Manisa’da bir okulun önünde yaşanan silahlı saldırı, yalnızca bir okul güvenliği meselesi değildir.
Bu olay bize çok daha büyük bir tehlikeyi gösteriyor:
Çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz?
Ne izliyorlar?
Kimleri takip ediyorlar?
Kimi kendilerine örnek alıyorlar?
Hangi oyunları oynuyorlar?
Kimlerle arkadaşlık ediyorlar?
Ve en önemlisi, bütün bunlardan anne ve babaların ne kadarı haberdar?
Artık bu soruları geçiştirmenin zamanı değil.
Manisa’daki saldırıyla ilgili soruşturmaya yansıyan ayrıntılar son derece dikkat çekici. Saldırganın olaydan önce cep telefonunu sıfırladığı, odasında farklı ideolojik akımlara ilişkin sembol ve notların bulunduğu, saldırıdan önce bir yakınına böyle bir eylem gerçekleştireceğini söylediği ve okula düzenli devam etmediği bildirildi.
Saldırıda 11 öğrenci yaralandı.
Bir çocuğun elindeki silah, okulun önünde patladı.
Peki biz hâlâ neyi tartışıyoruz?
Tehlike okul kapısına geldiğinde mi harekete geçeceğiz?
Hayır!
Tehlikenin çocuğun zihnine, odasına ve telefonuna girdiği yerde tedbir almak zorundayız.
ŞİDDETİ EKRANDAN HAYATA TAŞIMAYALIM
Dijital platformlar hayatımızın bir gerçeği.
Televizyon dizileri, internet dizileri, filmler, sosyal medya ve dijital oyunlar çocukların hayatının içinde.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bir dizide şiddet içeren bir sahnenin bulunması, o diziyi izleyen her çocuğun şiddete yöneleceği anlamına gelmez.
Bir oyuncuyu seven herkes onun davranışlarını taklit edecek diye bir kural da yoktur.
Fakat çocukların hangi içeriklere, hangi yaşta ve hangi sıklıkta maruz kaldığını kontrol etmemek de kabul edilebilir değildir.
Çünkü çocuk, yetişkin değildir.
Gördüğü her şeyi yetişkin gibi değerlendiremez.
Bir karakteri yalnızca karakter olarak değil, kahraman olarak görebilir.
İşte tehlike burada başlıyor.
Şiddeti güç olarak gösteren, silahı özendiren, zorbalığı eğlence haline getiren, suç dünyasını romantikleştiren içeriklerle çocuk arasına mutlaka bir filtre konulmalı.
Bu filtre sadece platformun filtresi değil.
Anne ve babanın filtresi olmalı.
“ÇOCUĞUM YAPMAZ” DİYEREK ÇOCUĞUNUZU KORUYAMAZSINIZ
Bütün anne babalara açıkça söylüyorum:
“Benim çocuğum yapmaz.”
Bu cümle bir güvenlik tedbiri değildir.
Çocuğunuzu tanımak zorundasınız.
Odası sizin için kapalı bir kutu olmamalı.
Telefonu sizin için bilinmeyen bir dünya olmamalı.
Arkadaşlarını tanımalısınız.
Okulda ne yaşadığını bilmelisiniz.
Kimlerle görüştüğünü, internette kimleri takip ettiğini, hangi oyunları oynadığını, hangi içerikleri izlediğini yaşına uygun ölçülerde takip etmelisiniz.
Ama bunu polis gibi yapmayın.
Çocuğunuzu sorguya çekmeyin.
Onunla konuşun.
Gerçekten konuşun.
“Bugün okul nasıldı?” deyip cevabı beklemeden telefonu eline vermek kolay.
Zor olan, çocuğun karşısına oturup onu gerçekten dinlemek.
“Bir sıkıntın var mı?”
“Biri seni rahatsız ediyor mu?”
“Okulda dışlanıyor musun?”
“Birileri seni tehdit ediyor mu?”
“İnternette seni rahatsız eden biri var mı?”
“Son zamanlarda seni öfkelendiren bir şey oldu mu?”
İşte bunları sormak gerekiyor.
Çünkü bazen çocuk bağırarak yardım istemez.
Sessizleşerek yardım ister.
AKRAN ZORBALIĞINI KÜÇÜMSEMEYİN
Bir başka büyük tehlike de akran zorbalığı.
Çocuğun arkadaşları tarafından aşağılanması, dışlanması, tehdit edilmesi veya sürekli baskı altında tutulması “Çocuklar arasında olur” denilerek geçiştirilemez.
Bir çocuk okulda mutsuzsa bunun nedenini araştırmak zorundayız.
Bir çocuk arkadaşlarından uzaklaşıyorsa nedenini sormalıyız.
Bir çocuk okula gitmek istemiyorsa bunu tembellik diye geçiştirmemeliyiz.
Çocukların sorunlarını küçümsemek, bazen sorunun daha da büyümesine yol açabilir.
Bir problem varsa konuşulacak.
Aile devreye girecek.
Öğretmen devreye girecek.
Okul yönetimi devreye girecek.
Gerekirse uzman desteği alınacak.
Sorun büyümeden çözülecek.
SİLAH ÇOCUĞUN ULAŞABİLECEĞİ YERDE OLMAYACAK!
Burada taviz verilecek bir alan yok.
Evinde silah bulunan herkes bunun sorumluluğunu taşımak zorunda.
Tabanca…
Tüfek…
Bıçak…
Çocuğun zarar verebileceği herhangi bir tehlikeli materyal…
Bunların çocukların ulaşabileceği yerlerde bulunması kabul edilemez.
“Çocuğum merak etmez.”
“Benim çocuğum silaha dokunmaz.”
“Evde yıllardır duruyor, bir şey olmadı.”
Bunların hiçbirisi güvenlik önlemi değildir.
Silah varsa güvenli şekilde muhafaza edilecek.
Çocuğun erişemeyeceği şekilde korunacak.
Manisa’daki olayda kullanılan silahın aile çevresinden temin edilmiş olması, bu konunun ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Bir silahın çocuğun eline geçmesi için çocuğun suçlu olması gerekmiyor.
Bazen yalnızca bir anlık ihmal yeterli.
Ve o bir anın bedeli, bir ömür boyu ödenebilir.
DİJİTAL PLATFORM VE SOSYAL MEDYAYA DA SORUMLULUK DÜŞÜYOR
Şimdi gelelim diğer tarafa.
Dijital platformlar “Biz sadece içerik sunuyoruz” diyerek bu sorumluluğun dışında kalamaz.
Sosyal medya platformları da aynı şekilde.
Çocukların karşısına hangi içeriklerin çıkarıldığı önemlidir.
Yaş sınırı koymak yetmez.
Yaş doğrulaması yapılmalı.
Çocukların yaşına uygun olmayan içeriklere erişimi gerçek anlamda engellenmeli.
Şiddet içerikleri konusunda daha sıkı mekanizmalar kurulmalı.
Çocukları saatlerce ekran başında tutan algoritmaların hangi içerikleri önlerine çıkardığı da denetlenmeli.
İngiltere’de Ofcom üzerinden oluşturulan çevrim içi güvenlik sistemi, çocukların korunması konusunda platformlara çeşitli yükümlülükler getiriyor.
Türkiye’de de çocukların dijital dünyadaki güvenliği için daha güçlü ve uygulanabilir bir denetim mekanizmasının tartışılması gerekiyor.
Çünkü artık çocuğun güvenliği yalnızca okul bahçesinde sağlanamaz.
Çocuğun telefonu da yeni okul bahçesidir.
Ve o bahçeye kimlerin girdiğini bilmek zorundayız.
ÇOCUĞUNUZUN KAHRAMANI KİM?
Asıl mesele belki de burada.
Çocuğunuz kimi örnek alıyor?
Bir öğretmeni mi?
Bir sporcuyu mu?
Bir sanatçıyı mı?
Bir bilim insanını mı?
Yoksa şiddeti, zorbalığı, silahı ve güç gösterisini öne çıkaran bir karakteri mi?
Bir çocuğun bir oyuncuyu veya bir dizi karakterini sevmesi tek başına sorun değildir.
Sorun, kurgu ile gerçek hayat arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır.
Bu sınırı çocuğa öğretmek de ailenin görevidir.
“Bu bir dizi.”
“Bu bir karakter.”
“Gerçek hayatta böyle davranırsan sonuçları ne olur?”
Bunları anlatmak gerekiyor.
Çünkü yasaklamak kolaydır.
Anlatmak emek ister.
TELEFONU VERDİK, SORUMLULUĞU DA VERDİK Mİ?
Bugün bazı çocukların elinde dünyanın bütün bilgisine ulaşabilecek cihazlar var.
Ama aynı cihaz üzerinden dünyanın en kötü içeriklerine de ulaşabiliyorlar.
İşte burada anne babaların çok ciddi bir sorumluluğu bulunuyor.
Telefonu çocuğun eline verip işi bitirmiş sayamayız.
Ebeveyn kontrolü kullanılacak.
Ekran süresi takip edilecek.
Yaşına uygun olmayan uygulamalara erişim engellenecek.
Çocuğun dijital çevresi tanınacak.
Ama bütün bunların üzerinde bir şey var:
İletişim.
Çocuğunuz sizinle konuşmuyorsa, dünyanın en gelişmiş ebeveyn kontrol programı bile tek başına yeterli olmayabilir.
TEHLİKE KAPIDA DEĞİL, BAZEN EKRANDA!
Manisa’daki saldırı hepimiz için ciddi bir uyarıdır.
Okulların güvenliği elbette güçlendirilmeli.
Riskli okullar belirlenmeli.
Güvenlik önlemleri artırılmalı.
Silaha erişim konusunda gerekli tedbirler alınmalı.
Dijital platformların çocuklara yönelik denetimleri güçlendirilmeli.
Ama bütün bunların yanında aileler de sorumluluk almalı.
Çünkü çocuklarımızı yalnızca okul kapısında koruyamayız.
Çocuklarımızı evde de korumak zorundayız.
Onları dinleyeceğiz.
Arkadaşlarını tanıyacağız.
Okul hayatını takip edeceğiz.
Dijital dünyasını yaşına uygun biçimde denetleyeceğiz.
Akran zorbalığını ciddiye alacağız.
Şiddeti normalleştiren içeriklere karşı dikkatli olacağız.
Silaha ve tehlikeli materyallere erişimini engelleyeceğiz.
Ve en önemlisi…
Çocuğumuza şunu hissettireceğiz:
“Başına ne gelirse gelsin, önce bana anlatabilirsin.”
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı sadece daha fazla denetim değil.
Daha fazla ilgi, daha fazla iletişim ve daha fazla sorumluluk.
Manisa’da yaşananların ardından artık kimsenin “Biz nereden bilebilirdik?” deme lüksü yok.
Bileceğiz.
Soracağız.
Dinleyeceğiz.
Takip edeceğiz.
Tedbir alacağız.
Çünkü çocuklarımızın geleceğini korumak, tehlike okul kapısına dayandığında değil, tehlike daha çocuğun hayatına girmeden önce başlar.