“Mahalledeki tavuk sayısını bilen bir devletin mirasçısıyız”

15 Temmuz gecesini “O gece yüce Rabbim kalplerimizden korkuyu aldı” cümlesiyle anlatan Kütahya Belediyesi Başkan Yardımcısı Ali İhsan Ertaş mirasçısı olduğu Osmanlı’yı “Bir mahallede bulunan tavuk sayısını dâhi bilen devletin torunlarıyız biz” sözleriyle anlattı.

“Mahalledeki tavuk sayısını bilen bir devletin mirasçısıyız”

Hüseyin Akkaş / Diriliş Postası

Kütahya’yı ziyaretimizde Belediye Başkan Yardımcısı Ertaş, makamında çay ikram ederken konuşmamız kayıt düşülmesi gereken önemde olunca hiç olmazsa burada kalmasın konuşulanlar ve yapılan hizmetler düşüncesiyle sohbeti röportaja çevirdik.


Kütahya Belediye Başkan Yardımcısı Ali İhsan Ertaş

Yapılan hizmetleri okuduğunuzda içinizden sizler de “Maşallah” diyeceksiniz diye tahmin ediyorum:

“OSMANLI BELGELERİYLE KÜTAHYA”

“Öncelikle hoş geldiniz, kadim bir medeniyete, yaklaşık yedi bin yıllık tarihe sahip olan Kütahya’ya.

Kültür hizmeti olarak halkımızın istifade edeceği konularda bütün imkânlarımızı kullanıyoruz, kullanmaya çalışıyoruz.

Kütahya Belediyesi olarak birçok kitap bastık. Bunlardan bir tanesi “Osmanlı Belgeleriyle Kütahya” kitabımız. Yaklaşık bir buçuk sene hazırlık aşaması oldu. Bu kitabı hazırlatma amacımız belgelerde Kütahya nasıl geçiyor sorusuna cevap bulmak. 1510 yıllık çok ilginç belgelere rastladık.

Üniversitemizle ortak çalıştık ve güzel bir eser ortaya çıktı. Yaklaşık 800 sayfa civarında ve belgelerin orijinal hallerini kitabın sağ tarafına koyduk.

Bu kitabımızda benim dikkatimi çeken birkaç şeyden bahsedeyim. Rahmetli Abdülhamid Han Hazretleri, Kütahya ile yakından ilgilenmiş, hatta Yeşil Camii o yıllarda yaptırıldı biliyorsunuz. Kendisi saray nakkaşını göndermiş camii süslemesi için. Hükümet konağı, Kütahya lisesi onun zamanında yapılmış. Sanatoryumun inşasıyla ilgilenmiş ama hain darbe olunca sanatoryumun yapım aşaması yarım bırakılmış ama buna rağmen İstanbul’dan verem ve akciğer hastalarını getirmişler.”

Belgede neler yazıyor?

Okuyalım hemen belgeyi “Kütahya’da inşa edilecek sanatoryumun ne şekilde yapılacağını belirlemek için Almanya’dan mühendis getirmeye gerek olmadığı, bu iş için Almanya’da eğitim görmüş Mimar Kemal Bey’in görevlendirilmesine dair sadrazam Ferit Paşa’nın padişaha arzı.

Yine benim dikkatimi çeken bir başka belge.

1915’te yaşanan bir hadise. Kütahya’da Ermeni bir vatandaş, valiye dilekçe yazmış. Diyor ki: Benim kız çocuğum var; rahatsız bunun bir türlü tedavisi mümkün olmadı, bununla ilgili sizden ricam, çocuğumu Der Saadet’e naklini sağlayın, tedavi olsun

Peki valiliğin bir cevabı var mı?

Cevap var, şimdi diyor ki: “Benim çocuğum kansızlığa yakalandı bu konuda yardımcı olun.”

“Devlet bu konuda sana yardımcı olalım” demiş ve bununla ilgili 4 atlı araba tahsis ediliyor. Yanına bir sağlık memuru bir at arabası sürücüsü bir de koruma veriliyor. Arzu edenler için buradan sayfa bilgisini de vermiş olalım 680. sayfada. Bu 7 Kasım 1915 tarihli bir belge.

Çok enteresan devlet o dönemlerde yaşanan savaş ve sıkıntılara rağmen mesela nüfus sayımını düzenli ve kontrollü bir şekilde yapmış. Osmanlı nüfus defterlerinde Kütahya diye 1500’lü yıllarda 1700’lü yıllarda öyle bir nüfus kayıtları tutulmuş ki ağızım açık kaldı. 1520 yılındaki mahalle kayıtlarında her evin kaç odalı olduğuna kadar not tutulmuş. İstatistikler yapılmış, Ahir Mustafa Mahallesi’nin yaş dağılımı, meslek dağılımı, görev dağılımı yapılmış. Hatta öyle ki Kütahya sancağı o dönemler Anadolu beyliğine başkentlik yapıyordu. Bu sancaktaki hayvan sayısını biliyor. Bunların neye ihtiyacı var bunları biliyor. Ordu İstanbul’dan Mısır’a sefere gidiyor yol güzergâhında lojistik destek lazım. Kütahya’dan karşılayıp karşılayamayacağını biliyor.

Yine bir başka belge, Efendi Mahallesi’nin meslek dağılımları aşçı 1 kişi, bakkal çırağı 1 kişi, bakkal 3 kişi, kurşunlu mektep hocası 1 kişi her meslekten kaç kişi var onları biliyor devlet.
1600 yılındaki caminin kandilcisine verilen maaş dâhi kayıtlarda.

Şu anki teknoloji devrinden daha ilerdelermiş bunu görüyoruz

O kesin çünkü bizim nüfus sayımlarını hatırlıyorum ben 1985’ler falan insanlar evine kapanıp akşama kadar bekliyordu.

Başka bir belge Kütahya ya sevk edilen ermeni ailenin yolunu kesip içlerinden birini yaralayıp paralarını gasp eden hırsızların paraları iade edip kendilerinin adliyeye sevk edilmesiyle ilgili.

Cumhurbaşkanı’nın başbakanlığı zamanında Ermenistan’a “Hadi gel arşivleri açalım siyaseti bir kenara bırakalım tarihçiler konuşsun” demişti. Bahsettiğiniz kayıtlarda Osmanlı topraklarında adaletin Ermeni, Rum diye ayrım yapılmadığını gösteriyor.

Rum deyince aklıma geldi bakınız, mesela şurada Kütahya’nın Rum mahallesinin ahalisi su sıkıntısı çektiğinde suyun masraflarının devlet tarafından karşılanması üzerine yan mahallelerden su getirilmesi üzerine bir belge var. Yıl 1887.

Gençlerimize ne tavsiye edersiniz?

Klasik sözlerden öte bir hikâye anlatayım ben.

Dağda gezen çobanın teki kartal yumurtası bulmuş kıyamamış almış, tavuk kümesine koymuş. 21 gün sonra diğer civcivlerle beraber çıkmış garibim sağına soluna bakıyor kendisi farklı. Uçmaya çalışıyor bağırıyorlar “Tavuksun sen uçamazsın” birkaç defa daha denemiş hepsi bağırmış otur sen yerine garibim tavuk olduğuna inanmış. Zaman geçtikçe kanatlar sığmıyor kafese. Bir gün dala kartal konuyor bir bakıyor kendisine benziyor bir cesaret geliyor kafesi parçalıyor uçuyor gidiyor.

150 yıldır tavuk olduğumuza inandırıyorlar bizi. Bir kartal çıktı son zamanlarda millete özgüven geldi. Cumhurbaşkanı’ndan Allah razı olsun engelleri yıktı. Demek ki yapılabilirmiş.

Gençlerimiz milli şuurla yetişsinler ve kendisine telkin edilen otur yerine sen uçamazsın tavuksun sözünü dinlemesinler.

Başkanım başka işiniz gücünüz yok mu sizin? Bu tür kitapları neden bastırıyorsunuz? Basılacak başka kitap örnekleri mi yok? Ne olacak tarihi kitapları bastırınca? Avrupalı birçok yazar var alın onları hiç 1,5 yıl falan beklemenize gerek yok.

(İmalı gülümsemenin ardından gelen cevap) Köksüz bir medeniyet olmaz biz fanusun içinden çıkmadık. 100 sene içinde kurulmuş bir devletin torunları değiliz. Tavuk sayısını bilen, cihana hüküm sürmüş devletin mirasçılarıyız...

Benim büyüğümün bir sözü var diyor ki: “Yavrum, Allah’ın verdiği kredi bitiyor ne yapacaksanız yapın.” Yani Allah bize bir kredi verdi bu imkânları verdi, Kütahya gibi kadim ilimizde bana yetkili olmayı nasip etti. Bu krediyi iyi kullanmamız lazım milletçe. Yoksa tekrar karanlık bir dünya ya döneriz.

RABBİM KALPLERDEN KORKUYU ALDI

15 Temmuz gecesi ne oldu Kütahya’da

15 Temmuz’da Rabbim kalplerden korkuyu aldı diye düşünüyorum.

15 Temmuz’da Kütahya’da biraz erken haberimiz oldu. Önce çocuklarla helalleştik. Hemen meydana gittik, meydana ses sistemi ayarlamaya çalışıyoruz. Hatta o sırada bir aracın üzerine çıktım tavan çöktü.

Halkımız hem kendisi hem yaptığımız duyurular ile akın akın meydana gelmeye başladı.

Siyasi mitingle kıyaslanmayacak kadar çoktu. Allah o an kalplerden korkuyu aldı.

Yetim ve öksüzlere yönelik bir projeden bahsetmiştiniz

Hayaliniz nedir ne istiyorsunuz diye başkanımızın adıyla mektup yazdık, mektuplar geri geldi. Çocuklarımızın hayallerini gerçekleştirecektik ki 15 Temmuz oldu.

Biraz sarktı ama 2016 Eylül-Ekim gibi tekrardan başladı projemiz.

Mektuplarda en çok ne vardı?

Mektuplarda çok güzel şeyler vardı. Mesela aklımda şöyle kalanları söyleyeyim, bisiklet isteyenle, tablet isteyenler, Cumhurbaşkanı’yla fotoğraf çekilmek isteyenler, umreye gitmek isteyenler, Çanakkale’ye gitmek isteyenler, derbi izlemek isteyenler var. Ama bir tanesi vardı ki bizi çok duygulandırdı çocuk şöyle yazmış benim tek hayalim annemim mezarına kırmızı gül dikmek. Biz burada zengin fakir ayrımı yapmaksızın bütün çocuklarımızın isteklerini gerçekleştirdik.

Derbi maça gitmek isteyenler için kulüp başkanlarından randevular alındı ve onlarla beraber izlediler.

Yüzde doksan dokuz hayalleri gerçekleştirdik.

İnsanlık ölmedi projesi neydi?

Mesela günümüzde unutulan değerlerimizle çoğunlukla alakalı. Tabii bunu üniversite ile beraber yürütüyoruz.

Mesela bir olay yaşıyorsunuz ve çok hoşunuza gidiyor. İsterseniz mektup yazıyorsunuz bunu belirterek bize gönderiyorsunuz.

Bunlardan bir tanesini anlatayım, biz bu duyuruları Türkiye çapında yaptık. Maddi durumu iyi olan bir ağabeyimiz iyi olmasına rağmen her gün bir ayakkabıcıya ayakkabısını boyatır niye o insanda evine ekmek götürsün düşüncesiyle. Normalde kendisi 10 liraya marketten boya satın alıp yapabilir. Kendisinin sürekli boyattığı adamda engelli birisi ayağımı koydum ve bana ağabey bu gün senin ayakkabıyı boyamayacağım demiş. Sebebini şöyle açıklıyor: Ben siftahı yaptım yandaki komşum siftahı yapmadı. Bize mektup yazmış kendisi bu insanı ödüllendirin diye. Ona ödül verdik. Maddi yardım götürdüğümüz kişiler benim durumum iyi şunun daha kötü diyerek bizi ona yolluyor bu tarzda ilginç hikâyeler var. Bu şekilde 2 senedir yapıyoruz. İzmir’den ve Türkiye’nin değişik yerlerinden mektuplar geliyor.
Neyse bizde laf bitmez. Tekrar söylüyorum Rabbimin verdiği kredi tükenmek üzere. Ne yaparsak bir an önce yapmalıyız...


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen