“Mesele Aleviler ile Sünniler’in birbirlerini tanımaması!”

“Mesele Aleviler ile Sünniler’in birbirlerini tanımaması!”

Aleviler ile Sünniler arasında aslında bir sorunun olmadığını belirten araştırmacı Serdar Bülent Yılmaz, Aleviliğin bazı gruplar tarafından araçsallaştırılmasının istismarı doğurduğunu, genellemelerin de vakayı kusursuz bir şekilde ifade etmekten uzak kıldığını söyledi. Yılmaz, bu durumu çatışmaların kaynağı olarak temellendiriyor.  

Abdülkadir Konuksever / Diriliş Postası 

Alevi meselesi Türkiye’nin sinir uçlarından birisi ve Türkiye’nin özellikle nazik geçiş dönemlerinde ortaya çıkıyor. 15 Temmuz Darbe Girişim’inin ardından Türkiye’nin problem noktalarından birisi olan Alevi-Sünni gerginliği tekrar gündeme geldi. Son olarak geçtiğimiz ay Malatya’da, kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından Alevi ailelerin yoğunlukta yaşadığı Cemal Gürsel Mahallesi’ndeki 13 evin kapı ve duvarlarına kırmızı boyayla çarpı işaretleri atıldı. Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ: “Bu hangi ahlaksızlık veya provokatör yaklaşım neticesinde yapılıyor bence bu bilgi yok. Emniyetimiz, savcılarımız bu meselenin üstüne gidecektir. Allah’a binlerce defa şükürler olsun, Kürt ile Türk’ün arasında, Sünni ile Alevi arasında halk olarak hiçbir sorun yok” dese de mesele gündemde uzun süre kaldı.

Alevi baba ve Sünni bir annenin çocuğu olan araştırmacı-yazar Serdar Bülent Yılmaz’a göre Alevi-Sünni gerginliğinin temelinde; iki toplumun birbirlerini iyi tanımaması ve toplumsal genellemeler üzerinden hareket edilmesi yatıyor. ‘İçeriden gelen’ biri olarak Alevilik ile ilgili farklı perspektifler sunan Yılmaz, Aleviliğin başlangıcından bugüne komşusu Sünnilik ile ilişkisini Diriliş Postası’na değerlendirdi.

“GENELLEMELER SIKINTILI”

Yetiştiğiniz çevre kültürel çeşitlilik açısından zengin bir coğrafya ve Alevi bir babanın Sünni çocuğusunuz. Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz, bununla başlayalım isterseniz?

Türkiye’de inanç kategorileri Alevi-Sünni genellemesi gibi çok büyük genellemeler içeriyor. Genellemeler vakayı kusursuz bir şekilde ifade etmekten uzaktırlar. Bu bağlamda bu kategorizasyonun kimliğimi tanımlamak için yetersiz olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Alevilik ve Sünnilik homojen olmadığı gibi kendi içinde birçok farklı yaklaşımı da barındırıyor. Kaldı ki genel kategorilerin tahtını sarsan yeni dini yorumların tartışıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Ben kendimi Müslüman olarak tanımlıyorum.

Sizin Alevilik ve Sünnilik’le ilgili tercihiniz bilinçli bir kimliğe ne zaman dönüştü?

Sünni eğilim, Sünni olan annemin çocuk yaşlarda bizi yetiştirmesiyle oluştu. Ancak kimlik konusunda bilinçli bir tercih arayışı üniversite ile başladı. O yıllarda Alevilik’ten öte, içinde bulunduğum Sünni düşüncenin yapısıyla ilgili sorgulayıcı araştırmalar yaptım. Geleneksel Sünniliğin, Alevilik kadar olmasa da hurafe ve söylencelerden etkilenmiş ve Kur’an’dan bir miktar uzaklaşmış olduğunu gördüm. Bu nedenle sağlıklı bir ölçü edinebilmek için Kuran’ı okuyup araştırdım. Böylece Müslüman’a Müslüman’dan başka bir ismin uygun düşmeyeceğine karar verdim.

Sizin yaşadığınız çevrede Alevi-Sünni ilişkisi nasıldı? Bir çatışma mı yoksa bir hoşgörü mü hâkimdi?

Yetiştiğim çevrede yani Pertek’te Alevi ve Sünniler bir arada yaşarlar. Ayrı mahalleleri yani bir gettolaşma söz konusu değil. Ancak köyler istisna. Oralarda genellikle homojenlik hâkim. Açıkçası hiçbir zaman Alevi-Sünni çatışmasına şahit olmadım. Günlük hayatta hep güzel komşuluk ilişkilerimiz vardı. İki toplum içinde de kışkırtıcı tipler olmuşsa da hiçbir zaman bir çatışma yaşanmadı.

“ALEVİ HOŞGÖRÜSÜNÜN DE SINIRLARI VAR”

Aleviliğin alâmetifarikası gibi sunulan hoşgörünün bu sınırlara takıldığına çokça şahit oldum. Alevilerin kendi müntesiplerine karşı mahalle baskısı Sünnilerinkiyle kıyaslanmayacak kadar fazladır. Alevilerin Sünnilere kız verdiği pek az görülür. Alevi büyükleri buna şiddetle karşı çıkar, bunu zül addederler. Sünnilere kız veren aile düşkün bile ilan edilebilir.

Aleviliğin yazılı kaynakları var mı?

Alevilikte sözlü kültür daha baskın olmakla birlikte yazılı kaynaklar da var. Bunlar Aleviliğin menakıbnameler, erkannameler, fütüvvetnameler, buyruklar, velayetnameler, ozanların şiirleri ve Risale-i Şeyh Safi, Makalat gibi Alevilik ile ilişkili olduğu düşünülen bazı şahsiyetlerin eserleridir. Bu eserlerin referans kaynağı Kuran ve hadisler olmakla birlikte, Alevi kitlelerin hem bu eserlerle hem de Kuran’la ilişkisi son yüz yılda iyiden iyiye zayıflamıştır.

Hacı Bektaş Makalat’ında şeriatın on makamından biri olarak “Namaz, Oruç, Zekât, Hac, Cihad”ı saymaktadır. Aleviliğin yazılı kaynaklarında imanın ve İslam’ın şartları benimsenmiştir. Mesela Kaygusuz Abdal bir şiirinde şöyle der: “İslam’ın şartın sual edersen / İcmalinde şartı beştir efendi / Muradın ger iman öğrenmek ise / Anın da adedi şeştir efendi.”Risale-i Şeyh Safi’de de “Şeriatı kaim olmayanın hakikati dürüst olmaz.” denir.

Bazı yerlerde namaz kılan, oruç tutan Alevi kitleler hâlâ var.

Alevilik dediğimizde geniş bir düşünce haritasından bahsediyoruz. Alevilikte inanç, kültür ve uygulama düzeyinde Gök inancı ve şaman kültü, Manihaizm, Budizm, Zerdüştlük, yerel Anadolu inançları, Hıristiyanlık, Yahudilik’ten de izler var.

Alevilik olarak genellediğimiz düşünce homojen değil. Hem aktüel hem de tarihsel farklılıklara rağmen, son derece tartışmalı bir şekilde Bektaşiler, Kalenderiler, Babailer, Hayderiler gibi birbirinden farklı unsurlara Alevilik üst kimliği verilmiştir. Genellemeler karşısında “Hangi Alevilik?” diye sormak gerekir.

Buna karşın İslam’ın şekil şartlarını tümüyle dışlayan Alevi kitleleri de mevcut.

POLİTİK ALEVİLİK

Bu güne gelirsek Türkiye’de politik bir kimlik olarak Aleviliği nasıl değerlendirebiliriz?

Politik Alevilik derken, tarihsel bir olgu olarak Aleviliğin modernizmin inşa ettiği bir kimlik üzerinden yeniden tanımlanmasından bahsetmiş oluyoruz. Bu yeniden kimliklendirme sancılı, kurgusal ve anakroniktir. Bu süreç sancılıdır çünkü ekonomik zorluklar, göç ve metropollerde biçimlenen travmatik bir toplumsallığı ifade ediyor. Kurgusal ve anakronik olması nedeniyle oluşan yeni Alevilik tarihsel Alevilikten bir çeşit kopuş demektir.

Politik alevi kimlik, çok partili sistemle birlikte başlamıştır. İlk dönemlerde diğer toplum kesimleri gibi Alevilerin de büyük çoğunluğu Demokrat Partiye oy veriyor. Sonrasında laikliğin ve dinin politik söyleme konu olmasıyla sağ kendini Sünniliğe yaslamış, solu temsil eden CHP de Aleviliğe oynamıştır. 60 sonrasında Aleviliğin diyanette temsili meselesiyle Alevilik kamusal tartışma konusu oluyor. Sonra Alevi dernekleri kuruluyor. O güne kadar içe kapanık sırlı bir inancı ifade eden Alevilik sosyalleşmeye başlamış, tabir yerinde ise “sırrın faş edildiği” bir süreç yaşanmıştır. Topluma açık ilk semah gösterileri toplumsal rıza üretebilmek adına kültürel faaliyet biçiminde bu derneklerce gerçekleştirilmiştir. Alevilik tartışmalarına kayıtsız kalmayan Alevi dernekleri bildiriler yayınlamaya başlamış ve Alevi politikleşmesi gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. 1966’ya gelindiğinde Alevi eğilimli Türkiye Birlik Partisi kuruluyor. Bu süreç ve tartışmalar zamanla bir kamplaşmaya doğru gidiyor.

Türkiye’deki laiklik tartışmaları ile Alevilerin tarihsel korkuları maniple edilerek şeriat karşıtlığı üzerinden dindarlığa karşı sert bir söylem üretiliyor. Altmışlı yıllar itibariyle sahneye sol örgütler çıkıyor. Alevi-Sünni,  ilericilik-gericilik, şeriat-laiklik tartışmaları ile hem bu kavramlar Alevi duruşuna dâhil ediliyor hem de bu kavramlar üzerinden bir ayrışma üretiliyor. Manipülasyona açık bir sosyal zemin ortaya çıkarıldıkça toplumsal fay hatları da üretilmiş oluyor. Bütün bu süreçlerin geriliminde sert ve irrasyonel bir yeni Alevi kimliği inşa ediliyor. Alevilik bu gün itibariyle örgütlü grupların politikleştirme çabası sonucu bir inanç sisteminden öte salt politik bir tavra dönüşmeye başladı.

Sosyalist Alevi örgütleri Aleviliğin İslam’ın kültürel havzasıyla bağını ortadan kaldırmaya çabalıyor. Öte yandan ise bu bağı flulaştırma çabaları da söz konusu. Mesela Aleviler Kur’an’la bağları zayıf olsa da onu reddetmezler. Son yıllarda Aleviler’in “manzum Kur’an” denen ve Kur’an’ın fazlasıyla serbest ve çoğunlukla metnin dışına çıkılıp yorumlanmış çevirilerine yöneltilmesi söz konusu. 

Yarın: Ali’siz Alevilik


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen