AKIN GÜRLEK AÇIKLADI: GÜLİSTAN DOKU’NUN NAAŞI KİMYASALLA YOK EDİLMİŞ OLABİLİR Mİ?

Abone Ol

Bazı dosyalar vardır, üzerinden yıllar geçse de kapanmaz.

Çünkü ortada cevaplanmamış sorular vardır.

Gülistan Doku dosyası da tam olarak böyle bir dosya.

5 Ocak 2020'de kaybolan genç bir kızdan söz ediyoruz. Aradan tam altı yıl geçmiş. Altı yıldır ailesi evladının akıbetini öğrenmeye çalışıyor. Türkiye ise yıllar boyunca bu dosyada bir türlü tatmin edici bir sonuca ulaşamadı.

Şimdi ise dosya yeniden hareketleniyor.

Ve bu kez ortaya çıkan tablo, geçmişte yapılan soruşturmanın neden bu kadar tartışmalı olduğunu daha da fazla düşündürüyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklaması ise meselenin boyutunu bambaşka bir yere taşıdı.

Bakan Gürlek, dosyadaki bazı beyanlarda Gülistan'ın naaşının birkaç kez yer değiştirmiş olabileceğine ilişkin bilgiler bulunduğunu, son olarak Pertek yolu üzerindeki bir noktaya götürüldüğüne yönelik ifadelerin değerlendirildiğini söyledi.

Ardından çok daha ürkütücü bir ihtimal gündeme geldi:

Gülistan Doku'nun naaşı kimyasal maddeler kullanılarak yok edilmiş olabilir mi?

Dikkat edin.

“Kesin olarak kimyasalla yok edildi” denilmiyor.

Ortada soruşturulan bir ihtimal var.

Ama bu ihtimalin artık devletin yürüttüğü soruşturmanın gündemine girmiş olması bile başlı başına ciddi bir durum.

Çünkü eğer böyle bir girişim gerçekten olduysa, ortada yalnızca bir cinayet şüphesi değil, cinayetin izlerini ortadan kaldırmaya yönelik çok daha organize bir çaba ihtimali bulunuyor.

İşte burada benim aklım almıyor.

Altı yıl boyunca biz neyi araştırdık?

---

ALTI YIL BOYUNCA NEDEN BULUNAMADI?

Bugün 7 ilde eş zamanlı operasyon yapılıyor.

11 şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemleri başlatılıyor.

Üstelik bu isimler arasında emekli ve görevdeki emniyet mensupları da bulunuyor.

Soruşturmanın gerekçeleri arasında ise delillerin karartıldığı ve soruşturma sürecine müdahale edildiğine ilişkin iddialar yer alıyor.

Şimdi kusura bakmayın ama burada benim sormam gereken çok basit bir soru var:

Eğer bugün bunlar araştırılabiliyorsa, neden daha önce araştırılmadı?

Eğer delillerin karartıldığına ilişkin şüphe varsa, bu şüphe neden yıllar sonra bu kadar görünür hale geldi?

Eğer soruşturma sürecine müdahale edildiği düşünülüyorsa, kim müdahale etti?

Ve daha da önemlisi, Gülistan'ın bulunmasını zorlaştıran birileri olduysa, bunlar kimlerdi?

Bunların cevabı verilmeden bu dosyanın üzerindeki sis perdesi kalkmaz.

---

KAMU GÖREVLİSİ OLMAK HESAP VERMEYE ENGEL DEĞİLDİR

Beni en çok rahatsız eden noktalardan biri de kamu görevlilerinin dosyada gündeme gelmesi.

Çünkü devlet görevlisi olmak insanı şüpheden muaf tutmaz.

Emekli olmak hiç tutmaz.

Bir makamda bulunmuş olmak hiç tutmaz.

Eğer ortada somut bir suç şüphesi varsa, kişi kim olursa olsun araştırılır.

Benim beklentim de tam olarak bu.

Kimse peşinen suçlu ilan edilmesin.

Ama kimse de geçmişte taşıdığı sıfatın arkasına saklanarak soruşturmanın dışında tutulmasın.

Çünkü kamu görevlisine duyulan güven, ona sınırsız dokunulmazlık vermek için değil, görevini doğru yapacağına inanıldığı için vardır.

Eğer bir kamu görevlisi görevini kötüye kullandıysa, delillerin kaybolmasına göz yumduysa veya soruşturmanın yönünü değiştirmeye çalıştıysa bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır.

Devlet kendi içindeki yanlışı da temizleyebilmelidir.

Aksi halde vatandaş neye güvenecek?

---

ŞİMDİ EN KORKUNÇ SORU KARŞIMIZDA

Gelelim kimyasal ihtimaline.

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Halis Dokgöz'ün açıklamaları da burada önem taşıyor. Bilimsel yöntemlerle biyolojik materyallerin ve kimyasal izlerin araştırılabileceğini, toprak dahil farklı alanlardan alınacak örneklerin incelenebileceğini ifade ediyor.

Bu şu anlama geliyor:

Eğer Gülistan'ın naaşının ortadan kaldırılması için herhangi bir yöntem kullanıldıysa, bunun izleri bilimsel olarak araştırılabilir.

Dolayısıyla “Nasıl olsa yıllar geçti, artık hiçbir şey bulunamaz” anlayışı kabul edilemez.

Bilim gelişti.

Teknoloji gelişti.

Adli inceleme yöntemleri gelişti.

Yıllar önce bulunamayan bir delilin bugün bulunamayacağının garantisi yok.

Tam tersine, bugün yapılabilecek çok daha kapsamlı incelemeler var.

O yüzden artık mesele sadece toprağı kazmak değil.

Geçmişin de kazılması gerekiyor.

Kim ne söyledi?

Kim ne yaptı?

Hangi ifade neden dikkate alınmadı?

Hangi delilin peşine düşülmedi?

Kim kiminle görüştü?

Soruşturmanın hangi aşamasında ne değişti?

Bunların hepsi yeniden değerlendirilmelidir.

---

GÜLİSTAN'IN AİLESİNE ARTIK “BEKLEYİN” DENİLMEMELİ

Bir de işin insan tarafı var.

Bazen dosyaların içinde rakamlar, tarihler, ifadeler, tutanaklar görüyoruz ve olayın merkezindeki insanı unutuyoruz.

Burada bir genç kız var.

Bir aile var.

Altı yıldır cevap bekleyen insanlar var.

Onların istediği şey siyaset değil.

Onların istediği şey propaganda değil.

Onların istediği şey çok basit:

Evlatlarının başına ne geldiğini bilmek.

Bu kadar.

Ve açık söyleyeyim; devletin vatandaşına bundan daha temel bir borcu olamaz.

Bir insan kaybolduğunda, ailesi yıllarca “Acaba ne oldu?” sorusuyla yaşamak zorunda kalıyorsa, ortada sadece bireysel bir dram yoktur.

Devletin adalet mekanizmasının da sınavı vardır.

---

ARTIK DOSYANIN SADECE SONU DEĞİL, GEÇMİŞİ DE ARAŞTIRILMALI

Ben artık bu dosyanın yalnızca bundan sonrasına bakılmasını yeterli bulmuyorum.

Geçmiş de masaya yatırılmalı.

Çünkü bugün ortaya çıkan her yeni iddia, geçmişteki soruşturmanın bazı yönlerini yeniden sorgulatıyor.

Eğer gerçekten delil karartma olduysa bunun izi sürülmeli.

Eğer gerçekten soruşturmaya müdahale edildi ise kimlerin, hangi amaçla müdahale ettiği ortaya çıkarılmalı.

Eğer Gülistan'ın naaşı yer değiştirdiyse, bunu kim yaptı?

Eğer kimyasal madde kullanıldıysa, kim kullandı?

Ve eğer bütün bunların arkasında bir organizasyon varsa, o organizasyonun tamamı ortaya çıkarılmalı.

Burada isimlerin, makamların, geçmiş görevlerin hiçbir önemi olmamalı.

Gerçek neyse o bulunmalı.

Benim beklentim bu kadar basit.

Çünkü Gülistan Doku dosyası artık “bir kayıp vakası” denilerek geçiştirilebilecek noktayı çoktan aşmış durumda.

Bugün 7 ilde operasyon yapılıyorsa, emekli ve görevdeki emniyet mensupları soruşturuluyorsa, delil karartma iddiaları inceleniyorsa ve bir insanın naaşının kimyasalla yok edilmiş olabileceği ihtimali konuşuluyorsa…

O zaman bu dosyada bugüne kadar yaşananların tamamı yeniden sorgulanmalıdır.

Altı yıl boyunca cevap bulunamadıysa, bugün hiç kimse çıkıp “Her şey yapılmıştı” diyerek konuyu kapatmaya çalışmasın.

Çünkü belli ki hâlâ sorulacak çok soru var.

Ve benim artık tek bir beklentim var:

Bu kez kimse korunmasın.

Kim suçsuzsa aklansın.

Kim suçluysa hesabını versin.

Kim gerçeği biliyorsa konuşsun.

Kim delilleri kararttıysa ortaya çıkarılsın.

Kim soruşturmanın önüne geçtiyse hesap versin.

Çünkü Gülistan Doku'nun ailesinin altı yıllık bekleyişinin karşılığı yeni bir sessizlik olmamalı.

Karşımızda cevap bekleyen bir aile, karanlıkta kalan bir dosya ve artık çok daha ağır ihtimaller var.

Şimdi sıra gerçeği ortaya çıkarmakta.

Ve bu kez hiçbir makam, hiçbir ünvan, hiçbir bağlantı gerçeğin önüne geçmemeli.