“Mesele Aleviler ile Sünniler’in birbirlerini tanımaması!”(2)

“Mesele Aleviler ile Sünniler’in birbirlerini tanımaması!”(2)

Aleviler ile Sünniler arasında aslında bir sorunun olmadığını belirten araştırmacı Serdar Bülent Yılmaz, Aleviliğin bazı gruplar tarafından araçsallaştırılmasının istismarı doğurduğunu, genellemelerin de vakayı kusursuz bir şekilde ifade etmekten uzak kıldığını söyledi. Yılmaz, bu durumu çatışmaların kaynağı olarak temellendiriyor.  

Abdülkadir Konuksever / Diriliş Postası

Ali’siz Alevilik

Problem noktalarından belki de en önemlisi, Aleviliğin içerisinden Hz. Ali’nin çıkarılması. Alevi toplumunda bu yeni yapıyı temel alıp hareket edenler de, buna itiraz gösterenler de var. Serdar Bülent Yılmaz, bu tespitte bulunduktan sonra mevcut duruma netlik kazandırılması gerektiğini savunuyor. Zira Hz. Ali’den uzaklaşıldıkça Alevilik başka bir şeye dönüşüyor.

Bağ kopuyor mu?

Son elli yıldır bir el, Aleviliğin İslam’la bağını koparmaya çalışıyor. ‘Âli’siz Alevilik’ denen bir Alevilik biçimi bazı kesimler tarafından inşa ediliyor. Âli’siz Alevilik, Aleviliği İslam’dan tamamen uzaklaştırıp eski inanç ve kültürlerle ilişkilendiriyor. Aleviliğin tarihinde maddeci, sosyalist bir form bile aranıyor.

“HOMOJEN YAPI YOK”

Aleviler içinde itirazlar yok mu?

Var tabi. Ali’siz, İslamsız, seküler bir Aleviliği, kabullenmeyen çok geniş bir kitle yaşıyor Anadolu’da. Örgütlü Alevilik içerisinde mesela Cem Vakfı gibi çok geniş bir kitleyi temsil eden ve İslamsız Alevilik fikrine karşı çıkan yapılar var. Caminin karşısına cem evinin konumlandırılmasına, Aleviliğin camiyle ve namazla ilişkisinin koparılmasına itiraz eden bir kitle de söz konusu.

“BİR ÜST KİMLİK OLARAK ALEVİLİK KAVRAMI19. YÜZYILA DAYANIYOR”

Bu farklılıklar tarihte de böyle miydi?

Bugün genel olarak Alevi şeklinde isimlendirilen topluluklar geçmişte birbirinden farklı gruplar olarak Hayderi, Babai, Bektaşi, Torlak, Işıklar, Abdal, Kalenderi, Kızılbaş ve benzeri isimler taşımaktaydılar. Alevi ifadesi geçmişte kullanılsa da, bir üst kimlik olarak kullanılması ancak 19. yy sonrasına rastlar.

Bugün Alevilik ile ilişkilendirilen Ahmet Yesevi’den Hacı Bektaş’a, Ahi Evran’dan Şah Hatayi’ye birçok tarihsel şahsiyetin gerçekte bugün İslam’dan soyutlanarak yeniden kurgulanan İslamsız Alevilikle hiçbir ilişkisi yok.Bu modern Alevilik inşasıyla Alevi şahsiyetler de tarihsel gerçekliklerinden soyutlanarak yeniden inşa edildiler.

ŞİİLİK İLE BAĞ

Türkiye’deki Aleviliğin Şiilik ile bağı var mı?

İstisnalar hariç, Türkiye Aleviliğinin Şii düşüncesiyle 12 İmam kültü dışında pek bir ilişkisi yok. Şii itikad esasları Alevilikte bulunmaz. Alevi 12 İmam düşüncesi bile Şii 12 İmamından farklıdır. Aleviler fıkhen Caferi değil Hanefi’dirler. Mesela Kaygusuz Abdal’ın Salatnamesi’nde bahsettiği namaz tam Hanefi fıkhına göredir.

ALEVİLİĞİN TARİHSEL KORKUSU

Biraz önce Aleviliğin politik bir kimliğe dönüştürüldüğünden bahsettiniz. Aleviliğin Kemalizm’le kurduğu ilişki bu süreçle mi ilgili?

Aleviler, Sünniler karşısında azınlık psikolojisi ile mevcudiyeti korumak için “korku”yu kullandı. Safevi savaşı, Babai ve Şahkulu gibi isyanların bastırılması olayları üzerinden bir tarihsel korku “inşa” edildi ve canlı tutuldu. Alevi kolektif hafızasında Sünni devlet hep bir Hızır Paşa olarak yer aldı.

Dersim katliamına rağmen Aleviliğin Kemalizm ve CHP ile kurduğu ilişkinin arkasında bu tarihsel korku var. Geleneksel Alevi kimliği modern dönemde yeniden inşa edilirken, Şeriatı kaldırıp laik bir devlet kuran Mustafa Kemal’in modernleşme projesi çekici bulundu. Yani bir Stockholm Sendromundan öte bir şey. Zamanla Kemalizm ve CHP ile kurulan ittifak, seküler Alevi kimliğinin inşasında etkili oldu.

Aleviliğin tarihsel korkusu Alevi hafızasına o kadar işlemiş ki, 7 Haziran seçim sürecinde konuştuğum Dersimli bir ihtiyar, Dersim katliamından dolayı özür dileyen, Alevi çalıştayları yapan ve ders kitaplarına Alevi inancını yerleştiren Erdoğan’ın seçimi kazanırsa şeriatı getirip bütün Alevileri keseceğini kesin bir inançla anlatmıştı.

SÜNNİLEŞTİRME VE ALEVİLEŞTİRME

Bu korkunun biraz da Aleviler’in sıklıkla iddia ettiği üzere devletin Alevileri Sünnileştirme politikasından ileri geldiğini söyleyebilir miyiz?

Aleviler’i Sünnileştirme çabaları elbette olmuştur. Ama Alevi kitlesinin tarihsel korkusunu canlı tutmak için bu iddianın biraz da abartıldığını düşünüyorum. Mesela Alevi köylerine cami yapılma meselesi abartılmış, bir kaç tekil örnek genelleştirilmiştir. Bu tekil uygulamalar üzerinden Osmanlı veya Türkiye devletinin Sünnileştirme politikası güttüğünü söyleyemeyiz. Aksi takdirde Anadolu’da bu kadar Alevi kitlesi olamazdı.
Bunu anlamak için Safeviler’in Sünniliğin en güçlü ülkelerinden biri olan İran’ı büyük katliamlarla nasıl Şiileştirdiğine bakmak yeterlidir. Hatta farklı olarak Alevileştirme olayları da var. Mesela Osmanlı’nın son yıllarında savaşları, toplumsal alt-üst oluşlardan yararlanıp Dersim, Elazığ gibi şehirlerde bazı köylerin Alevileştirildiğini görüyoruz.

Çok ilginç. Bunun somut örnekleri var mı?

Tabii ki. Mesela benim yaşadığım köy bundan yüz elli yıl önce Sünni bir köy. Son yüz elli yıla kadar Sünni olarak yaşamışlar. Köyde cami de varmış. Köylülerin anlatımına göre savaş ve seferberlik yıllarında ortaya çıkan sosyolojik boşlukta alevi dedelerince köy Alevileştirilmiş. Başka yerler için de benzer durumların yaşandığı anlatılıyor. Zor kullanmaksızın karşılıklı gerçekleşen doğal asimilasyonun Anadolu’da çokça örnekleri olduğunu görebiliyoruz. Bu durum normal karşılanmalı.

Alevi kesim üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verilmesine karşı çıktı. Aleviler’in bu hassasiyeti nereden kaynaklanıyor? Katılıyor musunuz bu hassasiyete?

Bir kısım tarihçiler Yavuz’u Alevi katliamcısı gibi gösteriyor. Oysa telaffuz edilen abartılı rakamlar o günün Anadolu nüfusu açısından inandırıcı değil. Osmanlının tahrir defterleri gibi kaynaklar incelendiğinde Safevi savaşı sonrasında bir katliamı doğrulayacak ciddi bir nüfus kaybına rastlanmıyor. Osmanlı vergi ve tımar sistemi nedeniyle yapılan düzenli sayımlarda bir yerde nüfus azalması varsa bu hem kayıtlara işleniyor hem de nedenleri belirtiliyor. Buna karşın Yavuz’un isminin üçüncü köprüye verilmesi konusundaki hassasiyet elbette dikkate alınabilir. Lakin Yavuz ismini unutturmaya çalışmak da Sünni hassasiyetini dikkate almamaktır. Nitekim Yavuz’un Safevi başarısı Kürtleri hem dini hem etnik; Türkleri de dini asimilasyondan korumuştur. Dolayısıyla Yavuz’a minnet duyan çok büyük bir kitlenin varlığını da unutmamak gerekir.

“Kürtler, Yavuz’a minnettar” dediniz ama bazı Kürt milliyetçi kesimleri de Yavuz Sultan Selim’i ve onunla işbirliği yapan İdris-i Bitlisi’yi makbul görmüyorlar?

Bu da maalesef Kürt milliyetçi tarih yazımının Osmanlı düşmanlığından ve Nuri Dersimi gibi laik Kürtçüler’in eliyle Alevi asabiyetinin Kürt milliyetçilerini etkilemesinden kaynaklanıyor. Aklı başında hiçbir Kürt İdris-i Bitlisi’nin Yavuz’la yaptığı işbirliği ve bunun sonucunda Kürtler’e kazandırdığı otonomiyi ve diğer kazanımları görmezden gelemez.

Serdar Bülent Yılmaz kimdir?

Serdar Bülent Yılmaz 1974 yılında Tunceli’nin Pertek ilçesinde Alevi Kürt bir baba ve Sünni Türk bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Liseye kadar öğrenimini Pertek’te tamamladı. Lise sonuncu sınıfı Elazığ’da bitirdikten sonra Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni tamamlayarak avukat oldu. 2003 yılında ‘başörtüsü, Kürt sorunu, küresel emperyalizm ve vesayet sistemine’ İslami bir bakış açısıyla tepkiler geliştiren Özgür-Der Diyarbakır Şubesi’ni kurdu ve dokuz yıl boyunca başkanlığını yürüttü. Alevi araştırmalarının duayeni Fuat Köprülü’den, Ömer Lütfü Barkan’a; Ahmet Yaşar Ocak’tan Alevi klasiklerine kadar geniş bir yelpazede araştırma yaptı. Aleviliğin tarihsel kökleri konusundaki Türk ve Kürt tezlerini karşılaştırmalı incelemeye tabi tuttu. Bunların yanı sıra benimsemiş olduğu ‘Ehli Sünnet’ düşüncesine dair köklü sorgulayıcı okumalar ve araştırmalar yaptı. Serdar Bülent Yılmaz şu anda Memur-Sen Genel Başkan Danışmanlığı görevini sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

“Mesele Aleviler ile Sünniler’in birbirlerini tanımaması!”


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen