Bir ülkede hukuk devletinin gücü, kanunların yalnızca kâğıt üzerinde bulunmasıyla ölçülmez. Asıl ölçü, o kanunların kimin karşısında uygulanabildiğidir. Makamın, servetin, siyasi bağlantının ve mesleki unvanın hesap vermeye engel olmadığı bir düzen, vatandaşın adalete güveninin temelidir.
Akın Gürlek’e yönelik hedef gösterme girişimlerini değerlendirirken bu noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor. Benim kanaatim, bu saldırıların bir bölümünün arkasında, hukukun kararlı biçimde uygulanmasından rahatsız olan çevrelerin bulunduğudur. Çünkü suçtan beslenen yapılar için en büyük tehdit, alıştıkları dokunulmazlığın sona ermesidir.
Kimisi kurduğu menfaat düzeninin bozulmasını hazmedemez. Kimisi terör yapılanmalarına karşı yürütülen mücadeleden rahatsız olur. Kimisi de yıllardır kendisine açıldığını düşündüğü ayrıcalıklı kapıların kapanmasını kabullenemez. Farklı saiklerle hareket etseler de hukukun önünde hesap verme ihtimali, bu çevrelerde ortak bir huzursuzluk yaratır.
Bu nedenle Gürlek’e yönelen tepkinin hangi somut işlemden kaynaklandığına bakmak gerekir. Eleştiri elbette demokratik hayatın parçasıdır. Ancak eleştirinin gerekçelerle yapılması ile bir kişiyi tehditlerin ve itibarsızlaştırma kampanyalarının hedefi hâline getirmek arasında açık bir fark vardır.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma, hukukun kendi bünyesindeki iddiaların da üzerine gitmesi bakımından özellikle önemlidir.
Başsavcılığın açıklamasına dayanan haberlerde, İstanbul’daki çeşitli adliyelerde yargı süreçlerine menfaat karşılığında müdahale edildiği iddiasıyla soruşturma yürütüldüğü, avukatlar hakkında adli işlemler başlatıldığı ve ifadelerde adı geçen hâkim ve savcılar yönünden Hâkimler ve Savcılar Kuruluna bildirim yapıldığı belirtiliyor.
Soruşturmaya ilişkin 4 Ekim tarihli haberlerde ise sekiz şüphelinin tutuklandığı, beş hâkim ve savcının görevden uzaklaştırıldığı ve eski bir hâkimin rüşvet suçlamasıyla tutuklandığı aktarılıyor. Bunlar soruşturma kapsamındaki işlemlerdir; kişilerin suçluluğuna ilişkin kesin hükmü yargılama belirleyecektir.
Ancak iddiaların ağırlığı, meselenin toplumsal önemini açıkça ortaya koyuyor. Vatandaşın hakkını aramak için başvurduğu adliyede, kararların para veya bağlantılarla etkilenebildiği şüphesi bile titizlikle araştırılmalıdır. Çünkü yargıdaki bir usulsüzlük, yalnızca ilgili dosyanın taraflarına zarar vermez; milyonlarca insanın adalet duygusunu yaralar.
Bir hâkimin, savcının veya avukatın unvanı, hakkında ortaya çıkan iddiaların araştırılmasına engel olamaz. Mesleğin itibarını korumanın yolu da iddiaları örtmekten değil, delilleri ortaya çıkarmaktan ve sorumluluğu bireysel olarak belirlemekten geçer. Görevini dürüstçe yapan yargı mensuplarının emeği böyle korunur.
Bu soruşturmayı önemli kılan, hukukun kendi içindeki muhtemel menfaat ilişkilerini de inceleyebilmesidir. Devletin vatandaşına verebileceği en güçlü güvencelerden biri budur: Adaletin kapısında kimsenin ayrıcalıklı geçiş hakkı bulunmaması.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı hep ifade ettiğimiz gibi suça ve suç örgütlerine göz açtırmıyor. Cumhuriyet Başsavcısı . Doç. Dr. Barış Duman koordinesinde yapılan bu operasyonlar önemli bir teşekkürü hak ediyor.
Akın Gürlek’in temsil ettiği mücadeleyi desteklemenin anlamı da burada yatıyor. Terörün, organize suçun ve yolsuzluğun üzerine kararlılıkla gidilmesini savunurken; delile dayalı soruşturmayı, savunma hakkını ve bağımsız yargılamayı birlikte sahiplenmek gerekiyor. Hukuk devletinin gücü, bu ilkelerin beraber uygulanmasından doğar.
Türkiye’nin ihtiyacı, suç karşısında geri çekilmeyen ve unvan karşısında duraksamayan bir adalet düzenidir.
Böyle bir düzen yerleştikçe suçtan nemalananların alanı daralır. Vatandaşın devlete güveni ise büyür. Korunması gereken kararlılık tam olarak budur: Kim olursa olsun, hukukun önünde hesap verebilmek.