☰
✕

BU DOSYADA TELEFON AÇMAK YETMEZ

Abone Ol

Fon krizinde herkes aynı soruyu soruyor:

Daha kimler var?

Ben başka bir soru soruyorum:

SPK dosyayı savcılığa gönderince ne olacak?

Çünkü mesele tam burada değişiyor.

Bugüne kadar konuşulanların bir bölümü piyasa dedikodusu, bir bölümü gazetecilik iddiası, bir bölümü de soruşturma dosyalarına yansıyan bilgiler olabilir. Ama Sermaye Piyasası Kurulu bir incelemeyi tamamlar, belirli işlemlerde suç şüphesi görür ve belirli kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunursa artık önümüzde başka bir aşama vardır.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu bu konuda son derece açık.

SPK, bilgi suistimali veya piyasa dolandırıcılığı niteliğinde işlemler tespit ettiğinde Kanun’un 115. maddesi kapsamında savcılığa suç duyurusunda bulunabiliyor. Kurulun geçmiş bültenlerinde bunun çok sayıda örneği var.

Peki suç duyurusu yapıldı diye herkes ertesi sabah gözaltına mı alınır?

Hayır.

Bunu özellikle yazıyorum.

Suç duyurusu mahkûmiyet değildir. Suç duyurusu gözaltı kararı da değildir.

Bundan sonrası Cumhuriyet savcısının soruşturmasıdır. Delilin niteliğine, para ve hisse hareketlerine, hesap ilişkilerine, iletişim kayıtlarına ve dosyanın bütününe adli makamlar bakar.

Ama savcılık kuvvetli bir suç şüphesi görürse soruşturmanın gerektirdiği koruma tedbirleri de gündeme gelebilir.

İşte o noktada piyasada dolaşan “Ama onun arkası güçlü”, “ona dokunamazlar”, “siyaseten korunuyor” cümlelerinin hukuken hiçbir değeri yoktur.

Bir isim bakan olmuş olabilir.

Milletvekili olmuş olabilir.

Bir siyasi partiye yakın olabilir.

Çok önemli iş insanlarıyla fotoğrafı olabilir.

Ankara'da telefonunu açtırabilecek insanları olabilir.

Bunların hiçbiri borsa işlemini hukuka uygun hale getirmez.

Çünkü sermaye piyasasında asıl soru şudur:

Kim, ne zaman aldı?
Kim, ne zaman sattı?
Hangi hesap kiminle bağlantılıydı?
Fiyat yükselirken kim kazandı?
Düşüş başlamadan önce kim çıktı?
Ve bütün bunlar tesadüf müydü?

Borsa dosyasının güzelliği de, korkutuculuğu da burada.

Para iz bırakır.

Emir iz bırakır.

Virman iz bırakır.

Hisse devri iz bırakır.

Zamanlama iz bırakır.

SPK'nın işi zaten olağandışı fiyat ve miktar hareketlerini takip etmek ve mevzuata aykırılık tespit edildiğinde gerekli işlemleri yapmak. Kurul bunu kendi görev tanımında açıkça söylüyor.

O yüzden önümüzdeki günlerde asıl bakılması gereken yer televizyon ekranlarındaki tartışmalar değil, SPK'nın atacağı adımlar.

Eğer Kurul bazı isimler açısından dosyayı idari yaptırım seviyesinde bırakmayıp suç duyurusu aşamasına taşırsa, dosyanın siyasi ağırlığı da hukuki ağırlığı da bambaşka bir noktaya gelir.

Ve burada önemli bir çizgi var:

“Siyasi irade isterse soruşturmayı durdurur” şeklindeki yaklaşım hukuk devletinde kabul edilebilir değildir.

Anayasa'nın 138. maddesi çok açık: hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir veya talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Dolayısıyla benim baktığım yer şu:

SPK ne bulacak?

Kimin hakkında hangi işlemi tespit edecek?

Ve hangi isimleri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderecek?

Çünkü eğer o eşik aşılırsa, mesele artık sosyal medyada “adı geçti-geçmedi” tartışması değildir.

Dosyada yeterli şüphe ve delil bulunması halinde soruşturma genişleyebilir, ifadeler alınabilir, adli tedbirler uygulanabilir ve şartları oluşursa gözaltılar da gündeme gelebilir.

Kim olursa olsun.

Burada kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyorum.

Tam tersine, yapılması gereken tam olarak budur:

İsme değil işleme bakmak.
Siyasi kimliğe değil para hareketine bakmak.
Kimin yakını olduğuna değil, ne yaptığına bakmak.

Fon krizinin gerçek temizliği de ancak böyle yapılabilir.

Çünkü sermaye piyasasında güveni yeniden kurmanın tek yolu vardır:

Dokunulmaz isimler olmadığına yatırımcıyı inandırmak.

Şimdi gözümüz SPK'da.

Çünkü önümüzdeki dönemin en önemli haberlerinden bazıları muhtemelen fiyat ekranlarından değil, SPK bültenlerinin “suç duyuruları” bölümünden çıkacak.