılmıştı. İçeride sirk çalışanlarının sesleri geliyordu.

Arka tarafa doğru geçtim, bir boşluktan merakla içeriye baktım. Demin kavga eden ip cambazı ile sirk sahibi adeta bir zafer kazanmış gibi sevinç içindeydi.

Sirk sahibi cambaza “Sen oyuncu olmalıymışsın, çok güzel oynadın. Bir ara ben bile inandım mezara gireceğine” dedi. Cambaz da sirk sahibine “O nasıl inandırıcı bir kavgaydı öyle” diye karşılık verdi. Sonra da birbirlerini tebrik ettiler. Onların gülüşüne diğer sirk çalışanı da eşlik etti.

Ben hâlâ düşünüyorum, o cambaz o mezara girseydi ne olurdu, sapasağlam çıkar mıydı, yoksa o tebrik hiç edilmez miydi?