FETÖ, Evren ve Çevik Bir’in zırhıyla büyüdü

FETÖ, Evren ve Çevik Bir’in zırhıyla büyüdü

Sabri İşbilen / MÜLÂKAT

UMED Başkanı Aslan Değirmenci, 12 Eylül darbesi ile Türkiye’nin yıllarını çalan, 28 Şubat darbesi ile İslam’la savaşan, devleti soyan Çevik Bir’in FETÖ’ye yıllarca kol kanat gerdiğini, destekleyip, önünü açtığını belirtti. Değirmenci, 28 Şubat’ta orduya sokulan FETÖ’cülerin 15 Temmuz’da Türkiye’ye işgal girişiminde bulunduğunu aktardı. 

“Akıncı Üssü’nün Şifreleri- Darbenin Perde Arkası” kitabı ile dikkat çeken Uluslararası Medya Enformasyon (UMED) Derneği Başkanı Aslan Değirmenci ile FETÖ’nün köklerini, Kenan Evren ve 28 Şubat cuntası ile ilişkisini, teröristlerin mahkemelerde oynadığı tiyatro ve ezoterik yapılanmaların alçak örgüt ile bağını konuştuk.

12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz… İki darbe, bir darbe girişimi. Üç süreç hakkında da araştırmaya dayalı kitaplarınız var. Üç süreç arasında bir bağlantı var mı?

İhanetin yakın tarihçesini sıraladınız. Önce şunun altını çizeyim; 12 Eylül ve 28 Şubat darbesinin hesabını millet 15 Temmuz’da gördü. 15 Temmuz gecesi işgale kalkanlar Kenan Evren’e duacı, Çevik Bir’e minnettardı. Evren ve Çevik Bir küresel emperyalizmin, Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri ise her iki darbecinin emir eriydi. Fetulahçı Terör Örgütünü yeryüzüne bela eden küresel sistem, 12 Eylül ve 28 Şubat’ın da üst aklıydı. Üst akıl FETÖ projesini yedekte tutuyor, önce Kenan Evren’i sahaya sürüyor, verdiği kirli görev tamamlanınca eline dokunulmayacaklar listesi veriyordu. Liste başı FETÖ.. FETÖ’ye küresel zırh giydiriliyor, 28 Şubat geldiğinde palazlanması için Çevik Bir’e görev veriliyor… Evren koruyor, kolluyor, Çevik Bir önlerini açıyor; diyalog projesine sinsice destek sunuyordu. Proje sinsi, destek sinsi olunca, II. Vatikan Konsili’nde alınan kararlar uygulamaya geçiliyordu. Önce duygulara sızılıyor, kalpler zehirleniyor, sonra istismar ediliyordu. Değerlerimiz kirletiliyor, ardından kurumlara, siyasete sızılıyor, küresel destekle ülkelere virüs yayılıyordu. Virüs onca desteğe rağmen bağışıklık kazanan kaleleri ele geçiremiyordu. Kale nöbetçileri milletin kendisi olunca, küresel projeleri boşa çıkıyor, kendileri de açığa düşüyorlardı. Kale nöbetçileri mikroplara karşı direnç gösterdikçe, mikrobun meydana getirdiği toksin, antitoksin karşısında çaresiz kalıyor, vücut hastalıktan temizleniyordu. Temizlik tamamlanacağı anda ise işgal deneniyordu. İşte bu işgal hareketinin çatısı FETÖ, destekçisi 12 Eylülcüler ve 28 Şubatçılar oluyordu. Bağlantı var mı diyorsunuz ya; bunlar aynı ahtapotun farklı ayakları ve kollarıdır. Ancak vücut birdir. İşte bu vücudun ayakları ve elleri kırılmıştır. Ülkeyi sarmalarına izin verilmemiştir. Şuanda verilen mücadele ise vücudu tamamen etkisiz hale getirme çabasıdır.

28 Şubat’ta orduya doluştular

Kopernik’ten çıkan “Akıncı Üssü’nün Şifreleri- Darbenin Perde Arkası” isimli kitabınızda da FETÖ’nün 28 Şubat sürecindeki örgütlenmesine dikkat çekiyorsunuz.

Evet, anlatmalıyız. Özetle ben şunu diyorum; 28 Şubat darbesiyle birlikte FETÖ’cüler dönemin darbecileri eliyle güçlendirildikçe askeri okullarda hâkimiyet sağladı. Sınavlara bulaştırdıkları hile ile sızmalarını derinleştirdiler. Belli bir süre sonra askeri liseler, askeri harp okulları ve harp akademilerinde gerçekleştirilen sınavlarda usulsüzlükler ise rutine döndürüldü. TSK içerisine o dönem yerleştirilen öğrencilerin çoğu 15 Temmuz’da FETÖ’cü komutan olarak sahadaydı. İşgal emrini aldıkları Pensilvanya’ya kendilerini göstermek için milletin üzerine tank sürüp, alçak uçuşlarla alçak katliamlara imza atıp, milleti kendi silahlarıyla öldürüyorlardı.

-Bir de vücut halen diri diyorsunuz. Tehlike görüyor musunuz peki?

Vücut ağır yaralı.. Can çekişiyor. Kinlerinden ise hiç vazgeçmiyorlar. Kinleri mahkeme salonlarında yüzlerine yansıyor, dillerine vuruyor. Sadece üç maymunu oynamıyor, örgütlü bir şekilde hareket ediyorlar, kinlerini ifadelerine yansıtıyorlar. Gözden kaçan ayrıntılar olduğunu düşünüyorum. Subliminal mesajlarına özellikle dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak çok büyük bir tehlike görmüyorum. Bu demek değil ki rehavete kapılalım. Asla. Vücut tamamıyla teslim alınıncaya kadar verilen mücadeleye herkes destek vermelidir. Mücadelenin sonunda darbeler parantezinin tamamıyla kapatılacağına inanıyorum.

FETÖ’cüler aynı koğuşta kalmamalı

Subliminal mesaj dediniz. Bunu biraz açar mısınız?

Bakın 15 Temmuz darbe/işgal girişiminin mesajlarını çok öncesinde medyalarına gizlemişlerdi. Hepsi deşifre olmuştu. Örgüt medyasının ve mensuplarının darbeden yıllar önce yayınlamış olduğu mesajlarda ‘askeri darbe’ vurgusunun daima yapıldığı, abonelerine subliminal kodlarla bilinçaltı mesajlar verildiği gözler önüne serildi. Şimdi benzer yöntemleri hem sosyal ağlar üzerinden hem de sanıklar mahkemelerde savunma esnasında veriyor. Öncelikle bu örgütlülüğün acilen sona erdirilmesi gerekiyor. Cezaevi yöneticilerine bu konuda büyük iş ve sorumluluk düşüyor. Sanıklar, inkar ve ret psikolojisi üzerinden görülen davaları sulandırmaya çalıştıkları kadar, verdikleri açık ve örtülü mesajlarla kendilerine kamuoyu desteği yaratmaya çalışıyorlar. FETÖ sanıklarının oynadığı tiyatroya son vermek gerekiyor. Farklı koğuşlarda konuşlandırılmalı bir tedbir olabilir. Ben halen reklam, sinema ve dizi piyasasında da var olduklarını düşünüyorum. FETÖ’cü kripto senaristlerin deşifre edilmesi gerekiyor. Kısa filmler özellikle gözden kaçırılmamalı.

LOCALARA ÖRTÜLÜ MESAJ

İlginç gelişmelerde yaşanıyor. Geçenlerde Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Hâkimi Aydın Sefa Akay’ın ByLock kullandığı tespit edildi. İfadesine , “Diplomatik dokunulmazlığım var” savunmasıyla başlamış. Üst aklı işaret ederek, tehdit etmeye kalkmış. (Eski Türkiye sanmış sanırım..) FETÖ ile bağlantıları önüne konulunca, “FETÖ’cü değil, Masonum. Hür ve Kabul edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği üyesiyim” demiş. Bu kısım basına da yansıdı ancak çok fazla üzerinde durulmadı. Aydın Sefa Akay, ifadesiyle Masonlara, üst akla açıkça “Kurtarın beni” mesajı yollamış. Mesajlar kime yollanıyorsa profesyonelce takibi gerekmekte.

Karanlık örgütler FETÖ’nün arkasında

Değirmenci, FETÖ’nün şeytani ezoterik örgütlerle ağını da deşifre etti.  Karanlık ellerin tamamının FETÖ’nün akıl hocası olduğunun altını çizen Değirmenci, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Tapınak Şövalyeleri, Cizvit Tarikatı, Opus Dei, Mooncular, Batiniler ve Haşhaşiler.. İşte tüm bunların devamı FETÖ’dür. Bağlantı aramaya gerek yok. Bunların hepsi dünyayı kontrol etmek isteyen küresel sistemin ve locaların örgütlediği yapılar. Kimi terörü kurumsallaştırmış, kimi terörü siyasallaştırmıştır. Bazen din bazen de felsefe istismar edilmiştir. Küresel efendilerinin iktidarı ele geçirmek ya da iktidarda kalmalarını sağlamak için her yolu denemişlerdir”

 


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen