AİLEM GÜVENDE ; AİLEYİ KORUMAK GELECEĞİ KORUMAKTIR

Abone Ol

Bir ülkenin geleceği yalnızca ekonomisinin büyüklüğüyle, teknolojik kapasitesiyle ya da fiziki yatırımlarıyla ölçülmez. Geleceğin en önemli teminatı; güven içinde büyüyen çocuklar, güçlü aileler ve değerleriyle bağını koruyan nesillerdir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu 2026–2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonunun en önemli yönlerinden biri de aileyi yalnızca özel hayatın bir unsuru olarak değil, toplumun geleceğini doğrudan ilgilendiren temel bir kurum olarak ele almasıdır.

Bu anlayış doğrultusunda Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıkladığı “Ailem Güvende” operasyonları, çocukların ve gençlerin korunması bakımından son derece önemli bir iradenin göstergesidir.

Beş il merkezli olarak toplam 15 ili kapsayan soruşturmalarda; fuhşa aracılık ve yer temini iddialarından müstehcen içeriklerin üretimi ve yayılmasına, çocukların zararlı içeriklere maruz bırakılmasından suçtan kaynaklandığı değerlendirilen mali hareketlere kadar çok yönlü bir inceleme yürütülmesi, meselenin yalnızca görünen kısmıyla yetinilmediğini ortaya koymaktadır.

Özellikle çocuk söz konusu olduğunda devletin seyirci kalma lüksü yoktur.

Çocukların istismar edilmesi, suç ağlarının hedefi hâline getirilmesi veya yaşlarına uygun olmayan içeriklerle karşı karşıya bırakılması “özgürlük” başlığı altında değerlendirilemez. Çocuğun üstün yararı, güvenliği ve sağlıklı gelişimi her türlü tartışmanın önünde tutulmalıdır.

Bu nedenle gizli soruşturmacıdan teknik ve fiziki takibe, dijital incelemelerden mali araştırmalara kadar hukuk düzeninin sunduğu araçların kullanılması; iddiaların delillendirilmesi ve suç şüphesinin bulunduğu alanlarda yargısal sürecin işletilmesi bakımından önemlidir. Elbette her soruşturmada olduğu gibi burada da suç ve sorumluluk, kişiler ve kuruluşlar bakımından somut deliller üzerinden ve yargı mercilerince belirlenecektir.

Ancak aileyi ve çocuğu koruma mücadelesi yalnızca adliye koridorlarında yürütülebilecek bir mücadele değildir.

İşte bu noktada sivil toplum kuruluşlarına da büyük sorumluluk düşmektedir.

Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) gibi gençlerle doğrudan temas kuran yapıların önemi burada ortaya çıkıyor. Gençlerin eğitim, kültür, spor, sosyal dayanışma ve gönüllülük faaliyetleri içerisinde yer almasını sağlayan çalışmalar; onları yalnızlığa, aidiyetsizliğe ve zararlı çevrelerin etkisine karşı daha dirençli hâle getirebilecek toplumsal imkânlardan biridir.Bu noktada Bilal Erdoğan ve ekibi güçlü bir teşekkürü hak ediyor.

Çünkü güçlü aile politikası yalnızca tehlikeler ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değildir. Asıl mesele, çocukların ve gençlerin kendilerini ait hissedecekleri sağlıklı sosyal çevreleri önceden oluşturabilmektir. TÜGVA bunu yapıyor.

Ailesiyle güçlü bağ kurabilen, kendisini geliştirebileceği alanlara ulaşabilen, sorumluluk duygusu kazanan ve toplumla sağlıklı ilişkiler geliştiren bir gencin geleceğe hazırlanması için çok daha güçlü bir zemin oluşur.

Bu nedenle devletin çocukları suç ve istismar ağlarından koruyan güvenlik politikaları ile ailelerin, okulların ve sivil toplum kuruluşlarının gençlere yönelik çalışmalarını birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak görmek gerekir.

“Ailem Güvende” ismi bu bakımdan son derece anlamlıdır.

Çünkü mesele yalnızca gerçekleştirilen bir operasyon değildir.

Mesele; bir annenin ve babanın çocuğunu gönül rahatlığıyla geleceğe hazırlayabilmesi, bir çocuğun hiçbir istismar ağının hedefi olmadan büyüyebilmesi ve gençlerin kendilerine sunulan sağlıklı imkânlarla güçlü bir gelecek kurabilmesidir.

Aileyi korumak, yalnızca bugünün anne ve babalarını korumak değildir.

Aileyi korumak; çocuğu, toplumu ve nihayetinde Türkiye’nin geleceğini korumaktır.