DAVUTOĞLU’NUN YANINDA, PEKİ YA KİMİN KARŞISINDA?

Abone Ol

Değerli Okurlarım,

Bülent Arınç’ın, Ahmet Davutoğlu’nun oğlunun düğününde yaptığı, kimsenin anlam veremediği ve düğünün önüne geçen açıklamaları tepki almaya devam ediyor.

Siyasette “doğru bildiğini söylemek” ile sürekli olarak kendi mahallesine muhalefet etmek arasında ince bir çizgi vardır. Arınç, uzun zamandır o çizginin hangi tarafında durduğunu tartışmaya açıyor.

Parti içerisinde rahatsızlık oluşturan açıklamalar…

Tabanda tepki çeken çıkışlar…

Peki, ne yapmak istiyor Sayın Arınç, nereye varmak istiyor?

Sağduyu mu? Makuliyet arayışı mı? Kırgınlık mı? Dışlanmışlık mı? Hasetlik mi? Yoksa siyasi bir pozisyon alma çabası mı?

Karar sizin…

***

Ne demişti Arınç: “Davutoğlu’nun yanındayız.”

Güzel, olabilirsiniz. Herkes istediğinin yanında durabilir. Ama siyasette kimin yanında olduğunuz kadar, kimin karşısında olduğunuz da önemlidir.

O hâlde soralım: Peki, kimin karşısındasınız Sayın Arınç?

Bu sözü sadece Melih Gökçek’e karşı söylenmiş bir söz olarak görmek, Sayın Arınç’ın siyasi tecrübesine haksızlık olur.

Çünkü siyasette söz kadar mekânın, zamanın ve fotoğrafın da anlamı vardır.

Savcı’ya “işgüzar” demek…

Adalet Yürüyüşü’nü referans göstererek Kılıçdaroğlu’nu taltif etmek…

Konukları belirli bir siyasi anlam oluşturacak şekilde sıralamak…

Ve bütün bunları, daha dün Erdoğan’a hakaret davasından dönen Ahmet Davutoğlu’nun yanında yapmak.

***

Arınç’ın kim olduğundan önce, yanında durduğu Davutoğlu’nun kim olduğunu hatırlayalım mı?

Davutoğlu’nun Başbakanlık döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaşadığı siyasi gerilimleri hepimiz biliyoruz.

Başbakanlık makamı ile Cumhurbaşkanlığı makamı arasındaki yetki ve nüfuz mücadelesini de…

Parti içerisinde yaşanan tartışmaları da…

Sonrasında Davutoğlu’nun AK Parti’den ayrılarak yeni bir parti kurduğunu da…

Altılı Masa sürecinde Erdoğan’ın karşısında konumlandığını da…

Ve bütün bunların sonunda ortaya çıkan siyasi tabloyu da…

Kepenk indiren Davutoğlu’na omuz mu vermek istiyorsunuz Arınç Bey?

Yoksa yaşadığı hezimeti perdelemek mi?

Artık şu yalın gerçeği söylemenin vakti geldi.

“Siz Erdoğan’la yol yürümediniz, Erdoğan’ın açtığı yolda yürüdünüz.”

Erdoğan, Kemalist vesayetle mücadele ederken neredeydiniz?

Askerî vesayetle hesaplaşırken?

FETÖ’yü perperişan ederken?

Gezi’de?

17-25 Aralık’ta?

15 Temmuz’da?

Sizler kağnının gölgesinde, dikenli yolların temizlenmesini beklediniz.

Erdoğan’ın siyasi hayatında tek bir yol arkadaşı oldu: Millet.

Biriniz karşısına ortak aday olarak çıkmayı, biriniz partisini ele geçirmeyi, biriniz içerden darbelemeyi tercih ettiniz.

Siyasi hafıza unutmaz.

Ama sonuç ne oldu? Hüsran.

***

Neyse, uzatmayayım; zira mesele, mesele değil.

O gün orada, siyasi hayatı boyunca Erdoğan’ın karşısında olan birçok isim vardı, Sn. Arınç.

Davutoğlu’nun yanında ip gibi dizilenlerin siyasi akıbetlerini biliyorsunuz.

Yanında durduğunuz Davutoğlu’nun “Gelecek”ini de biliyorsunuz.

Birbirinin yüzüne bakamayan Kılıçdaroğlu ve Özel’in geçmişini de…

İnsan bu sözleri sıralarken, dün Davutoğlu ile yan yana olan ancak bugün sahnede görünmeyen Akşener’i, Karamollaoğlu’nu falan aklına getirir.

“Kaybedenler kulübünün galası mı?” dedirten o sahnede bu cümleyi kurarken insan bir yutkunur, “Ben ne diyorum?” diye bir düşünür.

Neyse, olan oldu. Ok yaydan çıktı. Özgül ağırlık meselesini, yol yürüme meselesini, “Biz üç kişiydik” edebiyatını test etmenin vakti geldi.

Sayın Arınç, siz siyaseti yemiş yutmuş bir adamsınız.

Size akıl vermek bana düşmez ama…

Ya Gül gibi köşenize çekilin.

Ya da en azından Davutoğlu kadar cesur olun.

Kurun partinizi, geçin bu yanlışların, hataların, günahların müsebbibi! Erdoğan’ın karşısına.

Yapın bunu ki;

Sizin kimin yanında olduğunuzu değil, milletin kimin yanında olduğunu konuşalım.

Kalın sağlıcakla.