İftar davula vurmayla değil, hurmayla açılır! :)

İftar davula vurmayla değil, hurmayla açılır! :)

Bugünlerde “Nasılsın? Oruçla aran nasıl?” diye soranlara şöyle diyorum:
“Bİ İFTAR OLSUN; 2 buçuk litre meşrubatiçecem, köfte yiyecem, börek yiyecem, 2 pide yiyecem, pilav yiyecem, tatlı yiyecem. Sonuç: çorba’yla doydum”. :)
“Hoşgeldin 11 ayın su… suu… suuuuu…”. “Annemin susamamam için sahur felsefesi; çay iç çay, susuzluğunu giderir.” :)
“Su içecekmiş gibi yapıyorum ama içmiyorum, şeytan deli oldu.” :)
“Açlık başımda duman, ilk oruç ilk heyecan, kovaladıkça kaçan iftar saatim misin?” :)
“Müslümanın gece hayatı olmaz” diyenler hata etmiş. Zira sahur var, teheccüt var, dua var, Kur’an var. :))
“Sosyal medyada durmadan oyuna davet eden arkadaşlar; aynı daveti iftar yemeği içinde bekliyoruz.”:)
Neyse Ramazan geyikleri bitmez. :)
BİZ TANTANAMIZA BAKALIM…
AHALİ SİZLERE EFSANE RAMAZAN GELENEKLERİMİZDEN TANTANALAR YAPACAĞIM.
EN SON SÖYLECEĞİMİ HEMEN SÖYLEYEYİM UNUTUYORUM SONRA. DEĞERLERİMİZE, GELENEKLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM; HA DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN, DUYANLAR DUYMAYANLARA Bİ ZAHMET ANLATSIN. ADAMI DELİ ETMEYİN! :)
Ecdadımızın Ramazan’daharika gelenekleri var. Yakın bir arkadaşımda anlatmıştı bir yerde de okumuştum. Aklımda kalanlardan ikisini paylaşmak istiyorum.
İlk aklıma gelen oruçta FERAHLATICI BİR GELENEK OLAN TERAVİH ŞERBETİ İKRAM edilmesi... Şöyle ki; “Ramazan gecelerinde bal şerbeti ikram etmek Osmanlı Devleti’nde âdet idi. Bu geleneğe Teravih şerbeti adı veriliyordu. Hatta Osmanlı devrinde bu iş için vakıflar kurulmuştu. Bunlardan biri Sultan Dördüncü Mehmed’in annesi Hatice Turhan Sultan’ın Yeni Cami ve yanına yaptırmış olduğu vakıftır. Bu cami ve vakıfta 116 kişi çalışırdı. Bunlar Ramazan ayı geldiğinde iftardan sonra halka şerbet dağıtırlardı. Şayet Ramazan ayı yaza rast gelmiş ise şerbetler içine kar atmak sureti ile soğutularak ikram edilirdi. Bu geleneğin bugün de uygulandığı yerler mevcuttur.”
İkinci aklıma gelen; günümüzde unutulan, iftar sofralarının en naif, en lezzetli, en heyecanlı geleneklerden biri de DİŞ KİRASI...
“Osmanlı döneminde bir başka gelenek zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler vb. diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra "Kesenize bereket", "Allah daha çok versin", "Ziyade olsun" gibi dualarla konaktan ayrılırlardı. “Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o “gece zahmet edip gelmesi” ve “dişi yoruldu yemek yiyerek” düşüncesiyle hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır.Tabii işin aslı, yemeğe katılanlara bu vesile ile yardımda bulunmaktır, paylaşmaktır, hediyeleşmektir, sevindirmektir ve HER ŞEYDEN ÖNEMLİSİ RAMAZANI BERABER YAŞAMAKTIR.Fatih dönemi sadrazamlarından Mahmut Paşa bu konuda çok güzel örnek olmuştur. Mahmut Paşa, Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını açar, konağında verdiği iftar ziyafetleri dillere destandır. Paşanın sofrasında oruç açanlar, “diş kirasına” ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerdi. Dişlerine takılma ihtimali olan sert bir sahte nohut yakalama ümidiyle...Bu sahte nohut konusu da çok enteresandır. Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar atardı.” Ayrıca araştırdığımda gördüm ki “Diş kirası” geleneği, sadece zengin köşk ve konakların davetlerine özgü bir gelenek değil, orta halli ailelerinde kendi keselerine göre uymaya gayret gösterdiği bir inceliktir.
Ecdadın torunu olmak ne güzel… Var mı dünyada böylesi gelenekler, böylesi örnekler… Pek sanmıyorum, ben duymadım, görmedim. Ecdadımızın misafirperverliği, kibarlığı, sosyal ve kültür işlerdeki sıra dışı yaklaşımı onur ve gurur verici…Bizlere yol gösterici nitelikte…
Medeniyet bu olsa gerek...Naif, cömert, zarafet gösteren bir medeniyet anlayışı…
Yaşatılması gereken bir gelenek: Diş kirası, teravih şerbeti ve aklımıza gelmeyen bizi biz yapan değerlerimizi içeren gelenekler…
Ha unutmadan! Bu gelenekleri canlandırmaya ne dersiniz? Kıssadan hisse, artık biz de iftara çağırdıklarımıza -dişlerine batacak nohut altın olmasa da :) - çam sakızı çoban armağanı bir diş kirası verme inceliğini gösterelim derim. :)
Ne demiş bir dayı; “iftar davula vurmayla açılmaz, hurmayla açılır!” :)
Biz de “soframızı, gönlümüzü, aklımızı Allah rızasını kazanmak içinzengin fakir demeden herkese açalım.” derim.
Hörmetler; saygılar, sevgiler… :)


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen