“Aile hayata hazırlayan bir mekteptir”

Çocukların anne ve babaların yansımaları olduğunu belirten Saliha Erdim, “Bu nedenle bol istiğfar, secde edin, ihlasınızı artırın ve ibadetlerinize sıkı sıkı sarılın. Çünkü sizin verdikleriniz, çocukta açığa çıkıyor.” dedi.

“Aile hayata hazırlayan bir mekteptir”

Dilara Hut/Diriliş Postası

Anne karnında başladığımız evlat olma serüveni dünyaya gelişimiz ile birçok role bürünür. Önce evlat oluruz, sonra öğrenci, çalışan, daha sonra eş olur, anne/baba oluruz. İşte tüm bu roller içerisinde en temelde kul olmak yatar. Kul olmak aslında tüm bu rollerin anlam kazandığı o eşsiz manayı taşır. İnsanlık yolunda ilerlemeye başladığımız ve rollerimizi tek tek anlamlandırdığımız bu süreçte evvela niyetimiz Allah rızası olmalıdır. Evlat, eş, anne/baba olurken edindiğimiz tüm bu rollerde insanlık kapımız açık bir şekilde ilerlemeliyiz. Doğru bir evlat, eş, anne/baba kısacası doğru bir insan olmak adına atmamız gereken adımları ve aile içerisinde, eşler arasında doğru iletişim kurabilmek üzerine “Eşimi Anlamak İstiyorum”, “Kendime Yardım Etmek İstiyorum” kitaplarının yazarı Aile Danışmanı Saliha Erdim ile konuştuk.

Aile içinde yaşanan problemlerin özellikle de yeni evli çiftlerin yaşadıkları problemleri göz önüne aldığınızda bunun temel sebebi sizce nedir?

İnsanların yaşama biçimleri doğdukları ailede edindikleri görgüler, hissiyatlar, kendi tecrübeleri hepsi bir bütün olarak kişinin kimlik kişilik yapısını oluşturuyor. Pek çok şey ailede temelini alıyor. Eşler arasındaki iletişimde nasıl bir yol izliyorlar, eşlerini kendilerini korumaları gereken bir muhatap olarak mı yoksa birlikte cenneti kazanacakları bir kale olarak mı görüyorlar? İşte bu çerçevede çocuk üzerinde hayata ve evleneceği eşine dair bir algı oluşuyor.

Bir resim bin sözcükten etkilidir

Anne ve babalar çocukların ufuklarını genişletmek, onların potansiyellerini var olacak en güzel şekilde ortaya çıkaracak bir aile yapısı oluşturmak yerine kendi değerleri, inançları ve hayallerini çocuğunun üzerinde gerçekleştirmek istiyorlar. Bir resim bin sözcükten etkilidir. Dolayısıyla gençler evlenirken ne aradıklarına, evde neyle beslendiklerine göre cevabını veriyorlar. Anne babanın derdi bir insanı nasıl iyi yetiştiririm değil, en büyük dertleri ben çektim çocuğum çekmesin oluyor. Böyle bir mantıkta kızım oğlum hayatını yaşasın diyorlar. Hayat dedikleri her neyse onların hayatını yaşanamaz hale getiriyorlar farkında değiller. Toplum içerisinde ciddi bir kayma var. Kimse eşiyle nasıl geçineceğini bilmiyor. Herkesin kendi değerleri, kendi doğruları var. Ona göre hareket ediyoruz. Bu nedenle ben olamayanlar biz olamıyorlar.

Günümüzde boşanma oranları ne yazık ki çok yüksek. Özellikle gençler ilk sorunda çözümü boşanma ile sonuçlandırıyorlar. Bunun sebebi sizce nedir?

Evliliğin iki ayağı var; biri seçim, diğeri geçim. Tanışıyorlar 5 yıl geçiriyor ve evleniyorlar, sonrada ben yeteri kadar tanıyamadım diyor ve ayrılıyorlar. Aslında mesele tanıyamama değil, nasıl geçineceğini bilememe. Nasıl geçineceğini bilmek anne babanın ailede çocukların küçüklüğünden beri birbirlerine nasıl davrandıkları ile ilgilidir. Bir hikâye var, hanımefendinin biri tavada sosis kızartırken sürekli ucunu kesiyor onun kızı da büyüdüğünde aynı şekilde sosislerin ucunu kesiyor. En sonuncusunun kızı annesine sosislerin ucunu neden kestiğini soruyor, annesi kendi annesinin öyle kızarttığını sebebini bilmediğini söylüyor. Annesine sorduğunda o da bilmediğini annesinin öyle yaptığını söylüyor. En sonunda merak ederek annelerine soruyorlar ve annesi tavam küçüktü sığmıyordu ondan ucunu kesiyordum diyor. Çocuklar sorgulamadan anne babalarını modelliyorlar. Özellikle 0-6 yaşına kadar görülen her şey zihnin derinlerine kayıt ediliyor. Dolayısıyla anne babalara her zaman diyoruz ki, çocuğunun nasıl olmasını istiyorsan söyleme, yaşa! Anne babasının sözünden çıkmayan onların sözünü adeta farzmış gibi yapmak zorunda hissettirilen, geleneklerin dini inançlarımızın önüne geçtiği, insanın merkezden çıkarıldığı bir toplumda idealist bir gençlik oluşturma imkânımız yoktur.

“İnsan bir memlekettir”

Anne ve babaların geçmişte edindikleri bilgiler doğrultusunda, dijital çağda dünyaya gelen, bugünün çocuklarını aynı yaklaşım ile yetiştirmeleri doğru mu?

Anne babalar ne yazık ki okumuyorlar. Sizin döneminizdeki bilgiler sizi bu zamana kadar getirmiş olabilir ancak Hz. Ali (ra) buyuruyor ki: “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların zamanına göre yetiştirin.” Yine Hz. Ali (ra) buyuruyor ki: “Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayınız, 14 yaşına kadar arkadaş olunuz, 14’ünden sonra onlara danışınız.” Aile dünyaya gelmenin eşiği, insan olmanın beşiğidir. Aileler ben çocuğumu nasıl insan-ı kâmil olarak yetiştirebilirim diye düşünmelidir. İbnül Arabi felsefesinde, “İnsan bir memlekettir. Eğer memleket tedbir edilirse medeni olur, bu da Kur’an ve sünnetle olur. Eğer tedbir edinmezse o zaman ormana döner. Ormanda ise orman kanunları geçerlidir” diyor. Şu anda biz orman kanunları ile yaşıyor gibiyiz. Şiddet, kötü söz, aldatma, yalan söyleme, sadakatsizlik var. Allah’ın istediği Müslüman tipini yetiştirmek için Allah Resulü’nün hayatından ne varsa kendi hayatımıza aktarma gibi bir derdimiz olmalı ancak bu bizim çözümümüz olacaktır. Aileler, Allah’a nasıl daha iyi kulluk yapabilirim, Allah Resulü’nü nasıl daha iyi modelleyebilirim düşüncesi içerisinde olmalılar. Eğer bunlar ailenin gündeminde olursa çocuklarımız da birbirleriyle ilişkilerinde ve sosyal hayatların da buna göre yaşamlarını sürdüreceklerdir.

Televizyon, internet ve sosyal medya bağımlısı bireyler haline geldik. Bu çerçevede aile içerisindeki iletişimimizi arttırmak için neler yapabiliriz?

Televizyon, bilgisayar ve telefon bağımlısı olmaktan, önce anne babaların kendisini kurtarmaları lazım. Eğer kontrol edemiyorsanız televizyon kalkmalı, telefonlar kontrol edilebilecek noktaya getirilmeli. Çocukların, anne babaları ve arkadaşları ile birlikte hobileri olmalı. Eve gelen erkeğin eşinin halini hatırını güzel kelamlarla sorması, eşini mutlu etmesi çok önemli. Doğu, batı klasiklerini birlikte okusunlar, satranç oynasınlar, aile filmlerini birlikte seyretsinler. Aile, hayata hazırlayan bir mekteptir. Anne baba, çocuğun ilk öğretmeni, aile ilkokuludur. Çocuk burada hayatta gereken şeyleri öğrenerek topluma açılıyor. Çocukların sosyal hayatta devam ettikleri sosyal kulüpleri, vakıfları, fikir kulüpleriyle bağlantıları olmalılar. Çocuklar sizin gölgeleriniz, yansımalarınızdır. Bu nedenle bol istiğfar, secde edin, ihlasınızı arttırın ve ibadetlerinize sıkı sıkı sarılın. Çünkü sizin verdikleriniz, çocukta açığa çıkıyor. Anneler ve babalar çocuklarına ben siz güveniyorum mesajı vermeliler. O zaman aile tam olarak bir aile olur. Çocuğa dinini sevdirmek için çabalamalıyız. Rahmetli Cem Karaca, “Camiden kovulduğumda yedi yaşındaydım, yetmiş yaşıma kadar savruldum ancak yetmişimde bulabildim” diyor. Bu Müslümanlar’ın ayıbıdır. Aileler çocuğunu Allah’ın şerefli misafiri ve emaneti olarak görmeli ve ona göre çocuklarını yetiştirme derdi içerisinde olmalılar.

İletişim süreci fiziksel veya sözlü şiddet sürecine gelmeden önce kadın veya erkek ne yapılmalıdır?

Şiddet yalnızca fiziksel değil, beden dili ve sözler ile de yapılabilir. Şiddet ilişkilerde bir sonuçtur. Aza nereye gidiyorsun demişler çoğa gidiyorum demiş. Şiddete varıncaya kadar bir diyalogda eşler birbirini gerginleştirici söylemler kullanıyorlarsa bir tarafın sakinleştirici olması gerekiyor. Bu durumlarda biri deli oluyorsa diğeri veli olmalıdır. Meseleler şiddete gelmeden önce alınması gereken tedbirler vardır. İnsanda iletişimin kırmızı ışıkları; öfke, korku ve utanmadır. Birisini öfkeli görmüşseniz kimin ne kadar haklı olduğunun zerre kadar anlamı yok hemen onu rahatlatın. Çünkü öfke aklı giderir. Öfkeli insan anında zarar makinesine dönebilir. Nefsinizi bir kenara bırakarak özür dilemeli ve nasıl yardımcı olabileceğiniz konusunda samimi ve içten cümlelerle onu rahatlatmanız gerekiyor. Çünkü o insan kontrolden çıkmış doğru ya da yanlış mutlaka kendisini haklı zannediyor. Daha sakin ve makul tarafın kontrolden çıkmış olanı sakinleştirmesi, aklı başında davranması beklenir.

İnsan sevdiğini öfke zamanında idare etmeli

Karşısındaki ne söylerse söylesin sakin olmak, haklı olabilirsin affedersin, diyerek meseleyi kapatması en makul en doğru çözümdür diye düşünüyorum. Fakat bazen haklısın demek de karşısındakini rahatlatmıyor sizden bir geri bildirim ya da tamamen susup beklemenizi istiyorlar. Her yöntem kişiye göre farklı bir etkiye sahip olabilir. Konuşurken onun öfkesine eşit bir düzeyde değil, nazik kibar ve saygın olunmalı. Krizi doğru yöneterek eşlerin bazı konuları aşması gerekiyor. Bir insan sevdiğini anlamlı ya da anlamsız bir öfke zamanında idare etmiyorsa başka zamanda idare etmesinin anlamı yok.

“Evliliklerde alttan alan daima kadınlardır” diye bir genelleme var. Evliliklerde alttan alma ve özür dilemenin önemi nedir?

Alttan alan daima akıllı olandır. Kendisine değer veren erkek ya da kadın alttan alır. Kadınlar daha çok alttan alıyor olabilir ama her zaman alttan alan kadındır cümlesi doğru değil. Mesele burada alttan almayı yapılmaması gereken bir şeymiş gibi gösterenlerde. Alttan alma konusunu yanlış algılıyorlar. Karşındaki bağıracak, sende alttan alıp onu içinde biriktireceksin ve bu süreç aynı şekilde devam edecek. Bu sorunu daha sonra eşinle paylaşma, bir daha ne yaparsak ya da yapmazsak bunları yaşamayız diye birlikte yollar aramak gibi bir usulümüz yok. Akıl, yaşanan olaydan ders alarak benzer bir yanlışın bir daha yaşanmaması ve bizi daha iyi duruma götürecek sevk edecek şekilde tedbiri almak için var. Yaşadıklarından öğrenmeyenin öğrenecek bir okulu yoktur.

Alttan almak bir strateji işidir

Tartışmalarda alttan alınmasından yanayım. Alttan aldıktan sonra geriye atılacak bir olay mı yoksa beni kıran bir olay mıydı diye düşünürüm. Geriye atılacak meseleyse atıyorum ve bir daha onun üzerinde durmuyorum. Fakat benim duygusal anıma geldiğinden dolayı beni etkileyen ya da eşim maksadını aşan bir söz telaffuz etmişse onu konuşmak istiyorum. Dolayısıyla ben rahatsızlığımı dile getiririm ve eşimin de açıklaması, özür dilemesi ile içim rahatlamış olur. Alttan almak bir dezavantaj gibi gösterilir ancak alttan almak bir strateji işidir. İlişkiyi yönetenin yapabileceği bir şeydir attan almak. Bunun kadını, erkeği yoktur. Kim ilişkisini korumayı önemserse bu şekilde davranır. Bu bence üstün ve değerli bir davranıştır. Kalp kırmak kolay ancak onarmak zordur. O yüzden de bir kişinin yanlış yapması, karşısındakine de yanlış yapma hakkı vermez.


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen