“Erdoğan sorunu çözecekti Yunan tutucular engelledi”

İraklidis, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002’de Türkiye’de iktidara gelişinin ardından Ege’de ve Kıbrıs’ta, Türkiye’nin direkt olarak yapıcı bir şekle girdiğini söyledi. “Yunan kanadında hükümetler değişip yerlerine tutucu isimler gelmeseydi Erdoğan, sorunları çözecekti” dedi.

“Erdoğan sorunu çözecekti Yunan tutucular engelledi”

Batuhan Gülşah / Atina

Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler üzerine dün röportajının ilk kısmını verdiğimiz Yunan diplomat ve akademisyen Prof. Dr. Alexis İraklidis, Türkiye ile Yunanistan arasında adeta kangrene dönen Ege ve Kıbrıs sorunları üzerine de çarpıcı tespitlerde bulundu. İşte röportajın devamı:

Türk-Yunan meseleleriyle ilgili olarak hayaliniz nedir? 

Ege’deki tüm sorunların maksimum ortak çıkarlar doğrultusunda çözüme kavuşturulması. İki ülke arasındaki sınırların kaldırılması. Kıbrıs Sorunu, Türk-Yunan ilişkilerinden ayrı tutulmalı. Korkarım ki bu sorun çözülemeyecek. Kıbrıslı Rumlar’ın büyük çoğunluğu çok olumsuz bir tutum içinde. Kıbrıslı Türkler’i de, Mustafa Akıncı’nın attığı tüm olumlu adımlara rağmen, çözüm karşıtı bir tutum içine girmeye zorluyorlar. Batı Trakya’daki Türk azınlığı ile ilgili sorunlar çözülsün, eğitim koşulları iyileştirilsin, kendi müftülerini nasıl istiyorlarsa öyle seçsinler, taşınmazların tapularıyla ilgili meselelerine kulak verilsin. Böylesine olumlu bir duruma ulaştıktan sonra Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmaması için de hiçbir neden yok. AK Parti gibi inanç konusuna özel olarak önem veren bir siyasi partinin bunu yapması daha da anlamlı olur.

Uzun yıllar boyunca Dışişleri Bakanlığı’nda ve BM’de çalıştınız. O dönemde Türk diplomatlarla ilişkiniz nasıldı?

İnsan hakları ve azınlıklar konularında bilirkişi ve danışman olarak çalıştığım 1983-97 yılları arasında Türkiye-Yunanistan ilişkileri iyi değildi. Ancak diplomatlar olarak kişisel ilişkilerimiz iyiydi. Tabii şimdiki gibi olsaydı çok daha farklı şekillenirdi. İki taraf da temkinli bir biçimde karşıdakiyle temas kuruyordu. Nadir olarak genel seviyenin bir adım ötesine geçiyorduk. Eğer ben, tek başıma Türkler’le ikinci adıma geçmek için hamle yapsaydım, bizimkilerin bana “sınırı aştın” uyarısı verme riski vardı. Mesela bir Bulgar diplomatla yemeğe gitsem kimse bir şey demezdi. Fakat bir Türk ile çıksaydım “Niye gittin” diye sorarlardı veya en iyi ihtimalle “İşe yarar bilgiler edindin mi” diye sorarlardı.

“TÜRKLER BİZDEN DAHA BECERİKLİ” DERLERDİ

Gerçekten mi!? Yeter ki Türk olmasın ama Doğu Bloku bile olabilir?

Evet... Bizim Yunanistan Dışişleri Bakanlığı olarak düşüncemiz; Türk diplomasisi; ki Osmanlı Devleti’ne ve onun geleneklerine dayanan köklü bir diplomasi, son derece becerikliydi. “Türkler çok becerikli ve akıllıdır” Bize bakanlıkta “Türkler’e çok dikkat edin, bizden daha becerikliler” diye uyarılarda bulunurlardı. Diğer taraftan, Türkler de “Yunanlar çok becerikli ve dehadır. Dikkat etmeliyiz” diyorlarmış. Bir defasında Varşova’da düzenlenen bir toplantıdaydık. Türk büyükelçi, yapacağı konuşmadan 1 gün önce bana gelerek “Alexis, Batı Trakya Türk Azınlığı ile ilgili konuşacağım ama sert olmayacak. Cevap vermene bile gerek kalmayacak” dedi. Ertesi gün Türk Büyükelçi’nin konuşması güzel başladı ancak akabinde çok sertleşti. Uzaktan kaş göz yaparak, “Yumuşak konuşma olacak demedin mi” dedim. Sonrasında doğal olarak ben de sert tonda konuşma yapmaya mecbur kaldım. Fakat yine de Kürt Sorunu’na değinmedim. Eğer Türkleri sevmeseydim, “Konuşmaya hazırlıksız yakalanarak uygun dille cevap veremeyeyim diye benimle alay etti” sonucunu çıkarırdım.

Hangi Türk siyasilerle bir araya geldiniz?

Eski dışişleri bakanları İlter Türkmen ve Şükrü Sina Gürel ile. Kıbrıslı Türkler’den, 2007 yılında Başkan olduğunda Mehmet Ali Talat ile görüştüm. Şimdiki başkan Mustafa Akıncı da iyi arkadaşımdır. 1998’de İsviçre’de Kıbrıs Meselesi için resmî olmayan bir görüşme esnasında tanıştık. Başkan seçildiği 2015’ten beri Kıbrıs sorunu ile ilgili onu destekleyen, Yunan tarafının politikalarını eleştiren birçok yazı yazdım. Son olarak 2004’te Annan Planı’nın iptalinin ardından ekim ayında düzenlenen bir konferansta görüştük. . Maalesef milliyetçi Kocias, 2 yıldan fazla bir süredir dışişleri bakanımız ve ülkenin uluslararası imajını zedeleyen birçok şey yaptı.

“MÜFREDATLAR DEĞİŞMELİ”

Türk-Yunan meseleleri üzerine iki ülkedeki müfredatların içeriği üzerine görüşünüz nedir?

Bu meseleyi ilk defa 1988’de Başbakan Turgut Özal ve mevkidaşı Andreas Papandreu, Davos’taki buluşmalarına resmî olarak ele aldılar. Daha sonra, 2000 yılında bunun için bir kurul oluşturulmasına karar verildi. Tıpkı Fransızlar ile Almanlar’ın İkinci Dünya Savaşı sonrası kurdukları gibi, iki tarafın okul kitaplarını inceleyerek karşı taraf hakkında olumsuz öğeleri ekarte edip, olumlu unsurlar eklemesini öngörüyordu. Yunanistan’da bu süreç başlayınca bazı kesimler sert tepki gösterdi, bunun neticesinde plan rafa kalktı. Bu heyet yeniden faaliyete geçirilip karşı taraf hakkında kötü-yanlı imaj oluşturan bölümleri müfredattan çıkarmalı. Mesela, Erdoğan-Pavlopulos buluşmasında bu konu da konuşulsa güzel olur. Çünkü yeni nesillerin önyargısız yetiştirilmesi çok önemli. Tabii her şeye rağmen iki tarafta da okul kitapları, 20 sene öncesine kıyasla çok daha iyi durumda.

Uzun yıllardır Panteion Üniversitesi’nde profesörsünüz. Tecrübelerinizi Türkiye’de de paylaşmak ister miydiniz?

Boğaziçi ve Bilgi üniversitelerinde yüksek lisans öğrencileriyle çalıştım. Ancak kısa süreliydi. Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs Sorunu hakkında pek çok Türk üniversitesinde konuşmalar yaptım. Bir defasında Kuzey Kıbrıs’a konuşmacı olarak gittim, Kıbrıslı Rumlar büyük gürültü kopartmışlardı bu yüzden. Türk öğrencilerimin seviyeleri oldukça yüksekti. Türk öğrencilerle yeniden bir araya gelmek son derece ilgi olurdu. Son olarak 2011’de Boğaziçi Üniversitesi’nde ders yaptım.

İki ülke sorunları üzerine yeni bir kitap yazdığınızı söylediniz. Daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

Türkiye’de profesör olarak görev aldığım için birçok Türk akademisyen ile temas halindeyiz. Son 2 yıldır iki ülke ilişkileri tuhaf bir durumda olduğu için, 1999’dan bu yana ilişkilerimizin gelişimini ve geldiği noktayı mercek altına almaya karar verdik. Kitabın en önemli noktası, 10 Türk ve 10 Yunan olmak üzere 20 kişiyiz. Başyazarlar ben ve Batı Trakya kökenli bir Türk kadın meslektaşım. Eklemek istediğim bir şey daha var: dikkatini uluslarası ilişkiler üzerine veren Türk kadın akademisyen sayısı Yunan kadınlardan daha fazla. Bu durum yeni kitabın ekibine de yansıdı.

“AB’DEN AĞZIMIZ YANDI”

Nasıl bir içerik üzerine kuracaksınız?

1 yıl içinde bitirmeyi planlıyoruz. Geleneksel farklılıkları, yeni işbirliği veya çatışma unsurları, medyanın bu konulardaki önemi, doğal kaynaklar sorunu, mülteci sorunlarını analiz ediyoruz. Zor bir girişimde bulunduğumuzu itiraf etmek istiyorum. Çünkü ilişkilerimiz, daha önce de söylediğim gibi, bir geçiş dönemi yaşıyor. Kitabı bitirdiğimiz zaman temennim odur ki, ilişkiler şimdikinden çok daha iyi bir noktada olur. “Yunanistan ve Türkiye: işbirliği ve çatışmada iki komşu ülke” başlığını düşünüyoruz. Avrupa ve Amerika’nın dikkatini çekmek için alt başlık olarak da “Avrupa’dan kopuş” eklemesini yapmak niyetindeyiz. Çünkü Türkiye kendi isteğiyle AB’den uzaklaşıyor, Yunanistan’ın ise AB’den ağzı yandı. Avrupalılaşma, 1999-2010 arasında iki tarafın yakınlaşmasına yardımcı olan bir unsurdu. Şimdi ise var olmayan bir şey.

Sizin gibi diplomat olan babanız nedeniyle çocukluk yıllarınızda Türkiye’de ve Suriye’de yaşadınız. Nasıl hatıralar kaldı o günlerden?

Suriye’de 1959-1966 arasında 7 sene yaşamış birisi olarak, ülkenin içinde bulunduğu mevcut iç savaş durumunun beni çok üzdüğünü belirtmek isterim. Muhteşem bir ülkeydi ancak bu iç savaş yüzünden sayısız hayat mahvoldu. 7 yaşımdan 14 yaşıma kadar Şam’daydık. Yani çocukluk yıllarımın en önemli dönemleri Suriye’de geçti. 1959’da babam gittiğinde büyükelçi olarak gitti çünkü o zaman Suriye, Mısır ile birleşmiş durumdaydı. Günlük hayatımız çok iyiydi. Şam’daki Türk büyükelçinin çocukları arkadaşlarımdı. Güzel, narin bir dönemdi. Yazları Lübnan’a, o dönemki tabiriyle “Ortadoğu’nun Paris’i”ne giderdik. Babam, İskenderiye’deki Yunan azınlıktan (19. yüzyıl sonlarında ağırlık olarak Kıbrıs’tan göç eden Rumlar. İraklidis’in babası da Kıbrıs kökenli) olduğu için çok iyi Arapça bilirdi.

Suriye’de olmanın olumsuz yanları nelerdi?

Temel sorun şu: Askeri darbelerde Suriye, dünya rekoruna sahip. Başarılı veya başarısız darbeler. 7 senede, başarıya ulaşan 2, başarısızlıkla sonuçlanan en az 5 darbe girişimine tanık oldum. Başarıya ulaşanlardan 1964’tekinin yapıldığı yer, Yunanistan Büyükelçiliği’nin tam karşısında bulunan cumhurbaşkanlığı konutuydu. Tankların ve otomatik silahların dahil olduğu çatışma çıktı, Yunan Büyükelçilik binasına da çok sayıda mermi isabet etti. O gün isabet eden mermilerden çoğunu hâlâ saklarım. Darbeyle devrilen Emin El Hafız’ın eşi ve 4 küçük çocuğu, bizim büyükelçilikten siyasi sığınma talep etmişlerdi. Kendilerini birkaç ay boyunca misafir etmiştik.

Türkiye ile ilgili olumsuz hatıralarınız var mı?

Çocukluk hayatımın en korkunç olaylarından ikisini İstanbul’da yaşadım. İlki, Kıbrıs’taki karmaşa sürerken ikamet ettiğimiz apartmanın görevlisinin bir akşam elinde baltayla kapımıza vurmaya başlamasıydı. Vururken “Kıbrıs’ta ne yapıyorsunuz” gibisinden bir şeyler söylüyordu. Bu yüzden başka yere taşınmak zorunda kalmıştık. İkincisinde ise, 1958 paskalyasında Patrikhane’ye gittik. Çıkışta, Türkler’den oluşan bir kalabalık bize küfürler etmeye başladı. Vurmadılar ama sözlü tacizde bulundular. Ancak bu olaylar Türkiye ile ilgili fikirlerimde kilit rol oynamadılar.


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen