Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerine ilişkin ortaya atılan iddialar artık yalnızca “borsada çok para kazandılar” tartışması değildir. Reuters’ın aktardığı iddiaya göre yaklaşık 163 milyon liralık yatırımın 2 milyar 170 milyon liralık satış büyüklüğüne ulaştığı ileri sürülüyor. Kaya ise siyasi görevinden ayrılırken hakkında inceleme yapılmasının önünü açmak istediğini açıkladı. Ancak kamuoyunun öğrenmesi gereken asıl mesele hâlâ ortada duruyor: Bu işlemlerden doğduğu iddia edilen yaklaşık 2 milyar liralık menfaatin hukuki niteliği nedir?
Çünkü Sermaye Piyasası Kanunu burada son derece açık.
6362 sayılı Kanun’un 107/3. maddesine göre, 107/1 kapsamındaki piyasa dolandırıcılığı suçunda etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen kişinin, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katını Hazine’ye ödemesi gerekiyor. SPK bunu kendi resmi metinlerinde kelimesi kelimesine açıklıyor.
Yani mesele gerçekten yaklaşık 2 milyar liralık bir menfaatse, konuşulması gereken rakam 2 milyar liranın “geri verilmesi” değildir.
Konuşulması gereken rakam kabaca 4 milyar liradır.
İşte tam burada kamuoyunun önüne açık ve net bir soru koymak gerekiyor:
Eğer 2,2 milyar lira ödendiyse, bu para neyin karşılığı olarak ödendi?
Bir kazancın iadesi mi?
Tedbir kapsamında yatırılan para mı?
El konulan malvarlığının karşılığı mı?
Yoksa Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107/3. maddesindeki etkin pişmanlık ödemesi mi?
Çünkü bunların hiçbiri birbirinin aynı değildir.
KANUN HERKES İÇİN AYNIYSA RAKAM DA AYNI OLMALI
SPK’nın başka dosyalarda uyguladığı sistem son derece berraktır.
Kurul hakkında suç duyurusunda bulunduğu kişiler için diyor ki:
Elde ettiğin menfaat neyse hesaplanır.
Sonra bunun iki katını Hazine’ye yatırırsın.
Hatta SPK bültenlerinde ödeme hesabını, süresini ve ödeme açıklamasına ne yazılacağını dahi tek tek tarif ediyor.
Öyleyse insan doğal olarak soruyor:
Vatandaş için geçerli olan formül eski bir bakan ve ailesi söz konusu olduğunda da aynen uygulanacak mı?
Ben meseleyi siyasi polemik üzerinden okumuyorum.
Tam tersine.
Böyle büyük bir dosyada yapılması gereken, siyasi kimlikleri masadan kaldırıp rakamları ve kanunu masaya koymaktır.
Çünkü hukuk ancak böyle hukuk olur.
Bir vatandaş 10 milyon liralık menfaat sağlamışsa ve etkin pişmanlıktan yararlanmak için 20 milyon lira ödemesi gerekiyorsa, başka birinin siyasi unvanı geçmişte “bakan” diye bu matematik değişemez.
Değişiyorsa bunun adı hukuk değildir.
ASLINDA CEVAPLANMASI GEREKEN ÜÇ SORU VAR
Öncelikle SPK bu işlemlerde elde edildiği iddia edilen menfaati kaç lira olarak hesapladı?
İkincisi, kamuoyunda konuşulan yaklaşık 2,2 milyar liralık ödeme gerçekten yapıldı mı? Yapıldıysa hangi hukuki gerekçeyle yapıldı?
Üçüncüsü ve en önemlisi:
Eğer işlem 107/3 kapsamında değerlendiriliyorsa menfaatin iki katı neden ödenmedi ya da ödendiyse neden kamuoyuna açıklanmıyor?
Bu soruların cevabı verilmeden “parayı geri verdiler, mesele bitti” denilemez.
Zaten kanun da böyle demiyor.
Kanun, “kazandığını geri ver, yoluna devam et” demiyor.
Kanun belli şartlarda etkin pişmanlığın karşılığını açıkça menfaatin iki katı olarak belirliyor.
Ve bence bu dosyanın en önemli tarafı tam da burasıdır.
Çünkü önümüzdeki günlerde sadece birkaç ismin borsa hesabı değil, Türkiye’de sermaye piyasası hukukunun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığı sınanacak.
Mesele Fatma Betül Sayan Kaya meselesi olmaktan çoktan çıktı.
Mesele şu:
Kanun güçlüye başka, sıradan yatırımcıya başka mı uygulanacak; yoksa önüne kimi koyarsanız koyun aynı matematik mi işleyecek?
Cevabını SPK'nın vereceği rakam gösterecek.