Bir ‘Garip’ Ülke: Bangladeş - 3 -

Bir ‘Garip’ Ülke: Bangladeş - 3 -

Erhan İdiz

Paslanmış bir sac barakadan oluşan delik deşik bir yetimhane… İçeride tahtaların üzerinde uyuyan minik yavrular. Anne/babadan yoksun olmanın yanısıra fakir bir ülkede yaşamanın zorluğu. Yürek denen şeye sahip herkesin ağlayabileceği bir manzara. Hepimiz çok yadırgasak da durumu sesimizi çıkarmıyoruz, sonuçta ülke şartları ortada. Fakat rehberimizin yemekte anlattıkları şaşırtıyor bizi. Yetimhanede kalan kızların evlenmek istemediğini söylüyor. Evlendiklerinde yetimhanedeki gibi lüks bir hayat bulamadıkları için sorunlar yaşıyorlarmış. Fark ettim ki o anda hepimizin aklında aynı soru belirdi: Ne yani, ziyaret ettiğimiz o yerler lüks müydü?

Maalesef durum bu. Bizi ağlatacak potansiyele sahip yerlerin aslında lüks olduğunu öğrendik. Lüksü buysa eğer fakirin yaşamı nasıl oluyordu acaba?

Bu insanların sorunu teknoloji/yazılım üretmek yerine pirinç üretmeyi tercih etmeleri. Fakirliklerinin temelinde tembellik yok, zira çalışkan bir millet. İnşaatlarda ve yol çalışmalarında kadınların da çalıştığını görüyoruz. Caddeleri süpüren kadınlar, tarlalarda çalışan yaşlı adamlar ve rikşalarıyla yolcu taşıyan gençler… Yani kadın-erkek, genç-yaşlı tüm insanlar çalışıyor. Lüks ya da birikim peşinde değiller, herkes karnını doyurmanın telaşında.



Ülke yönetimi Türkleri sevmiyor. Nedeni ise hemen sınırlarında bulunan Arakan’daki Müslümanlara yardım etmeleri. Türk pasaportunu gördüklerinde anlıyorlar yardım için geldiğinizi ve bundan hoşlanmadıklarını belli ediyorlar. Bunu öğrenince bir kez daha gurur duydum ülkem insanıyla. Zira nefret edilmelerinin sebebi insanlıkları.

Her Müslüman ülkede olduğu gibi Erdoğan hayranlığı var. Turkey deyince, tahayyül edebilen herkesin ikinci cümlesi “Ooo Erdogan” oluyor.

“15 milyon çocuk dışarda yaşıyor”

Bangladeş’te 14 yaşından küçük 51 milyon çocuktan 15 milyonu sokaklarda yaşıyor. Her türlü istismara açık bu hayattan 4 milyonun üstündeki yetim de nasibini alıyor. Devlet denen aygıt pek işe yaramadığı için birçok alanda olduğu gibi toplumsal sorunları çözmek insanların kendisine kalıyor. İHH’nın da bu konuda temasta olduğu yetimhaneler var. Binalar yapıp, çocuklara yardımlar gönderen, yeri geldiğinde gidip moral veren İHH’nın Bangladeş için yaptıklarını yazmak istesem saatlerce tutmam gerekecek sizi. Bu nedenle sadece gittiğim grupla yaşadıklarımızı anlatmak istiyorum.



Ve dönüş yolunda hepimizin kafasında bir soru işareti. Ne yapabilirim? Aslında sorunun birçok cevabı var. Hiçbir şey yapamazsanız bile aylık 100 TL’ye, seçtiğiniz bir ülkede İHH’nın bulacağı bir yetime yardım edebilirsiniz. Tabi yetimin bilgilerini ve kim olduğunu bilgisayar aracılığıyla takip edebiliyorsunuz. Altı üstü 100 TL. Hani sigara parası derler ya, o bile değil. Günlük bir eğlenceden mahrum kalarak bir insanın hayatını değiştirmek sizin elinizde.
Yeryüzünde bu kadar acı var ve gücüm yetmiyor. Doğru mu acaba?

“Sadece gazetecileri götürüyorlar sanıyordum”

İtiraf etmeliyim ki haber yapılması için sadece gazetecileri götürüyorlar sanıyordum. Fakat gittiğimde gördüm ki basından olan yalnızca benim. Tek istedikleri çocuklara moral vermek ve insanları, inananları buna şahit etmek. Çok şanslıydım ki harika bir grupla gittim Bangladeş’e. Muhabir olmama rağmen benden daha meraklı, daha ilgiliydiler her şeye. Farklı mesleklerden, aynı amaca sahip insanları bir araya getirmişlerdi. Ahmet, Mehdi ve Aykut abi ile Arzu, Zuhal ve Yıldız abladan çok şey öğrendim. Tabi bir de grup lideri Yasin abi. Herkesin farklı bir meslekten olması çok büyük fayda sağladı. Tabi işlerinde olduğu kadar insanlıkta da profesyoneldiler. Yetimlere sarılmaları, onlarla yürekten iletişim kurmaları ve gerçekten sevmeleri görülmeye değerdi.


İlkin çok eğlenceli görünüyor. “Ohh adamlar akşama kadar dünyayı geziyor” mantığıyla bakıyordum olaya. Fakat işin içine girdiğinizde dünyalık zevke dair hiçbir şey olmadığını görüyorsunuz. Peygamber (SAV) emaneti olan yetimlere el uzatmanın ve bir yokluğu paylaşmanın mutluluğundan başka bir şeyi yok bu insanların. Oraya gelen insanlar hep veriyor. Mümkün olduğunca ceplerinden yeri geldiğinde ise yüreklerinden. Her şeyi paylaşıyorlar, hem birbirleriyle hem de diğer kardeşleriyle. Bu duyguyu paylaşmak bile apayrı bir şey. “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.” diyen İsmet Özel’i yalancı çıkarırcasına her millete ve yardıma muhtaç herkese kulak kesilmiş bekliyorlar. Bazen Vudu-Hıristiyan Haiti, bazen Müslüman Pakistan. Kimin ihtiyacı varsa ona kulak kabartıyorlar. Ve görüyorsunuz ki inanç olmazsa eğer o insanları 45 dereceyi bulan sıcaklıkta soğuk bir su bile bulamayacakları bu yerlere getiremezsiniz. İnsanı buharlaştıran nem, yiyecek yemek bulamamak ve bazen tarantula bazen kertenkelelerle sabahlamayı saymıyorum bile.

 


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen