Anayasamızla bütün dünyaya ders verebiliriz -2

18 Mayıs 2016 tarihli Başyazı

Anayasamızla bütün dünyaya ders verebiliriz -2

Dün, mecburen gelinen “Dört parti dört anayasa” teklifi üzerine fikir yürütmeye çalışmıştık. Bugün şuradan devam edelim: Niye kendimizi buna mecburen hissediyoruz? Anayasayı siyasi partilerin yapması gerektiğine saplanıp kaldığımız için, kendi aralarında anlaşmaları gerektiği fikrinde dönüp duruyoruz. Yanlış iliklenen ilk düğmeyi düzeltelim önce. Anayasa illaki siyasi partiler tarafından yapılmak zorunda değildir ki... Bu fikirde niye diretiyoruz? Kim koydu bu kuralı, kim dayattı bize? Kim inandırdı bunun tek yol olduğuna?

Yoksa “Halk aptaldır”, “Halk anlamaz bu anayasa işlerinden”, “Vatandaş dediğin oy versin, elitler de ülkeyi yönetsin” demiyoruz değil mi?

Demiyorsak anayasanın inşasına halkı doğrudan katmanın bir yolunu bulmalıyız öyleyse. “İşte oy verdi birileri seçti ve kendi adına yetkilendirdi. Bunlarda anayasa yapınca halk yapmış olmuyor mu?” Olmuyor!

Birinci hata: anayasa kalıcıdır. Siyasi iktidarlar gibi bir süre sonra değiştirilebilecek bir şey değil. Dolayısıyla anayasa iktidar icraatı değil ülkenin tamamının icraatıdır.

İkinci hata: Halka çoktan seçmeli bir pusula verilip ‘İşte halkın onayı alındı’ demek bizi kurtarmaz. Son tahlilde herkes evet dese bile bu halkın yaptığı değil kabul ettiği olur.

İhtiyacımız olan halkın kabul etmesi değil doğrudan imal etmesi. Siz hiç, “Allah benim belamı versin, ben 1982 Anayasası’na evet dedim. Bütün rezilliklerin suçlusu benim. Ben Kenan Evren’e hayır diyemeyen bir korkağım. 82’de ‘Evet’ dedim. Bana hakkınızı helal edin” diyen birini duydunuz mu? Kaba bir hesapla bugün yaşı 55 ve üzerinde olanların %90’ının böyle demesi gerekiyor ama demiyorlar. Evet dediler ama kendi yaptıkları bir şey değildi sadece evet mi, hayır mı sorusuna muhatap oldular. Kriz derinleşmesin, sistem(işler güçler) devam etsin diye herkes kendine bir sebep bulup ‘evet’ demiş işte ve bugünkü bu ağır aksak ucube yapı çıkmış ortaya. Ama kimse kendini suçlu hissetmiyor. Niyeyse bütün suç Evren’in!

İşte 1982’de “Evet mi, hayır mı” diye sormakla bugün, “Dördünden hangisi” diye sormak aslında aynı şeydir.

Bu meselenin bir diğer tarafı da beşeriyet prensibinde eşyanın tamamen kusurlu ya da tamamen kusursuz olmasının imkânsızlığıdır. Yani CHP bir anayasa hazırladı ve teklif etti, CHP’nin seçmeninin genel olarak beğendiğini varsayalım. Ama aynı zamanda AK Parti’nin hazırladığı teklifte de beğendiği yerler varsa ne olacak? Yani ikisi, üçü ya da dördü içinden beğendiğimiz tarafları niye seçemiyoruz?

Yarın “Halk nasıl anayasa yaparmış görsünler” üzerinden devam edelim inşallah...

Erem Şentürk


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen