NEDEN EVET? Millet ile gelen millet ile gidecek

NEDEN EVET? Millet ile gelen millet ile gidecek

 

Türkiye’de ilk kez milli irade 14 Mayıs 1950’de iktidar oldu. “Yeter Söz Milletindir” diyen Adnan Menderes’in Demokrat Partisi iktidar olarak milleti devletin başına taşıdı. Ancak bürokratik vesayetin en acımasızı olan askeri cunta, milli iradeye 27 Mayıs 1960’ta darbe vurdu. Milli iradenin seçtiği ilk lider idam edildi. 12 Mart 1971’de Demirel ve Adalet Partisi darbeye uğradı. 12 Eylül 1980’de azılı darbeci Kenan Evren darbeyi yaptı, 1982 Anayasası’yla diktatörlüğünü ilan etti. 28 Şubat’ta irtica diye bir yalan uydurdular. Asker ve yargı cuntası devreye girdi, CHP’nin emniyet sibobu dediği sözde tarafsız “Cumhurbaşkanı”nın koordinesinde, Savunan Adam Necmettin Erbakan milletin verdiği koltuktan indirildi, cezalandırıldı, bürokratik vesayet iktidarı ele geçirdi.

Anadolu’nun iktidarı

27 Nisan, Gezi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz gibi darbelerle ve üst akıl AB-ABD’nin içerideki hücreleri FETÖ, PKK ve DAEŞ topyekûn saldırarak milletin adamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yıkamadı. Milleti ile birlikte dimdik duran Erdoğan, dün önümüze Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni koydu. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle Anadolu’nun evlatlarının seçtiği cumhurbaşkanı, yine Anadolu’nun evlatları “Yeter artık” demediği sürece devleti yönetecek. Askeri cuntaya, yargıdaki gruplaşmalara, ekonomik operasyonlara, terörün oluşumuna izin vermeyecek. Çünkü arkasında millet var, çünkü göreve gelirken kimseden icazet almayacak, çünkü para baronlarının desteğini istemeyecek, sadece milletine güvenecek. Yeni sistem ile birlikte Meclis’te hükümetler devrilemeyecek. AK Parti veya başka bir parti bölünse, gruplaşsa, istifa etse bile cumhurbaşkanı millet tarafından seçildiği için iktidar değişmeyecek. Meclis seçimleri yenilese bile, millet sandığın kurulduğu gün kendi liderini devirmek isteyenlere yine Osmanlı şamarı vuracak. Neden Evet biliyor musunuz? Yeni sistem ile birlikte Türkiye; Konyalı Alparslan’ın, Siirtli Mustafa’nın, Edirneli Ayşe’nin olacak. Alparslan, Mustafa ve Ayşe’den mührü alan Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi Büyük Türkiye’ye dönüştürmek için gece gündüz çabalayacak ve bu kutlu davanın sahibi 80 milyon vatandaş olacak...

***************************************************************************************************

Neden Evet? 2

Tek adam ve tek parti rejimi tarih oluyor 

 

16 Nisan’da sandık ile devletin sahibinin önüne gelecek olan 18 maddelik Anayasa değişikliği teklifindeki en önemli tartışmaların, daha doğrusu CHP’nin akıl almaz iddialarının başında “Tek adamlık, tek parti dönemi” geliyor. 1923-1950 arası ülkeyi tek muhalif vekilsiz, tek muhalif gazetesiz, tek muhalif STK’sız, Meclis’te “Olur paşam, tamam paşam” zihniyetiyle yöneten; camileri ahıra çevirmeyi, “medeniyet” deyip dine, ecdada saldırmayı marifet bilen CHP, özlem duyduğu geçmişini bir tehlike olarak vatandaşa yansıtıyor….

Siyasi dinamizm

Milletin iradesiyle karara bağlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ne tek adamlık ne de tek parti rejimi söz konusudur. Yürütme tek elde toplanıyor, yasama ayrılıyor, yargı ise bağımsızlaşıyor. Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı’nın hiçbir hukuki sorumluluğu yok, aynı zamanda yetkilerinin düzenlendiği 101-106 maddeleriyle “Tek adam” olmak için yeterli gücü var. Ama yeni sistemde “Tek adamlık” iddiaları tam anlamıyla palavra. Başkandan ayrı olarak seçilecek Meclis, başkanı ve kabinesini denetleyecek, yasa çıkaracak, bütçeleri görüşecek, sorular yöneltecek, vatandaşın talebini yürütmeye iletecek. Ezcümle siyaset bir dinamizm kazanacak. Yargıda ise Meclis’in gücü daha fazla, yargının da kontrol altına alınması mümkün değil. Cumhurbaşkanı her hatasından sonra millete hesap verecek, suç işlemişse de yargıya… Tek parti iddiaları da düpedüz safsata. Tek parti olacak denilen AK Parti, Yeni Anayasa’yı bile MHP ile yazdı. “Sağ” merkezi tek çatı altında topladı. Kutuplaşmayı en aza indirdi. “Tek parti, tek adam” propagandası “CHP’nin biz asla seçilemeyeceğiz” itirafının bir tezahürüdür. Maraş’ı, Antep’i, Trabzon’u, Malatya’yı kabullenememesi, oradaki vatan evlatlarına uzanmayı istememesinin açık ilanıdır. Tek adamlık dönemi AK Parti ile tarihe gömüldü. Yeni sistem ile birlikte de Türkiye’nin çok farklı ideolojilerinin temsilcileri Meclis’te olacak, milletin temsilini bizatihi Cumhurbaşkanı yürütecek. Diğer yandan tarihin en büyük diktatörlüklerinin tamamı parlamenter sistemle kuruldu. Başkanlık ile yönetilen ABD’nin tek bir diktatörü bile yok. İnanıyorum ki millet, tek parti arzusuyla yanıp tutuşan, diktatörlük hasreti çeken CHP’ye 16 Nisan’da gereken dersi verecektir...

***************************************************************************************************

Neden Evet? 3

Doğrudan demokrasi için Evet 

15 Temmuz’da vatanı kurtaran millet, yıllarca seçkinler grubu ve temsilcileri için daima “bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam, dağdaki çoban, kömür-makarnacı” gibi ahlaksız ithamlarla muhattap edildi. Hala da bu para oligarkları, Nişantaşı-bebek çetesi ve dönmeler tarafından da saldırıya uğruyorlar. Dünyadan habersiz, parayla kendilerine değer biçen bu azınlık güruhun , çoğunluğa tekamülü 3 Kasım 2002’de fiilen bitti. Ama parlamenter sistem, azınlığını çoğunluğa tahakkümü yeniden mümkün. Kast sistemini kıran kuşkusuz Cumhurbaşkanı Erdoğan. Kast sistemini getirmeye hayallerini kuranlara, dur demek için “Cumhurbaşkanlığı sistemini”de milletin onayına sunan yine Erdoğan. Parlamenter sistemde demokrasi doğrudan değil, hatta temsili bile değil. Bu köhne, geri kalmış, dünyaya ayak uyduramayan  parlamenter sistemde demokrasi sadece seçim günleri için geçerli, Ahmet amcanın evinin seçim arefesi dışında önemi yok, evladı da en fazla “Memur” olabilir, vekil olamaz.

Temsil oranı ortacak

Cumhurbaşkanlığı sistemi ise bize bazı güzellikleri dayatacak. En başta yasama ve yürütme birbirinden ayrılacağı için, doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının Meclis’te çoğunluğa ihtiyacı kalmayacak. Doğal sonuç olarak referandumunu akabinde gündeme gelecek ilk maddeler parlamenter diktanın dayatması seçim barajı ve dar bölge sistemi. Vatandaş, artık partilerin listelerine değil, kendi adaylarına, kendi adamlarına oy verecek. Ayrıca, Meclis’te çeşitlilik olacak, her görüşün temsilcisi, her ideolojinin sözcüsü bulunacak. Bu da Ahmet amcanın binbir zorlukla  okuttuğu oğlunun devleti yönetme hakkını doğuracak. Diğer yandan doğrudan demokrasi ile Türkiye’de “millete rağmen siyaset” dönemi tarih olacak. Milletin değerlerine, dinine, töresine, sosyolojik yapısına ters olan kimse temsil makamının sahibi olamayacak, hükümet edemeyecek. Seçilmiş  cumhurbaşkanı dış politikadan, ekonomiye, sektörel, sosyal yatırımlara kadar milli iradenin tercihine göre hareket edecek. Boşuna demiyoruz Anadolu ‘nun iktidarı diye, Anadolu’nun iktidarı için 16 Nisan’da sonuna kadar Evet.. 

 **************************************************************************************************

Neden Evet? 4

Kaos koalisyonları tarih oluyor

1923’te kurulan Cumhuriyet, 93 yılda tamı tamına 65 hükümet gördü. Hükümetlerin görev süresi ortalama 16 ay, 25 günlük işbirliği bile söz konusu oldu. Geçici hükümetler, azınlık hükümetleri de Türkiye’nin yıllarını heba etti. AB ülkeleri, Asya’daki güçlü toplumlar hızla kalkınırken, Türkiye ideolojik çıkarları nedeniyle uzlaşamayan, kutuplaşmayı artıran, Türkiye için düşünemeyen partiler nedeniyle daima geri gitti. Koskoca imparatorluk varisi, koalisyonlarla sanayileşemedi, IMF’ye mecbur edildi, tablo daima zarar oldu. Batı, uzayda, Ay’da yaşamı tartışırken koalisyon hükümetleri “Türkiye’yi krize nasıl sokarız” sorusu üzerine kafa yordu. Türkiye mevcut durumuna en 20 yıl önce ulaşması gerekirken, koalisyonlar bu ülkeye bir arpa boyu yol aldırmadı... Türkiye partilerin görüşlerine, işbirlikçi hükümetlerin keyfine bırakılmayacak bir ülke.

Düşmanlar kapıda

Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Türkiye’nin bir daha karanlık yıllara dönmemesi için koalisyon dönemlerini tarih ediyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde, hükümet belirsizliği, siyasi krizler söz konusu değil.

Devletin başı, bizatihi millet tarafından 5 yıl hükümet etmek için seçilecek. İktidar olmak için masa başı anlaşmalar, tavizler rafa kalkacak, artık tek uzlaşı noktası devletin sahibi millet olacak. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin sağladığı sürekli istikrar, iç ve dış politika, ekonomi yönetiminde de kalıcılık, sürdürebilirlik imkânı doğuracak. Bundan böyle 2 yılda bir ekonomi, eğitim sistemi tartışması yapmayacağız. Doğu mu, Batı mı? Artık gündemde değil. Cumhurbaşkanlığı Sistemi parti sistemi yerine, devlet sistemini getirecek. Hedeflerimiz değişmeyecek, isimler değişse de Büyük Türkiye yolu şaşmayacak. Bu bağlamda, düşman kapıdayken, Türkiye’nin koalisyonlarla kaybedecek 1 dakikası yok, sürekli istikrar ile kazanacağı onca zafer, alt edeceği bir düşman sürüsü var. Türkiye’yi ayakta tutmak için reyim “Evet”…

************************************************************************************************

Neden Evet? 5

Din düşmanlarını iktidar yapmamak için Evet!

7 düveli canıyla, kanıyla Anadolu’dan kovan ve bize bir vatan bırakan ecdadımız 1925 Takrir-i Sükûn Kanunu’ndan itibaren büyük zulümler gördü. Başörtü yasaklandı, ezan Türkçe’ye çevrildi, Kur’an-ı Kerim okumak, okutmak büyük bir suçtu, kutsal kıyafetlerimize el uzattılar, Allah’ın evleri ahırlara çevrilip, 6 okun eşliğinde satıldı, tarihimiz silindi, dünyaya adalet ile hükmeden atalarımız ile bağlarımız kopartılmaya çalışıldı, Türkiye sadece bir avuç zümrenin yönetimine verildi. İnsanlığı en utanç dolu tablolarının ortadan kaldırılması 2013 yılına kadar sürdü. CHP, 1946’dan bu yana parti olarak iktidar olmasa da, daima vesayetle devleti yönetti. 28 Şubat daha taze, dün gibi hatırımızda… Uygulamaların, hukuksuzluk gerekçelerinin tamamı bir zihniyetin yansımasıydı. Bu ülke “Başörtüsü vatana ihanettir, laik olmayan insan değildir” diyen Anayasa Mahkemesi’ni gördü, Müslüman Türk milletini fişleyen Batı Çalışma Grubu ile tanıştı, zulüm gördü...

16 Nisan tarihi dönemeç

Daha önceki gün Fatma Dilara Aslıhan kardeşimiz, sırf başörtüsü taktığı için aklını yitirmiş, çağdaş diye pazarlanan irtica ürünü zihniyetin hipnozuna uğramış bir kadın tarafından saldırıya uğradı. Bu zihniyet, CHP ve yoldaşlarının özlemi. Parlamenter sistem devam ederse, CHP’nin darbe ya da başka bir tezgâh ile iktidara gelme durumu söz konusu olabilir. Ancak 16 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı Sistemi millet tarafından kabul görürse tarihe, dine, töre düşman olan Kemalist ideolojinin, Gladio hücrelerinin önü tamamın kapanıyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde milletin değerlerine ters olan, Ahmet’i, Ayşe’yi bir kenara itip Hans’ı muteber gören hiçbir kimse cumhurbaşkanı olamaz, onun yeri en fazla yüzde 25’i geçmeyecek şekilde Meclis’te koltuk işgal etmektir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi geçerse daima İslamcı, ülkücü, liberallerden oluşan sağ merkez ya da muhafazakâr birliği dediğimiz milletin temsilcileri iktidar olacak, Büyük Türkiye gemisinin güvertesini idare edecek. Bu neden 16 Nisan; çok ince, ama sonuçları çok önemli olan bir tarih. Anadolu’yu devletin sahibi etmek adına “Evet” demeliyiz, değerlerimizi düşman kuvvetlerinin temsilcilerinden korumak için “Evet” demeliyiz...

************************************************************************************************

Neden Evet? 6

Türkiye, Türkiye’den büyüktür

Türkiye’nin ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Kasım 2016’da “Türkiye Türkiye’den büyüktür” sözü ile Büyük Türkiye doktrinini ortaya attı. Tıpkı “Dünya 5’ten büyüktür” isyanıyla adil dünya manifestosunu açıkladı gibi… Selçuklu ve Osmanlı’nın bir yansıması olan bu doktrinin gerçekleşmesi için sistem değişikliğinin yaşanması bir mecburiyet. Türkiye; Kudüs, Gazze, Beyrut, Halep, Musul, Mogadişu, Sana, İslamad ile Türkiye’den daha büyük. 100 yıl önce koparıldığımız coğrafyaların tamamında bugün kan, gözyaşı, katliamlar, terör hakim, Müslümanlar zulüm altında. “Süper güçler” İslam topraklarını madden ve zihnen işgal etti. İnsanlığın en karanlık, en acı, en kanlı tabloları Ümmet-i Muhammed’in yaşadığı topraklarda cereyan ediyor. Bu düzenin değişmesi lazım. Düzeni değiştirmek içinse Büyük Türkiye hedefinin kurumsal kimliğe büründürülmesi gerekiyor.

En başta Türkiye dimdik ayakta durmalı. Düşman kapıda, küresel terör saldırıyor, emperyalistler yeni haritalar çizme peşinde, mezhep, etnik fitneler kol geziyor, tam da bu nedenle Türkiye’nin asla kaygan bir zeminde olmaması lazım. Kaygan zemin derken çift başlılık ile siyasi, ekonomik krizlerin yaşanmaması, koalisyonların vuku bulmaması elzem. 7 Haziran’ı hatırlayalım bölücü hainler, Güneydoğu’yu hendek, barikat, bombalarla zindana çevirdiler, özyönetim zırvalarıyla bölgeyi işgal etmeye kalktılar, bir anlık siyasi boşluk bölünme tehdidini doğurdu. 1 Kasım’da ise yeniden sağlanan istikrar tüm planları bozdu, PKK temizlendiği, 15 Temmuz’da FETÖ’cü hainler milletten Osmanlı şamarı yedi, 24 Ağustos’tan bu yana Fırat Kalkanı ile cihanı karşımıza alıp, topraklarımızı korumak için mücadele veriyoruz. Bu bağlamda siyasi istikrar olmazsa olmaz. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde asla 7 Haziranlar yaşanmayacak, yani vatanı parçalamak isteyen hainlere fırsat doğmayacak, FETÖ yapılanmaları kurulamayacak, hızlı karar mekanizması ile radikal kararlar alınıp düşman yok edilecek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi aslında Türkiye’yi ayakta tutma sistemidir. Referandumda “Evet” oyu verecekler, sadece Türkiye’yi Büyük Türkiye yapmak için değil, tüm İslam beldelerine sahip çıkmak için bunu yapacaklar. Cumhurbaşkanlığı Sistemi bir beka meselesidir. Çanakkale’de, Maraş’ta, Urfa’da, Irak’ta şehit olmuş ataların evlatları da vatanın bekasını temin etmek için “Evet” diyecektir… 

***********************************************************************************************************************************************

Neden Evet? 7

Darbe zihniyeti ve terör bitecek

Dünya ekonomisinde ilk 10’a girme, ihracatını 500 milyar dolara çıkarma, dışa bağımlılığı ortadan kaldırma, hem bölgesel hem de küresel aktör olma, enerji üssüne dönüşme gibi hedefleri olan Türkiye, bu hedefleri 2023 için koysa da eğer sürekli istikrar, milli bir bürokrasi, toplumsal bir mutabakata sahip olsaydı yıllar önce hak ettiği noktaya taşınmıştı. 93 yıllık Cumhuriyet tarihinde 4 askeri darbe, AK Parti ve ANAP dönemi dışında ortalama 5 yılda bir ekonomik kriz gören Türkiye, 33 yıldır süren terör, bununla birlikte bölgesel karışıklıklar nedeniyle geri kaldı. Demokratik, özgürlükçü diye CHP-HDP ittifakı tarafından lanse edilen parlamenter sistem, Türkiye’nin ayağına adeta pranga vurdu. Yıllarımızı heba eden darbeler, bürokrasideki dışa odaklara bağlı cuntalar tarafından yapıldı, ekonomik krizlerin tamamı koalisyonlar,  aynı zamanda yürütmedeki çift başlılık nedeniyle çıktı. Türkiye’nin gelişimi, kalkınmasının önündeki bir diğer engel ise terör. Türkiye, şuanda hem yurt içi hem de yurt dışında küresel teröre karşı mücadele veren tek ülke. Bu başarının altında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın uyumu var, AK Parti’nin tek başına iktidar oluşu, devlet kadrolarının büyük oranda millileştirilmesi var. Eğer yürütmenin başındaki isimler arasında uyumsuzluk yaşansa ve Türkiye koalisyon ile yönetiliyor olsaydı düşmanlara karşı koymak oldukça zorlaşacaktı. Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türkiye’nin beka meselesidir.  Çünkü Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde darbe üreten zihniyet ortadan kaldırılacak, devletin içinde “Paralel devlet” kurmak isteyen gruplar palazlanmadan çökertilecek. Cumhurbaşkanı nasıl çoğunluğun temsilcisi olarak göreve geldiyse, bürokraside de milletin hizmetkârları olacak, bu sayede de kutuplaşmayı körükleyecek, karar ve uygulamalar gerçekleştirilemeyecek. Terör örgütleriyle mücadele sadece polis ve asker tarafından değil, bizatihi bütünleşmiş 80 milyon kişi tarafından yürütülecek. Toplumsal mutabakatın sağlanmasıyla da terörün oluşma zemini bulunmayacak. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle hedeflerine amasız, fakatsız şekilde daha hızlı yürüyecek. Bu nedenle Büyük Türkiye için “Evet”…  

************************************************************************************************

Neden Evet? 8

Sivil Anayasa yapmak için “Evet”

Dünyanın siyasal, ekonomik, jeopolitik, sosyal konjonktürü gözle görülür bir şekilde değişiyor. Türkiye ise hâlâ milli iradeye kasteden Gladio’nun darbecilerinin 1982’de yaptığı Anayasa ile olduğu yerde sayıyor. Bürokratik vesayetin kuvvetlendiği, darbe zihniyetinin sıcak tutulduğu, koalisyonlara zemin hazırlandığı, istikrarsızlık üzerine kurulu için ekonomik krizleri pompaladığı ayan beyan belli olan bu Anayasa’nın miladı doldu. Türkiye’de Anayasa yapanlar hiçbir zaman sivil olmadı. Anayasa’ya bir asli bir de tali kurucu iktidarlar vardı. Asli iktidarlar sıfırdan Anayasa yapan, taliler ise sürekli değiştirenlerdir. Türkiye asli kurucu iktidarlar daima postallarıyla milleti çiğneyen cuntalar oldu. 1982 darbe Anayasası 1987’den bu yana 18 kez değişime uğradı. Lakin ne ANAP ne diğer koalisyon hükümetleri ne de AK Parti darbe, vesayet ruhundan kurtulan, milletin özünü yansıtan bir Anayasa yapamadı, milletin adamlarına Anayasa yaptırılmadı…

16 Nisan’da sandıkta oylayacağımız Cumhurbaşkanlığı Sistemi, milli iradenin devlet üzerindeki hâkimiyetini perçinleyecek. Milletin, milletin seçtiğinin yönettiği devlet, bu bağlamda sivil bir Anayasa yapma gücüne ulaşacak. AK Parti ve MHP’nin bizlerin önüne getirdiği 18 madde Büyük Türkiye adına bir başlangıç, aslında atılan bir temel. Eğer 16 Nisan’da “Evet” diyerek bu temeli el birliği ile atarsak, binayı çıkma şansımızda olur. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin gelmesi yeni zorunlulukları doğuracak. En başta yeni ve sivil bir Anayasa. 16 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet” diyen vatandaş bir nebze yeni Anayasaya da “Evet” diyecek. Hazırlanacak yeni Anayasa’da tüm darbe emareleri kaldırılacak, anti demokratik uygulamalar tarih olacak, bürokrasinin gücü azalacak. En önemlisi de yapılacak yeni Anayasa, sorgusuz sualsiz Batı menşeili değil, 2 bin yıllık kültürümüzü, töremizi, uğrunda binlerce, milyonlarca şehit verdiğimiz, bin yıl sancaktarlığını yaptığımız yüce dinimiz İslam’ın emarelerini taşıyacak. Eğer Cumhurbaşkanlığı Sistemi gelirse, 80 milyonunun fikirlerinin harmanı olacak bir Anayasamız olacak. Büyük Türkiye’yi taşıyacak yeni, sivil, demokratik, gelenekçi bir Anayasa için sonuna kadar “Evet”…

 

Neden Evet? 

Siyasi krizleri tarihe gömmek için "Evet"

16 Nisan’da oylayacağım cumhurbaşkanlığı sisteminde yürütme, yasama ve yargıdan oluşan kuvvetler ayrılığı kesin bir şekilde sağlanırken, yürütme tek başlı olarak yürütülecek. Muhalefetin neden başlı sorusu isi çok kritik. Tarih sebep-sonuç ilişkileri etrafından şekillenir. Neden olmazsa, sonuç doğmaz, olaylar gelişmeler, yenilikler vücut bulmaz…  Demokrasinin geldiği 1950’den bu yana seçilen hükümetler ile  cumhurbaşkanları arasında ciddi problemler oldu. Kişiler arasındaki yetki, ideolojik problemler daima faturayı millete ödetti.  Turgut Özal ve Süleyman Demirel uyumsuzdu,  hatta Demirel,  Özal’a “Çankaya’daki zat” sıfatını yakıştıracak kadar ileri gitmişti. Özal’ın şüpheli ölümünden sonra Çankaya’ya çıkan Demirel, projesi Tansu Çiller ile bile sorun yaşadı, ikili arasındaki sorun 1994’te Türkiye’yi ekonomik krize sürükledi.  1995 seçimlerinde işbaşına gelen REFAH Yol hükümetinin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan’da, Demirel’in hışmına uğradı. Demirel, bürokratik vesayetin Erbakan’a saldırılarına sessiz kaldı, hatta destekledi, sürecin sonunda 28 Şubat post modern askeri darbesi gerçekleştirildi, milletin iradesine ipotek kondu, yasaklar dönemi başladı, bürokratik vesayet, para baronları Türkiye’yi kontrol altında bankalar hortumları, fatura yine millete çıktı.

19 Şubat 2001 günü Ecevit ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasında yaşanan kriz ise neden çift başlılığın Türkiye’ye darbe vurduğunun en can alıcı noktası. Devlet Denetleme Kurulu üzerindeki tartışma üzerine Sezer, Ecevit’e Anayasa kitapçığı fırlattı, dönemin Başbakan Yardımcısı Cindoruk’ta üzerlerine gelen kitapçığı Sezer’e iade etti. Söz konusu krizin Başbakan Ecevit tarafından kamuoyuna duyurulmasının ardından, Türk Lirası bir gecede yüzde 40 eridi, borç 27 kat katlandı, enflasyon yüzde 60’ı aştı, faizler yüzde 160’ı gördü, Türkiye’den milyarlarca dolar para çıktı, işsizlik uçtu netice olarak  19 Şubat tarihin en büyük ekonomik krizinin fitili ateşli. Sorun hep iki başlılık, vesayetin temsilcileri ile milletin seçtikleri arasındaki kavgaydı. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle iki başlı krizler yaşanmayacak, millete fatura çıkmayacak, milletin seçtiğinni üzerinde bir güç olmayacak, Türkiye’nin ilerleyişi şahısların kavgası ile durdurulamayacak, işte bu yüzden “Evet” kalıcı istikrar için “Evet”, krizleri bitirmek için “Evet”

***********************************************************************************************

Neden Evet? 10 

2053-2071’e uzanmak için “Evet”

Türkiye, tarihi ve jeopolitik konumu gereği “süper güç” olmaya aday bir ülke. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın koyduğu hedefler var; İstanbul’un fethinin 600. yıl dönümüne ilişkin 2053, Anadolu’yu vatan eylememizin 1000. yıl dönümüne denk gelen 2071… Hedeflerimiz slogan değil, hakikatin ta kendi. Lakin kutlu yolculuğun önündeki engellerin, prangaların teker teker sökülmesi, kaldırılması gerekiyor. Nedir bu engeller? Darbe zihniyetini akutlaştıran, darbeyi bir çözüm olarak gören, kaos koalisyonlarını mecburi kılan, sistemsizliği dayatan, ekonomik krizlerin can suyu, çift başlılık kavgalarının ana kaynağı parlamenter sistem. Türkiye, koalisyonlar ile asla hedeflerine yürüyemez, asla ekonomik istikrara kavuşamaz, yeri üretim yapamaz, enerji üssü olamaz, bütünlüğünü koruyamaz. 93 yılda 65 hükümetin değiştiği bir ülkeden bahsediyoruz, bugün en az Japonya olması gerekirken bürokratik vesayet, iş birlikçi hükümetler nedeniyle daha yeni yeni Erdoğan ile adım atan bir Türkiye söz konusu.

14 yılda büyük yol aldık; ekonomik, sosyal, teknolojik olarak. En önemlisi de zihniyet devrimi yaşadık, batıya bağlı köhne siyasetler değil, mazlumu, hakkı, adaleti ayakta tutan adil bir siyasete doğru yöneldik. Emperyal düzene, 2. Sykes-Picot’lara, Sevr projelerine, şeytani planlara kafa tuttuk. Bu kahramanlıkların hepsi Türkiye’yi siyasi istikrar ile yöneten bir dünya lideri ve kahraman millete sayesinde oldu. Parlamenter sistemin değişmesi 2053-2071 hedeflerinin en kritik eşiği. Eğer Cumhurbaşkanlığı Sistemi gelirse bizi yolumuzdan alıkoyacak hiçbir gelişme olmayacak. Yetkisini milletten alan cumhurbaşkanı en az 5 yıl, en fazla 10 yıl boyunca Büyük Türkiye için ter akıtacak, milli bir eğitim sistemimiz olacak, dışa bağımlılığımız kalmayacak, İslam alemi ve diğer mazlum milletlerin hamiliğine soyunacağız ecdadımız gibi. Dünya 5’li çetenin etrafından dönmeyecek. Terör bu topraklarda gezemeyecek, kan ve gözyaşı Müslümanlar’ın makûs talihi olmayacak, çünkü hepsini ayakta tutan Büyük Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile var olacak. 2053-2071 istikametinde Büyük Türkiye, İttihad-ı İslam ve adil bir dünya için “Evet”...

*********************************************************************************

Neden Evet? 11

Hainlere göz açtırmamak için “Evet”

16 Nisan 2017’deki referandum Türkiye tarihi açısından bir kırılma noktası. Çünkü bir tercih yapacağız. Ya ekonomik, siyasi süper güç olmaya aday Büyük Türkiye’den ya da kutuplaşmanın, istikrarsızlığın, toplumsal bölünmüşlüğün, adaletsizliğin bulundu eski Türkiye’den yana. Taraflar net. Bir yanda Türkiye’yi 14 yılda şahlandıran, küresel siyasetteki rolünü artıran, ekonomiyi güçlendiren, emperyal düzene meydana okuyan AK Parti ve önce ülkem ve milletim mottosu ile milli meselelerde takdir edilecek bir duruş sergileyen MHP, diğer yanda din düşmanı, batının Türkiye şubesi, dikta tarihinin yazarı CHP, çukurcu HDP, darbeci, casus, CIA ofisi FETÖ ve bölücü, bebek katili PKK’nın oluşturduğu şer bloku var.

CHP-HDP-FETÖ-PKK birlikte çalışıyor, hep birlikte yemin etmişler Türkiye’yi bölmek için. CHP yeniden tek parti hayalini kuruyor, HDP iç savaş zemini hazırlıyor, FETÖ ülkeyi ABD’ye teslim etme peşinde, PKK’da eğer Türkiye istikrar olursa “Bölebiliriz” hesapları yapıyor. Hepsi “Hayır” cephesinde… Çünkü parlamenter sistem bunlar için bir hayat iksiri, rahat adım atmalarını sağlıyor, çünkü istikrar yok, çünkü kararlılık söz konusu değil, çünkü Türkiye güçlü değil, çünkü milli birliği baltalıyor. Ancak 16 Nisan’da, 15 Temmuz işgal girişimine karşı tarihi bir direnişe imza atan millet, cumhurbaşkanlığı sistemini getirirse bu şer blokuna değil adım atacak, nefes alacak bir boşluk bile kalmayacak. Türkiye sürekli istikrar zemine kavuşacak, yönetim boşluğu olmayacak. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin en önemli özelliklerinden bir diğeri de hızlı karar mekanizması… Milletten yetkiyi alan Cumhurbaşkanı, terör örgütlerinin ve ağababalarının üstüne kararlılıkla gidebilecek, halk tabiriyle “İnlerine” girecek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile terörün vücut bulacağı zeminler ortadan kalkacak. Türkiye’de terörü destekleyen siyasi partiler bulunamayacak, devletin parasını Kandil’e gönderecek belediye başkanları bulunmayacak. Türkiye, birliği ve bütünlüğü ile bu coğrafyada “terörle” yeniden harita çizmek isteyenleri hezimete uğratacak. 16 Nisan’da verilecek her “Evet” oyu, Türkiye’yi ayakta tutacak, küresel terörün belini kıracak, hain şebekelere diz çöktürecek. İşte bu yüzden “Evet”; gayemiz vatanı, bayrağı ayakta tutmak…

 

************************************************************************************************

*************************************************************************************************

Neden Evet? 12

Batı’ya tahakküm zihniyeti bitecek

Medeniyet kavramını var eden ecdadın evlatları olarak, yıllarca medeniyet, bilgelik, gelişmişlik, modernlik kavramları etrafında Batı’nın hipnozu altında kaldık. Güneş Doğu’dan doğarken, bize aydınlanma Batı’da yalanını söylediler yıllarca. Dünyanın kalbi olan Anadolu ve Ortadoğu irtica, Batı ilericilikti. 65 hükümetin en az 55’i Batı kulübün şampiyonluğuyla Türkiye’yi idare etti. Batı, Ortadoğu’ya yönelirken, parlamenter sistemin batıcı iktidarları bizim yüzümüzü Batı’ya çevirdi daima. Bu bilinçli hata, tezgâhlanan oyun Erbakan Hoca ile çatırdamaya başlarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bozuldu. Erdoğan, siyasi, hukuki, ekonomik olarak Türkiye’ye çağ atlatmasının yanı sıra, bir zihniyet devrimi yaptı. 500-600 sene hüküm sürdüğümüz toprakların haritadaki kadar uzak olmadığını hatırlattı Batılılaştırılmaya çalışılan devletin sahibi millete... Parlamenter sistemde vücut bulan darbecilerin, terör örgütlerinin, bürokratik vesayetin alçaklarına rağmen bu kahramanlığı gösterdi, Selçuklu’yu, Osmanlı’yı hatırlattı. Küresel siyasete bir duruş getirdi. Aslında hasta adamın iyileştiğini ve kardeş coğrafyaları, Evlad-ı Fatihan’ı, Yavuz’un at koşturduğu toprakları yalnız bırakmayacağını ilan etti, katil, sömürgeci batı ülkelerine.

Bu kutlu çizgiyi korumamız lazım. Parlamenter sistem, kutlu yolu alaşağı eder. Çünkü güçsüz, karmaşık bir yapısı var. Tek başına iktidarın yolu sadece milletten icazet olmaktan geçmiyor. Türkiye’nin iç ve dış siyasete yön vermek kolaylaşıyor parlamenter sistemde, koalisyon dayatması var, ekonomik kriz söz konusu, darbe ruhunun vücut bulması çok kolay. Biz dışarıya açılmak isterken, Batı’nın bizi 780 bin kilometrekareye hapsetmesi demek parlamenter sistem, çünkü kaygan zemin, çünkü kaos sistemi, çünkü ayrışmalar, kamplaşmalar çok fazla. Ancak 16 Nisan’da karara bağlayacağımız Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle kutlu yolun devamlılığı sağlanacak. Milletin en az 51’inin oyunu alması gereken cumhurbaşkanı, milleti kardeşlerinden koparamayacak, devletin hedeflerinden geri adım atamayacak. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle Türkiye İslam âlemi ve 3. dünya ülkelerinin sözcülüğüne soyunacak, çünkü güçlü olacak, adalet dağıtan, zengin, koruyucu bir role bürünecek. O yüzden Güçlü Türkiye için “Evet”…

************************************************************************************************

Neden Evet? 13

Yargı bağımsızlığı için “Evet”

Devleti devlet yapan adaletidir. Bizler 20 milyon kilometrekare toprağa, 100’ü aşkın millete asırlarca adaletle hükmeden Selçuklu ve Osmanlı’nın varisleriyiz. Bugün dünyanın en temel ihtiyacı “adalet”, insanoğlu adalete ihtiyaç duyuyor. Maalesef, 93 yıllık Cumhuriyet ve parlamenter sistem tarihimizde adaleti sağlayan bir yargı mekanizmamız olmadı. Milletin vicdanı olarak bildiğimiz yargı ideolojik yapılanmaların merkezi, vesayet cuntalarının hücresi. Türkiye, “Başörtüsü takmak vatana ihanettir”, “Laik olmayan insan değildir” sözleriyle milletin değerlerine saldıran bir sözde hukuki yapılanma ile karşılaştı. Rejimi koruma bahanesiyle, milletin öz kimliğini yansıtan partiler kapatıldı, milli liderler cezalandırıldı, bu yargı sistemi vatan evlatlarını ipe götürdü. Tıpkı TSK’da olduğu gibi işlevinin dışına çıkan bir yargı sistemi ile yönetildi. Hafızamızı yormadan hatırlayabileceğimiz örnekler 367 krizi, AK Parti’ye kapatma davası, 17-25 Aralık hukuki darbe, MİT krizi, daha niceleri sayılabilir. Parlamenter sistem yargının belirli bir kesimin kontrolü altına girmesini kolaylaştırıyor.

Ancak Cumhurbaşkanlığı sisteminde durum farklı. Yargıda hücreler olamayacak, bürokratik vesayet kök salamayacak. 16 Nisan’da oylayacağımız Anaya değişikliği teklifinde, HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi değişiyor. Yargı artık sadece bağımsız değil, aynı zamanda tarafsız olacak. 22 üyesi olan HSYK, HSK’ya dönüşüyor üyesi sayısı ise 13’e düşecek. 13 üyenin 7’si Meclis, 4’ü cumhurbaşkanı olacak, mevcut sistemde olduğu gibi Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı daimi üyeleri olacak. Yani çoğunluk Meclis’te. Meclis’te AK Parti yerine başka partilerde çoğunluğu elde edebilir, üye seçimlerin 367 rakamının aranacağı belirleniyor, dolayısıyla “Yargı kontrol altına girecek” tamını düpedüz bir yalan. AYM’deki üye sayısı 15’e düşecek, 12’sini cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Ancak, 12’sinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması ileriki dönemler için güzel bir denetim sağlayacak. Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıllığına atanıyor. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın atadığı sadece 3 üye var, 14 üye geçtiğimiz dönemlerde görev başı yapmış. Yani AYM, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde kimsenin ya da bir yapının kontrolüne girmez. Yargının tam bağımsız, tarafsız olması için “Evet”…

Neden Evet? 14

Siyaseti gençleştirmek için “Evet”

16 Nisan günü sadece ekonominin, dış politikanın, hukukun, terörle mücadelenin, hedeflerin değil aynı zamanda siyasi arenanın da akıbetini tahin edeceğiz. AK Parti ve MHP’nin ortak, uzlaşıyla hazırladığı Anayasa değişikliği teklifinde siyasete dinamizm katacak, 2 önemli madde var. 1- Seçilme yaşının 25’ten 18’e düşürülmesi, 2- Milletvekili sayısının 600’e çıkarılması.

Seçilme yaşının 18’e düşürülmesi en çok gürültü kopartan madde, daha da garibi ise eleştirilerin yersizliği. 18 yaşında Türkiye’nin daha iyi olması için “rey” hakkı olan bir genç, neden seçilme statüsüne sahip olamasın. Seçmek, tercih etmek daha zor bir iştir, vebali veya mükâfatı büyüktür. Seçilmek ise daha kolay, gerek kendi başarınla, gerek partinin gücüyle. Dünyanın 57 ülkesinde seçilme yaşı 18, hem de ülkemizdeki sözde muhaliflerin “Modern, ilerici, muasır medeniyetler” seviyesinde gördüğü ülkelerde. Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz, niteliğimiz artıyor, okuma oranları çok yükseldi. Bunca yatırım, gelişimin ardından Türkiye’de, 26 yaşında Avusturya Dışişleri Bakanı olan Sebastian Kurz kadar akıllı, başarılı bir genç yok demek akıl zoru olur. Bir diğer mesele siyasetin bir meslek haline gelmesi. 5-6 dönem süren vekillik saltanatları, vekilliklerin belirli soy adlar üzerinden gitmesi, milletten uzak bir Meclis olması. Gençlere söz hakkı verilirse, toplumsal sorunların kolay saptanıp, çözüm odaklı çalışmaların yapılacağı aşikâr. Eleştirdikleri nokta “18 yaşındaki ‘çocuk’ ne yapabilir ki?” diyorlar. Ne yapabilir ki diye sordukları gençlerden Ümit Yolcu, 15 Temmuz’da vatanı kurtarmak için şehit oldu, daha 20 yaşındaydı, yani CHP’ye göre asla ülke yönetemezdi. Vatan kurtaran bir kahraman nesil nasıl olurda ülke yönetemez?

Milletvekili sayısının 600’e çıkması da, Meclis’teki temsiliyeti artıracak. Nüfusumuz 80 milyonu aşmak üzere, kişi başı düşen vekil sayısı artmalı, milletin sözünü Milletin Meclis’ine taşına vekiller seçilmeli. Her iki değişimde siyasete dinamizm katmasının yanı sıra Edirne’deki çiftçi Mehmet Amcanın oğlu ile İstanbul’daki memur Hasan Bey’in kızı, Bitlis’teki Çoban Hakan Dayı’nın torununun Türkiye’ye bir şey katma, millet için bir değer üretmesinin yolunu açacak, siyasi kast sona erecek. Bu yüzden milletin devleti yönetmesi için “Evet”…

***************************************************************************************************

Neden Evet? 15

Ceddimizin mirasına sahip çıkmak için  “Evet”

Dünya tarihi açısından 1789 Fransız İhtilali ve 31 Mart Vakası bir dönüm noktasıdır. İşçi isyanı, hak arayışı görünümlü ihtilal, milliyetçilik akımıyla tüm dengeleri değiştirdi, isyanlar, çeteleşmeler, iç savaşları doğurdu, emperyal devletler “Özgürlük” vadettikleri devletleri kolonileri haline getirdi.

Tabii bu ihtilal en çok Osmanlı’yı vurdu, 500 sene kardeşçe yaşayan milletler, İngilizler’in, Fransızlar’ın, Ruslar’ın, Almanlar’ın hipnozuyla düşman oldular, 22 milyon kilometrekarelik devleti ebedi müddet eridi.  1909’da İttihatçılar tarafından Sultan Abdülhamid’in tahtan indirilmesiyse Ortadoğu’da, Güney Asya’da, Kuzey Afrika’daki sömürgelerin yolunu açtı. Sultan Abdülhamid hilafet bayrağı altında İslam âlemini, fitnelere, savaşlara, isyanlara, içerideki hainlere rağmen dimdik ayakta tutmuştu. Ancak 1909 darbesi, yıkım oldu. Cumhuriyet döneminde de 1909 zihniyetinin dışına çıkılmadı, Türkiye bin yıl sürdürdüğü İslam’ın sancaktarlığı görevini ifa etmedi.

Batı, Ortadoğu’ya ilerlerken, parlamenter sistemin başbakanları Müslümanlar’ı yalnız bıraktı, Batı’yı bölgede hakim kıldı.

Türkiye Ortadoğu’yu ne zaman hatırladı, bin yıllık tarihine ne zaman sarıldı? Tek başına iktidar olan Özal ile ve tabii Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la.

Türkiye, ayakta kalmak zorunda, bazıları rolümüzü reddetse de adil bir dünya için Güçlü Türkiye’ye ihtiyaç var. Parlamenter sistem güçsüz, parçalanma adayı, şeftali üretebilen Türkiye’den yana. Çünkü kaygan zemin, çünkü kaos yumağı, çünkü istikrar yok, çünkü güçlü iktidarlara izin vermiyor,  ülkenin geleceğini bir pamuk ipliğine bağlıyor. Her karışı şehit dedelerimizin kanıyla sulanmış topraklarımızda farklı haritalar çizmek istiyorlar, parlamenter sistem Türkiye düşmanlarına bir nebze yardımcı olmaktır? Niye zira parlamenter sistemde Türkiye belini asla doğrultamaz, daima hasta adam olur. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise sürekli istikrar var, hedeflere hızla koşulabiliyor, düşmanlara karşı birlik ve beraberliğin sağlanmasının önü açılıyor. İşte bu yüzden hem Güçlü Türkiye, hem dünyanın kalbi olan Ortadoğu’yu yalnız bırakmamak için Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet”…

****************************************************************************************************

Neden Evet? 16

Devlet sistemi için “Evet”

93 yıllık Cumhuriyet tarihinde, bugün en az Japonya seviyesinde olmamız gerekirken epe geride kaldık. Darbeler, ekonomik krizler, toplumsal gerilim, siyasi kaoslar, sürekli değişen eğitim sistemi yolumuza daima taş koydu. 14 yıllık Erdoğan ve AK Parti döneminde şahlandık ama yine de eksikler çok ama tamamlamak için 16 Nisan tarihi bir fırsat. ABD’yi süper güç yapan, yada dünyanın 10 büyük ekonomik pastasına sahip ülkelerin tamamı “Devlet sistemine sahip.” Yani enstitülerde çizilen 50-100 yıllık planlar, o doğrultuda hükümet ve bu hedeflere inanan nüfus. Selçuklu ve Osmanlı’nın bin yıl adalet ile hüküm sürmesinin sebebi de “Devlet sistemiydi.”  İdareciler değişse de devletin çizgisi, kendine belirlediği yol değişmiyordu. Türkiye, sistemsizlikten kaybetti.  Türkiye’nin bugünkü sorunlarının tamamının altında parlamenter sistem var. 17 aylık hükümetler, ekonomik krizler, havada uçan kitapçıklar,  vesayetin milli iradeyi tutsak etmesi, dışa bağımlılık, yerlileşememek; hepsi Parlamenter Sistemin bir sonucu.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise devlete fren yaptıracak, hedefin saptıracak bir koalisyon hükümeti söz konusu değil, 5 yıldan önce lider asla değişmeyecek, ekonomi geri adım atmayacak, yetki sorunları yaşanmayacak, bürokrasinin içerisinde çeteleşmeler, milletin seçtiğini engellemeye ve devirmeye çalışan çeteleşmeler olmayacak. Eğitim sistemimiz her yıl değişişmeyecek, ilim-irfanda, bilime yatırım artacak, başta savunma sanayii olmak üzere teknolojik yatırımlar hız kazanacak. Dış politika da boyun eğme dönemi bir daha geri gelmeyecek. Artık bizimde 50-100 yıllık beka projelerimiz olacak, ecdad gibi 3 kıtaya gönül köprüleri kuracağız, bölgemizde sadece emperyalistlerin sesi çıkmayacak, hatta soluklarını da keseceğiz. Eğer 16 Nisan’da “Evet” dersek, Türkiye kalıplaşmış problemlerinden kurtulacak,  ayağına bağlanan prangaları kıracak, dış mihrakların el uzatamayacağı bir ülke haline gelecek.  Millet Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni getirirse, Türkiye süper güç olmak için hızla hareket edecek, çünkü sürekli istikrar, hızlı karar mekanizması olacak, 80 milyon aynı davaya inanıp, Büyük Türkiye için çalışacak. Makus talihin değişmesi için “Evet”

****************************************************************************************************

Neden Evet? 17

Hükümet devirme dönemlerini kapatmak için “Evet”

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle hükümet kurmada yaşanan sıkıntılar ortadan kalkacak, hükümet düşürmeler tarih olacak, en az 5 yıl kesintisiz şekilde istikrarla yönetileceğiz. Türkiye güçlenecek, geri adım atmayacak, hedeflerine yürüyecek, işte bu yüzden Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet”… 

 Türkiye, belki de dünyanın en zor, aynı zamanda en kıymetli bölgesinde bulunuyor. Hem üzerine bölücü haritaların çizildiği, hem şeytani planların yapıldığı hem de İnsanoğlunun adil dünya için umutla beklediği bir coğrafya burası. Türkiye daima güçlü olmak zorunda. Çünkü düşmanları çok güçlü, bir ve beraber. Parlamenter sistemde Türkiye’nin güçlü olma şansı yok. Zira kaygan bir zemin, adeta kaos yumağı, istikrarsızlık dayatılıyor. Parlamenter sistemde hükümet kurmakta zor, onu ayakta tutmakta. 1950’den bu yana tek başına iktidar olan Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve AK Parti dışında Türkiye kararlı adımlar atamadı, Avrupa, ABD, Rusya, Çin güçlendi, biz zayıfladık. Dile kolay ömürleri ortalama 17 ay olan 65 hükümet. 1977’de yaşanan Güneş Motel olayı bile parlamenter sistemin çarpıklığının ve Türkiye’yi taşıyamayacağının göstergesi. 1977’de Ecevit CHP’si gensoru ile 2. Milliyetçi Cephe hükümetini devirdi, Adalet Partisi’nin 11 milletvekilini Florya’daki Güneş Motel’de yapılan görüşme sonrası partisine dahil etti, 10’unu bakan yaptı ve hükümet kurdu. Yani parlamenter sistemde hükümet kurmak için bile siyasi rüşvetler, vekil satın almalar, şantajlar dönek zorunda.  28 Şubat darbesinde de, aynı olaylar yaşandı. Bir yandan cuntacı alçaklar, diğer yandan darbe sever medya ve hortumcu sermaye, aynı zamanda Demirel ve Cindoruk darbeyi birlikte yaptı. Refah-Yol hükümetinin yıkılmasının en temel sebeplerinden biri de DYP vekillerinin istifa edip, dağılması. Bugün bile AK Parti’nin 316 milletvekili var, 41’i istifa etse koalisyon tablosu ortaya çıkar. Dolayısıyla bu sistem tam anlamıyla bir deli gömleği, Türkiye üzerinde planlar kuran bir dış mihrak ya da yabancı ülke temsilcisi olsam mutlaka parlamenter sistemin kalmasını isterdim.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ndeyse güvenoyu ve gensoru tehditleri ortadan kalkıyor. En az yüzde 51 oy alması gereken Cumhurbaşkanı güvenoyunu da aracısız şekilde milli iradeden almış oluyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde yasama ve yürütme kesin olarak ayrılacağı için Güneş Motel hadiseleri yaşanmayacak. Sermaye grupları, medya cuntada bir olsa milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı alaşağı edemeyecek. Hiçbir vatandaş “Ne olacak ülkenin bu hali, hükümet kurulur mu, acaba liderler anlaşabilir mi” gibi soruları düşünmeyecek… Çünkü hükümet kurma problemi ortadan kalkacak, hükümet yıkmalar da tarih olacak, en az 5 yıl kesintisiz şekilde istikrar ile yönetileceğiz. Türkiye güçlenecek, geri adım atmayacak, hedeflerine yürüyecek, işte bu yüzden Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet”… 

**************************************************************************************************** 

Neden Evet? 18

28 Şubat’ların bir daha yaşanmaması için “Evet”

Türkiye, 4 askeri darbe,  cuntaların defalarca tekrarladığı, aynı zamanda siyasi, hukuki ve ekonomik darbe girişimleri gördü. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 genel çerçevede siyasete yapılmış müdahaleydi, ancak dün 20. Yılına giren 28 Şubat post modern darbesi hepsinden farklıydı. 28 Şubat’ta, askeri cunta, bürokratik veyaset, yargı, medya ve para oligarkları, sendikalar birlikte hareket etti. Hedef alanın sadece Merhum Necmettin Erbakan’ın (Savunan adam) Başbakanlığını yürüttüğü Refah-Yol hükümeti değil, toplumun değerleri, Yüce Dinimiz İslam, yeşil sermayeydi. 28 Şubat 1997’deki 9 saat süren MGK  toplantısında Erbakan hocanın önüne sunulan alçak kararların tamamı ABD’li ve Siyonist enstitüler tarafından hazırlanmıştı, tamamı İslam’a kin kusuyor, dindar gençliğin okumasını engelliyor, Müslümanca yaşama darbe vuruyor. Bin yıl sürecekti, lakin zulüm gören Erdoğan’ın çığ gibi büyüyen kutlu hareketinin, davasının altında kaldılar. 28 Şubat bitti, yasaklar ortadan kalktı ama asla rahat olmamalıyız.

Zira Parlamenter Sistem, yeni 28 Şubat’ların önünü açıyor. Bu sistemde cuntalar yaşama ve devleti esir etme şansını buluyor, yaşanan her siyasi boşluk milletin iradesine kast eden alçaklarla doluyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise bürokrasinin gücü azalacak, engellemek üzerine değil, millete hizmet etmek, seçilmişlerin kararına uymak için çalışacaklar. Cumhurbaşkanlığı Sistemi gelirse, 28 Şubat bir daha yaşanmayacak, kimse milletin değerlerine saldıramayacak, para oligarkları operasyon çekemeyecek, millet düşmanı medya patronları hükümet deviremeyecek, çünkü Millet iktidar olacak. Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet” demek geçmişin kötü izlerini silmek, Türkiye’nin geleceğini aydınlatmaktır. Darbelerin, krizlerin, toplumsal kargaşanın yaşanmadığı, mazlumlara umut olan  bir Türkiye inşa etmektir. Hainleri sevindirmemek, ipi dışardaki sermayeleri güçlendirmemek, darbe zihniyetini ayakta tutmamak için “Evet” demeliyiz. Menderes’in, Özal’ın, Erbakan’ın hesabını darbecilerden sormak için “Evet”, başörtülü bacılarımıza uzanan elleri kırmak, İslam yapılan saldırılara karşı koymak için sonuna kadar “Evet”..

****************************************************************************************************

NEDEN EVET? 19

Dışa bağımlılığı bitirmek için “Evet”

Türkiye’nin ekonomik olarak belini büken en önemli etken dışa bağımlılık. Enerji sektörü ve teknoloji, cari açığın ve enflasyonun sebebi. Türkiye, özellikle teknoloji, ve sanayide ilk ciddi adımı Erbakan’ın 1956’da kurduğu Gümüş Motor Fabrikası’yla attı, tabii siyasi ve bürokratik cunta hemen devreye girdi. Erbakan’ın ifadesiyle dönemin bakanları, askeriyedeki hücreler, bir kısım medya hemen sahneye çıktı. Bu milleti şeftali üretmekle itham ettiler. Erbakan motor üretti, onlar kabul etmedi, reddetti. Hoca da tarihi şöyle not düştü: “Mesele Türkiye’nin şeftali yerine, motor üretmek istemesiydi.” Bu cuntanın derdi sadece siyasi değil ekonomik olarak da Türkiye’yi Batı’ya bağlamaktı ve yaptılar. Ama Erdoğan gelince iş değişti, darbe girişimlerine rağmen Erdoğan, Savunma Sanayii’ndeki dışa bağımlılığı yüzde 40’lara kadar geriletti, yerli otomobil bitme aşamasında, yerli savaş uçağı neredeyse hazır, uçak gemisi de geliyor. Eğer 14 yıllık sürekli istikrar ve güçlü hükümet dönemi olmasaydı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında problem yaşansaydı bu üretimler hayal bile edilemezdi. Parlamenter sistem devam ederse, yerli üretime elveda demek zorunda kalacağız, Çünkü her zaman Erdoğan ve AK Parti olmayacak, koalisyonlar, güçsüz hükümetler Türkiye’yi yine batıya mahkûm edecek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise yerli üretimin de garantisi, küresel çapta markalar meydana getirilmesinin de...

Bir diğer konu ise enerji. Topraklarımızda doğalgaz ve petrol kaynaklarımız sınırlı. Lakin stratejik konumumuz bizi doğalgaz ve petrol zengini yapabilir. Avrupa’ya giden en kısa yol Türkiye. Rusya, İran, Azerbaycan, IKBY, İsrail kapımızda, “Bizim gazı AB’ye taşıyalım” diye tutturuyorlar. Bu da Türkiye’nin bir enerji üssü olma adaylığını ortaya koyuyor. Enerji üssü olanın mutlaka tehlikelerden korunması gerek, tıpkı finans konusunda İsviçre’nin olduğu gibi. Ancak hepsi Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne bağlı. Parlamenter sistem, Türkiye’yi koruyamaz, ayakta tutamaz, birliği sağlayamaz, güçlü bir devlet inşa edemez. Güvenliğin olmadığı yere anca kuşlar uğrar, o da mevsimlik… Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise Büyük Türkiye’nin ana şartı, yerli üretim ve enerji üslüğü için yegâne yol; adeta bir teminat. Türkiye’nin bir daha belinin bükülmemesi için “Evet”...

*********************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Haçlı-siyonist ittifakını yıkmak için “Evet”

150 yıldır, İslam aleminin başı belada. Huzur, refah yok, adalet yok, yüzde tebessüm yok. Çünkü, onları idare etmekle memur Osmanlı’yı yok, Türkiye güçlü değil.  Haçlı-siyonist lobisinin kan ve gözyaşına mahkum etmediği tek santimetre kalmadı bu topraklarda. Malları, yer altı kaynaklarının neredeyse tamamı sömürü altında.             Emperyalistlerin yüzü gülsün, cebi dolsun diye benim Ayşe annem ağlıyor.  Ezoterik yapılanların şeytani planları uygulamak için adım adım ilerlediği toprakların her karışı Müslümanlarla meskun olan bölge. Kendilerine göre haritalar çiziyorlar. Topraklarımızı işgal etmek için “Nükleer” yalanı uyduruyolar, diktatör iftirası atıyorlar, olmaza iç savaş çıkartıp “Özgürlük” vaat ederek bizi parçalıyorlar. Hedefleri bölgemizde, sınırları Türkiye’nin de bir bölümünü kapsayacak şekilde bir “Deccal” devleti kurmak. Başımıza gelen musibetlerin ana kaynağı bu blok. İsimlerine; Siyonist, haçlı, evanjelist, tavistak, Mason diyebilirsiniz ama cisimleri, akılları bir bu katillerin. Amaçları uğruna dünyanın yarısını öldürebilirler.

 İslam alemi ise savunmasız, delik deşik. Zira lideri yok, Ümmet-i Muhammed’i tek vücut yapacak bir güç yok ama aday var. O aday da Türkiye... Yapmadığımız, yapamadığımız bir şeyden bahsetmiyoruz. Bu alçaklar yine beraberdi ama Osmanlı ve Selçuklu, Selahattin Eyyubi ellerini kırdı, fitneye izin vemedi, bölünmeyi engelledi. Bugün yine İttihad- İslam’ı gerçekleştirebiliriz. Batı Erdoğan ve Büyük Türkiye projesinden korkuyor. O yüzden PKK, FETÖ, DAEŞ, DHKP-C’yi üstümüze salıyor, saldırtıyor. O yüzden terör örgütlerine, CHP’ye, yalı aşiretlerine “Hayır” propagandası yaptırıyor. Cumhurbaşkanlığı sistemi Büyük Türkiye’nin yolunu açacak, Türkiye tarihi görevine dönecek. Parlamanter sistem ise onlar için Türkiye’yi idare etme yolu. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile doğacak Büyük Türkiye, onlara bu coğrafyada adım atma imkanı vermeyecek, darbeler yapamayacak, kuklalar atamayacak, işgal edemeyecek, terör örgütleri ile iş bitiremeyecekler. Bu şeytani ittifakı yıkmak için 16 Nisan’da “EVET”...  

 

***************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Boyun eğmeyen bir Türkiye için “Evet”

 Millete söz verdiği Anayasa için tek bir adım dahi atmayan, hatta milli bir Anayasa için başta Anayasa masasını dağıtmayı kendine görev bilen bir blok ile karşı karşıyayız. AK Parti ve MHP milli bir ittifak ile Anayasa hazırlayınca da ısıran, düşman kuvvetlerinin bile yapmadığı kürsü işgalini gerçekleştiren bir blok bu. Teklifin geçmesini engelleyemeyince FETÖ-PKK-HDP'yi yanına alan CHP "Hayırcı" başı olarak başladı iftira atmaya... Akıl almaz iddialarında biri de "Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni kendi için istiyor".. Soruyoruz, neden diye? Diktatörlük arzusu var diyorlar. Bu CHP'nin 67 yıllık paranoyası. Menderes'e, Özal'a diktatör dediler, Erdoğan'a da hakaret rekoru kırdılar. Bu kadar aciz bir muhalefet olamaz. Parlamenter sistem Erdoğan'a diktatör olma şansı veriyor, başlı başına 105. madde bile buna yeter. Ama Erdoğan, Türkiye'nin önünü açmak istiyor. Kendisini denetleyen, gerçekten çalışan bir Meclis ve yargı için çaba sarf ediyor. Ayrıca Erdoğan, diktatör olsa Parlamenter Sistem'de ona hesap soracak hangi mekanizma var? Yok. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise gereksiz yere kullandığı mendil için bile yargılanması söz konusu. Ayrıca şahıslar üzerinden tartışma doğru değil. Zira yeni sistem "Şahıslar üstü" bir Türkiye üzerine kurgulanmış. Parlamenter sistem de daima Erdoğan'lar beklemek zorundayız, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde bu sıkıntı yok çünkü politikalar kurumsallaşmış oluyor, koalisyon yok, siyasi kriz yok, darbeler yok. Sisteme uyan şahıslar var. Dolayısıyla Erdoğan bir devrime daha imza atmak için yola çıktı. 15 Temmuz'da vatanı kurtaran millet, 16 Nisan'da da memleketi "Meçhullükten" kurtarıp yolunu çizmek için "Evet" diyecektir....

NEDEN EVET? 

Sorumlu bir Cumhurbaşkanı için “Evet”

Adım adım 16 Nisan’a yaklaşıyoruz, AK Parti ve MHP kanadı 18 maddelik Anayasa değişikliği teklifinin özü, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin gerekçeleri, parlamenter sistemin Türkiye’nin ayağına vurduğu prangaları millete anlatmaya çalışırken, CHP ve FETÖ-PKK-HDP’den oluşan “Hayır”cı şer bloku, kara propaganda yaparak sistemi çarpıtma uğraşında. Ellerindeki söylemler ne? “Diktatörlük, tek adamlık geliyor, kimse onu sorgulayamaz, yargı kontrol altına girecek.” Aslında yaptıkları kara propagandanın tamamı parlamenter sistemin neden değişmesi gerektiğinin açık gerekçeleri. 1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanı’na verilen yetkiler, onu adeta dokunulmaz kılıyor. Yani cumhurbaşkanlarının her biri diktatör “Kenan Evren” yetkileri ile donatılmış. Hayırcı cephesinin savunduğu Anayasa’nın 105. maddesinin 2. fıkrasında “Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil yargı mercilerine başvurulamaz” şeklinde bir ibare var, dokunulmazlık, hesap vermezliğin, sorumsuzluğun delili. Anayasa kitapçığı ile ekonomiyi tepe taklak edip doğmamış yetimin hakkını yiyen, darbelere destek veren, siyaseti kilitleyen cumhurbaşkanları parlamenter sistemde “Vatana ihanet” dışında tüm suçlardan muaf, ayrıca bu sistemde cumhurbaşkanını yüce divana çıkarmak mümkün değil.

16 Nisan’da karar bağlayacağımız Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise adeta Cumhurbaşkanlığı’nın zırhı kaldırılıyor. Cumhurbaşkanı, sadece vatana ihanetten değil, işlediği ya da işlediği iddia edilen en ufak suçtan bile Yüce Divan’a sevk edilebilir. 301 milletvekilinin oyu ile soruşturma açılabilir, 401 vekilin oyuyla ise Yüce Divan’da yargılanma süreci başlar. Erdoğan, şeffaf denetlenebilir bir yönetimin önünü açtı. HSK’ya dönecek, HSYK’nın 7 üyesini Meclis, 4 üyesini sadece seçilmiş cumhurbaşkanı atayacak. Alın size denetim. Meclis’te AK Parti çoğunluğunun bulunması garanti değil. AYM üyelerinin görev süreleri zaten 12 yıl. Bugünkü 17 üyenin sadece 3’ü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanmış durumda ve diğerlerinin görev süresi de devam ediyor. 5 yıllık seçimler yargı bağımsızlığının teminatı. Halka barışık, hukuka uygun hükümet, cumhurbaşkanı için 16 Nisan’da “Evet”…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

7 Haziranlar’a geri dönmemek için “Evet”

1909’dan bu yana ayağımıza pranga olan parlamenter sistemin, neden Türkiye’yi taşımayacağını, hedeflerinden saptıracağını, güçlendiremeyeceğini anlamak için en yakın örnek 7 Haziran 2015. CHP, FETÖ, PKK, HDP el ele Türkiye’yi felakete sürükledi. Türkiye 13 yıl sonra ilk kez siyasi istikrarsızlıkla tanıştı. Siyasi istikrarsızlıktan yararlanan PKK, FETÖ’nün de yardımıyla Güneydoğu’nun birçok ilini hendek, barikat, bombalı tuzaklarla cehenneme çevirdi. Lojistik desteği FETÖ sağladı, PKK bomba patlattı. Camilerimiz kundaklandı, terörist
ler sivilleri kalkan olarak kullandı. Ekonomi tepe taklak oldu, Türk Lirası değer kaybetti, yatırımcı kaçtı, turizme darbe vuruldu. Alçaklar, Mehmetçiklerimizi şehit etti. Parlamenter sistem yüzünden Türkiye düşmanları, bu coğrafyada plan yapan ezoterik çeteler, süper güçler ne istiyorsa başımıza geldi. Parlamenter sistem devam ettiği sürece 7 Haziranlar’ın önüne kimse geçemez, proje partiler, terör yandaşları Meclis’e girer, topraklarımız üzerinde haritalar çizenlerin eli güçlenir. Örneğin 2. Sykes-Picot’ı gerçekleştirmek isteyenlerin başında gelen ABD, 2030 yılına kadar Türkiye’den toprak koparıp PKK devleti kuracağını ayan beyan ilan ediyor, parlamenter sistem ise bu hainliği, caniliği kolaylaştırıyor.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yse 7 Haziranları tarihi gömecek. Bu sistemde istikrarsızlık yok, bu sistemde koalisyon yok, bu sistemde otorite boşluğu yok, bu sistemde teröristler sokaklarda cirit atamaz, hatta nefes bile alamaz, bu sistemde terörist partiler doğamaz, bu sistemde FETÖ’ler bir daha oluşamaz. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet” demek Türkiye’yi ayakta tutmak demektir. Çünkü en az 5 yıl boyunca hiçbir aksaklık olmadan bizi yönetecek, devletin bekasını koruyacak, 80 milyonu arkasına alarak düşmanlarla çarpışacak bir cumhurbaşkanımız olacak. Cumhurbaşkanlığı Sistemi gelirse, toplumsal kaoslar bitecek. Türkiye, emperyalistlerin istediği gibi at koşturduğu bir ülke olmayacak. 16 Nisan’da “Evet” dersek Türkiye yolundaki engelleri kaldırma kudretine erişecek, tüm mazlum coğrafyaların sözcülüğünü, liderliğini üstlenecek. 16 Nisan’da “Evet” demek Türkiye’ye varlık, yokluk mücadelesinde destek olmaktır, onu zafere ulaştırmaktır…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Güçlü Meclis için “Evet”

 Meclis’in milleti temsil kabiliyeti, milletvekilleri ile milletin iletişimi, partiler ile milletin taleplerini, toplumsal sorunları dikkate alıp almadığı sürekli tartışma konusu. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise milletten kopuk Meclis’e karşı bize bir alternatif sunuyor: Milletin Meclisi. Parlamenter sistemde milletvekillerinin yetkisi yok; kavgalar, kürsü işgali, ısırmak, kendini kelepçelemeyi bile bu yetkisizlikte kendine görev edinen vekiller yok. Partilerin gösterdiği adaylarda belirli grupların temsilcisi, seçim dönemlerinde “esnafa” selam verip, Fatma annenin elini öpen tipten. Yetki kabine ve iktidar partisinin grubunda. Mevcut sistemde yasa tekliflerinin yüzde 90’ı Bakanlar Kurulu, yüzde 10’u ise AK Parti grubundan geçiyor. Diğer partilerin yasa yapma şansı yok, sadece itiraz edebilir ama yine de teklif yasalaşır. Bu da yasamanın, yürütmenin kontrolü altında olduğunun en büyük delili. Yürütme adım atmadan, yasama nefes bile alamıyor.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise kuvvetler ayrılığını tam anlamıyla sağlıyor. Yani Güçlü yürütme ve güçlü yasama. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, hükümetin elinden “Yasa çıkarma”, teklifte bulunma hakkını alıyor. 16 Nisan’da “Evet” çıkarsa, yasaları sadece ‘Milletin Meclisi’ yapacak. Meclis’in yasaları Cumhurbaşkanı’nın kararnamelerini bile düşürecek. Hükümetin getirdiği bütçe tasarısını Meclis oylayacak, beğenmediği yeri düzeltecek. Meclis tam manasıyla Cumhurbaşkanı’nı denetleyecek. Hatta gerekli durumlarda fesih bile edecek. 301 kişi ile soruşturma açabilecek, 402 kişi ile ise yüce divana sevk edilecek. Hükümet, Meclis’in içinden çıkmayacağı için partilerin vekil kriterleri de değişecek. Açıkça Anadolu’nun evlatlarına mebusluk kapısı açılacak. Yasama güçleneceği için Meclis’in ana gündemi milletin beklentileri, uzun süredir çözülemeyen sorunları olacak. Millet sadece seçim dönemlerinde hatırlanmayacak. Diğer yandan Cumhurbaşkanlığı Sistemi başta seçim barajı olmak üzere, birçok değişimi de dayatacak. Meclis’teki temsiliyet, fikir farklıkları, kısacağı Türkiye’nin zenginlikleri daha çok yer alacak. Parlamenter sistemin kalması durumunda ise güçlü Meclis ve denetleme mekanizmasından bahsetmek mümkün olmayacak…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Yenikapı ruhu için “Evet”

15 Temmuz 2016’da, tarihin en alçak casus örgütü, darbeci, hırsız, din düşmanı yapılanması FETÖ’nün işgal girişimine maruz kaldık. Hem de millete ait tanklarla, uçaklarla, silahlarla millete saldırdılar, çünkü o kadar alçaktılar. Memleket söz konusuydu, CIA’nın bölgedeki en büyük hücresi Türkiye’yi işgal edecek, iç savaş çıkaracak, sonra Sevr projesinin hayata geçmesi için ağa babalarını “Barış kuvveti” altında buraya çağırıp alenen topraklarımız gasp edecek, Türk milletini Anadolu’dan sürdürecekti. Suikast girişiminden kurtulan Erdoğan, yani Başkomutan, sırtını dayattığı millete “Vatanı kurtarın” talimatı verdi. 7’den 70’e milyonlar sokağa akın etti, şehit düştü, gazi oldu ama memleketi, namusunu çiğnetmedi. Türkiye artık düşmana karşı tek vücuttu, 80 milyonunun tamamı askerdi. 7 Ağustos’ta Yenikapı’da yapılan miting ise Türkiye’nin gücünün, milletin birliğinin, bu toprakların Türk milleti çiğnenmeden alınmayacağının, FETÖ ve benzeri terör örgütlerinin sahiplerine gösterildiği, adeta meydan okunduğu gündür. Yenikapı’da AK Partili, MHP’li, CHP’li, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, laik, muhafazakâr her biri vardı, onlara göre fay hattı olan ayrımlar, Yenikapı’da birleşti. Yenikapı Türkiye’nin asla yenilemeyeceğinin ilanıydı, tıpkı Çanakkale, Kut’ül Ammare gibi.

16 Nisan’da oylayacağımız Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde tamamen Yenikapı ruhunu, Türkiye’nin birlik fotoğrafını bozmamak için kurgulanmış neden? Yeni sistemde cumhurbaşkanı en az yüzde 51 oy almak, kısacası 81 ili kucaklamak, her kesimin elini sıkmak zorunda, bu da eşittir toplumsal uzlaşı demek. Başa gelen cumhurbaşkanı, millet ile gelip millet ile gideceği için millet ne derse onu yapmak zorunda. Bir diğer yandan Türkiye’de güçlü bir iktidar… Erdoğan olmasaydı 15 Temmuz başarılı olurdu. Ama güçlü yönetim, darbenin püskürtülmesinde kilit rol oynadı. 15 Temmuz FETÖ’cüleri dize getiren milleti, koordine eden güçlü hükümet Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile süreklileşecek. Parlamenter sistem ise Yenikapı ruhunun en büyük düşmanı, çünkü ayrımcılık, ideolojik bölünme dayatıyor. Türkiye böldürmemek, kardeşi kardeşe kırdırmamalarına izin vermemek için 16 Nisan’da “Evet”…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Yatırım ve istihdam için “Evet”

Türkiye, Erdoğan devrimi öncesi adeta 3. dünya ülkesiydi, her yönüyle dışa bağımlı, itaatkar yöneticilerin idare ettiği bir ülkeydi. Erdoğan sonrasında ise ekonomisi 3 kat büyüyen, yeri üretimlerinde çağ atlayan, mega eserler meydana getiren, enerji konusunda önemli hamleler yapan bir ülke haline geldi. Hedefimiz dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek, kısacası süper güç olmak. Bu hedefin parlamenter sistem ile ulaşmak mümkün değil. Parlamenter sistemde darbelerin önü açık, terörün rahat adım atabileceği, doğabileceği hatta büyüyeceği alanlar söz konusu, siyasi istikrar eğer bir Erdoğan çıkmazsa yok, kalıcı ekonomi politikası, üretimde yerlilik asla olmaz. Koalisyonların, toplumsal kaosun, terörün, cuntaların olduğu ülkelerin gelişmesini tarih henüz kaleme almamıştır. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Türkiye’nin hedeflerine ulaşması için önümüzü sunulmuş bir tarihi fırsat.

Çünkü koalisyon yok, Anayasa kitapçığı ile paramparça olan bir ekonomi yok, 17 aylık hükümetler yok, terör bitecek, toplumsal kutuplaşma büyük oranda azalacak, siyasi istikrarın, güçlü hükümetin düşmanlara karşı direnci artacak. 80 milyonluk Türkiye, iş gücü açısından yatırımcı bulunmaz bir nimet. Yani yatırımcının 1 verip 5 alacağı ülke Türkiye. Ama para ve dolayısıyla yatırımcı en başta güven ortamı ister. Eğer 7 Haziranlar, 15 Temmuzlar yaşanırsa yatırımcı gelmez, işsizlik oranı düşmez, üretim artmaz, küresel markalar meydana getiremezsin, borsan ayakta kalamaz, paranın değerini katlayamazsın. Eğer istikrara sağlayamazsan, üst aklın ekonomik operasyonlarına dayanamazsın, Gezi ile 17-25 Aralık ile, 15 Temmuz ile, Kobani ile, 7 Haziran ile sana diz çöktürebilirler. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle bir anlamda dünyayı felakete sürükleyen üst aklın Türkiye’yi durdurmak için kullandığı enstürmanlar yok ediliyor. 16 Nisan akşamı sandıktan “Evet” çıkarsa, 17 Nisan gününden itibaren yatırımcı soluğu Türkiye’de alır, çünkü güven ortamı olacak. Yatırımcı gelirse, işsizlik azalır, milli gelirin artar, kişi başı gelirin kısa vadede 15 bin doları bulur, yıllık büyüme ortalaman yüzde 6’ları çok rahat görür. Türkiye’nin kurtuluşu “Evet” demekten geçer.

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Abdülhamid Han’ın hesabını sormak için “Evet” 

Cihanın en büyük imparatorluğunun dağılmasında, İslam âleminin başsız kalmasında, insanoğlunun emperyalizm tarafından kuşatılmasında 31 Mart 1909 darbesi en kilit tarihtir. Yani son imparator, Alman Şansölyesi Bismarck’ın “100 gram aklın 90 gramı 2. Abdülhamid Han’da, 5 gramı bende, 5 gramı da diğer siyasilerdedir.” dediği Ulu Hakan’ın tahttan indirilmesi. O tarihten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Sözde özgürlük, demokrasi söylemiyle darbe yapan İttihat ve Terakki, imparatorluğu parçaladı. Emperyalistler kıtlıktan çıkmış it gibi topraklarımızı sömürge haline getirdi. O gün bugündür mazlumların yüzü gülmüyor, Abdülhamid ile birlikte adil düzeni de yıkan Batı ise hâlâ hüküm sürüyor. Bu makûs talihi değiştirmek, Ulu Hakan’ın hesabını sormak, adil dünyayı inşa etmek için bir şansımız var; o da 16 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı Sistemi referandumu. Vereceğimiz oy sadece 780 bin kilometrekareyi değil, tüm Müslümanlar’ı, zalimlerin zulmüne uğrayan tüm insanlığı bağlayacak. “Hayır” ise emperyalizme yardımcı olmak, bizleri katillerin vicdanına bırakmak olur, işgallere rıza göstermek, bölücü haritalara ses çıkarmamak anlamına gelir. Evet demek ise Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle ülkemizin ve dünyanın makûs talihi değiştirmek, Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın hesabını sormak, adil dünyayı inşa etmek için bir şansımız var. Davos Zirvesi’nde Erdoğan’ın Siyonistler’e meydan okuduğu “One munite”ı sürekli hale getirmek, düzeni değiştirmek için “Evet”…

 

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Avrupa Faşizmine Osmanlı tokadı için “Evet” 

AK Parti ve MHP’nin el ele, uzlaşı ile hazırladığı Cumhurbaşkanlığı Sistemi, içimizdeki terör örgütleri, bürokratik vesayet, tek parti hayali kuran CHP’nin dışında “ Küresel çeteleri” daha fazla korkuttu, ayan beyan titretti. FETÖ ve PKK barınağına dönen Avrupa, alenen faşizme teslim, Hitlerler, Mussolini’ler sardı etrafı, 2 dünya savaşı öncesine dönüldü. Fazişm, Adalet Bakanı Bozdağ ve Ekonomi Bakanı Zeybekci ile biter sandık ama daha da arttı. Önceki gün Hollanda, önce Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu’nun uçağını iniş izni vermedi, akabinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Kaya’nın kendi toprağımız olan Rotterdam Başkonsolosluğumuza girmesini son 30 metre kala engelledi. Bakan Kaya, 6-7 saat adım dahi attırılmadı, danışmanları ve yanındaki ekip gözaltına alındı, Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşan gurbetçiler, atlar, coplar, köpeklerle darp edildi, 21. Asrın büyük diplomatik skandalı yaşandı. Sözde demokrasi ve insan hakları payitahtı Avrupa’nın, Müslüman Türk düşmanı, Erdoğan düşmanı, faşizmi bürünmüş yüzüne tüm dünya tanıklık etti. Türkiye’nin haklı mücadelesini yürütmek için ilan ettiği OHAL’e tepki gösteren Hollanda, bir kadın bakanın korkusuyla 10 dakikada OHAL ilan etti. Faşizme karşı ne BM’den, ne AB’den, ne de AP’den hiçbir tkepki gelmedi, sanki hoşlarına gidiyormuş gibi.. Gidiyordu, zaten içlerindeki duyguları Hollanda dışa vurmuştu.

Almanya, Hollanda, Belçika, İsviçre, İsveç’in bu skandallarının ardından 16 Nisan referandumu çok daha fazla önem kazandı. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ismi bile onları korkuttu, neden peki? Çünkü Büyük Türkiye’nin, güçlü ekonominin, sivil bir anayasanın, milletin iktidar olacağının, içimizdeki piyonlarının yerle bir edileceğini biliyorlar. Avrupa’ya haddini bildirmek, faşizme karşı koyacak güçlü bir devletin temellerini atmak için “Evet.” Avrupa hayır cephesinde, zira parlamenter sistem ile Türkiye istedikleri zaman hizaya çekiyorlar, ancak Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde bu dönem kapanacak, Türkiye onları hizaya çekecek, küresel siyasete kalıcı şekilde entegre olacak. Vatan için, millet için “Evet”

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

İnsan eksenli dünya için “Evet” 

Dünya zulüm alıntıda, insanoğlu esir edilmiş durumda… Kim tarafından? ABD, İngiltere, Almanya, Rusya, Çin, İsrail, İran, Fransa… Bu devletlerin arkasında ki güçler, Siyonistler, Tapınakçılar, Haçlılar, Evanjelistler, tavistak, Illuminati ya da tüm şeytani ezoterik kuruluşlar, dünyayı teslim almış. İslam coğrafyasındaki tek görüntü kan, gözyaşı, katliam. İnsanlara köle edilmiş, kapitalizmin boyunduruğu altında. Emperyalistler istediği gibi at koşturuyor, soyuyor, soğana çeviriyor; itiraz eden, size ne oluyor diyen bir tek Erdoğan var. İstedikleri kadar terör örgütü kurup, işgal zemini hazırlıyor, şeytani planları için haritaları değiştiriyorlar, bizi bizimle vuruyorlar. 7 milyarlık insanoğlu, isyan ediyor ama yaptıkları sadece bir sessiz çığlık, sığınacak bir liman arıyorlar. Emevi, Abbasi, Memluk, Selçuklu ve Osmanlı gibi. Biz Müslümanlar hiç kimseye zulüm etmedik, adalet ile hükmettik fani dünyaya. Ama güç emperyalizme geçince girmedikleri ev, katletmedikleri, soymadıkları ırk, millet kalmadı. Türkiye, tıpkı ecdadı gibi yeniden adil bir dünya inşa etmeye talip. 16 Nisan’da adil dünyanın en kilit noktası. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçen Türkiye güçlenecek, ekonomik, aynı zamanda enerjiyi kontrol eden bir güç olacak, “Dünya 5’ten büyüktür” doktrinini gerçekleştirmek için adımlar atacak. Bunun açık delili faşist Avrupa’nın yaptıkları, terör örgütlerinin karşı çıkması. Avrupa bakanımızı esir tutuyor, sınır dışı ediyor, konuşturmalar yaptırmıyor, medyada sürekli “Diktatörlük geliyor hayır deyin” kampanyası yürütülüyor, emirlerindeki terör örgütleri “Hayır” cephesinde birlikte çalışıyor. Neden? Çünkü güçlenmiş bir Türkiye, onları nefesini keser, çıkarlarına darbe vurur, terör yaratamazlar, silah satamazlar, insanları sömüremezler, haritaları yeniden çizemezler, sömürü çarkı bozulur, fitneleri başarısız olur. Mesele bu kadar basit. 16 Nisan sadece Türkiye’nin insanlığın varlık mücadelesi. “Evet” diyen adil dünyadan, “Hayır” diyen emperyalistlerden taraf olur...

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Batı faşizmine teslim olmamak için “Evet”

Cephemiz genişliyor, Avrupa alenen topa girdi. Küresel terör adını verdikleri paralı canileri hezimete uğrayınca, Mehmetçik onları perişan edince, topu birden hamle yaptı. Almanya, Hollanda, İsviçre, Danimarka... FETÖ’ye, PKK’ya, CHP’ye salon var, bakanlarımıza yok; teröristler rahatça gezip, miting yapıyor, bizim bakanımız esir tutuluyor, gurbetçi Türkler atlarla, köpeklerle saldırıya uğruyor. 16 Nisan’ın bir ölüm kalım mücadelesi olduğunu, Batı faşizminin yaptıklarından görebilirsiniz. Batı, daima kaosla yönetebileceği, istediği zaman operasyon çekebileceği, toplumsal ayrışmayı sağlayabileceği, terörü görevlendirebileceği, darbe yapacağı, ekonomik buhran çıkaracağı bir Türkiye istiyor, tıpkı 93 yıldır olduğu gibi. Batı istiyor ki, Türkiye’nin iddiası, hedefi olmasın, 100 yıl önce koparıldığı topraklarına yüzüne dönmesin, İslam’ın sancaktarlığını yapmasın, dünyaya adil bir model önermesin. Saldırılarının, Hayır için çalışmalarının sebebi bu, Türkiye avuçlarından kayıp gidiyor. Cumhurbaşkanı Sistemi, Batı’nın Türkiye’deki ellerini kıracak, darbe yapamayacaklar, vesayetleri bitecek, işbirlikçi hükümet devri kapanacak, borsa oyunlarıyla diz çöktüremeyecekler, teröristleri bitecek, koalisyonlar olmayacak, ellerindeki bütün kartlar boşa çıkacak. Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile öz kimliğine dönecek. Emperyalizme karşı Suriye’den, Irak’tan başlattığı isyan bayrağını, başta tüm İslam coğrafyasına yayacak. Batı’ya tahakküm zihniyeti bitecek, el pençe durmak yerine “Siz kim oluyorsunuz” duruşu kurumsallaşacak, adil dünya için uğraşacağız, Batı bizim meselelerimizde “Çözüm” odağı olmayacak, kendi göbeğimiz bağını kendimiz kesecek güce ulaşacağız. Teknolojide savunma sanayiinde bağımlılığımız bitecek, yerli üretimde şaha kalkacağız. Batı’nın 200 yıldır sürdürdüğü saltanatı yerle bir olacak. Her şey 16 Nisan’a bağlı… Ya dimdik, kuvvetli, kudretli bir Türkiye meydana getireceğiz ya da onlar oyun kurup, bizi figüran edecekler…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Cuntaları, vesayetçileri bitirmek için “Evet”

Türkiye, askeri ve yargı vesayetinden, millet karşıtı hücrelerden çok çekti. 27 Mayıs, 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 darbeleriyle yılları çalındı, ülke hortumlandı; yetimin, 80 milyonun hakkı yendi, toplum birbirine düşman edildi. Türkiye’nin ayağına pranga vuran, ilerleyişini durduran cuntaların, bürokratik vesayetin CHP zihniyetiyle inşa edilen parlamenter sistem. CHP, en son 1946’da açık oy gizli tasnifle iktidar oldu ama 2011’lere kadar devlet mekanizması onlar için çalıştı. Tüm darbeleri Ke
malist cuntalar yaptı, CHP’nin inşa ettiği sistemden doğan alçaklar… Muhafazakar partileri (Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Fazilet) CHP’nin hakim olduğu bürokrasi kapattırdı, AK Parti’ye kapatma davası açtıran da o zihniyetti. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, 361 oyla cumhurbaşkanı seçtirmeyip, 367 krizi çıkaran da CHP’nin ürünüydü. Gladio’cu, NATO’cu, Kemalist, FETÖ’cü cuntaların tamamı parlamenter sistemde vuku buldu. Çünkü millet bu sistemde etkisiz eleman, sadece sandıktan sandığa oy kullanıyor, hükümetle
rin süresi ortalama 17 ay. Güçlü iktidarların çıkma şansız çok az parlamenter sistemde, bu sistem bürokrasinin seçilmişlere dayatmada bulunmasının önünü açıyor. Başörtü krizleri, ihaleleri hatırlayın, askeriyedeki Müslüman temizliğine de... Parlamenter sistemde bürokratik vesayet, seçilmiş başbakana “Omuz atacak” kadar güçlü, alçak… Millet hesabına çalışan bir bürokrasi oluşturmak mümkün değil bu sistemde. Parlamenter sistem tam da üst aklın “Türkiye’yi nasıl kilitler, engeller ve böleriz?” sorusunun karşılığı. Çünkü seçilmişlerle atanmışlar çatışıyor, seçilmişler kendi aralarında kitapçıklar fırlatıyor, fatura millete çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi bu kriz yumağını çözmek üzere önümüze sunuldu. Bu sistemin ana öznesi millet olacağı için, cuntalardan bahsetmek söz konusu değil, çünkü seçilmiş üstün olacak. FETÖ’ler, Kemalist cuntalar vücut bulamayacak, çünkü milletin seçtiği iktidar güçlü olacak. Türkiye eğer 16 Nisan’da “Evet” çıkarsa bir daha darbeler görmeyecek, paralarımız çalınmayacak, yalı aşiretleri devleti faiz ile sömüremeyecek. Karar bize ait...

NEDEN EVET?

Kanlı planları bozmak için “Evet”

Ortadoğu dünyanın, medeniyetin, insanlığın kalbi. Ama bu kalp bugün sadece acının, gözyaşının, bebek katliamlarının, terörün merkezi. Masumlar öldürülüyor, mallar, yeraltı zenginlikleri yağmalanıyor, işgaller sürüyor. Niye? Çünkü şeytani planların tamamı 3 Mart 1924’te yapayalnız bir başına bırakılan ümmet coğrafyası üzerinde… İlk olarak 200 olan devlet sayısını 600’e çıkarmak yani kabile devletçikleri inşa etmek istiyorlar hem de sadece 50-100 yılda. Neden? Arz-ı Mevud şizofrenisine kapılmış Siyonistler’e Büyük İsrail kurdurmak için… Türkiye, bu kanlı planların tam ortasında. Sevr projesi, 2. Sykes-Picot bize dayatılmak üzere, İslam coğrafyasında ayakta kalan devlet kalmadı. Türkiye son kale. Kabile devletleri oluşturmak isteyen güçler (Dış mihraklar) Türkiye’yi 5 parçaya bölmek istiyorlar. 15 Temmuz, Gezi bu yüzden yapıldı, Suriye, Irak bu yüzden işgal altında. Asıl hedef Türkiye. Bunu görmemek için kör olmak gerek. Devletimizi ayakta tutmak için tedbirlere başvurmamız, geliştirdiğimiz stratejileri uygulamamız gerekiyor. En büyük tedbir sistem değişimi. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Türkiye’nin bekasını teminat altına almak için yegâne yoldur. Ne alakası var demeyin? Parlamenter sistemdeki koalisyon, darbe, siyasi krizlerin tamamı dünyayı esir eden küresel çetelere yarıyor, Türkiye’nin elini kolunu bağlıyorlar, bölücü planlarında hızlanmak için ortam oluşuyor adeta, güçsüz, kendilerine engel çıkarmayan bir ülke yok karşılarında. 15 yılda, ellerini kollarını iyice bağladık, Erdoğan sayesinde, güçlü iktidar, siyasi istikrar sayesinde. Ekonomik ve siyasi adımlarımız oldu, o küresel çeteleri tehdit ettik, tedirgin oldular bizden ve daha da sertleştiler. Bugün hepsi AB, ABD, İngiltere, İsrail her biri parlamenter sistemi istiyor. Çünkü Türkiye onlar için kolayca parçalanmalı. Lakin Cumhurbaşkanlığı Sistemi milletten onay alırsa, değil bu ülkeyi bölmek ümmet coğrafyasında adım atamazlar, insanoğluna rol model olan bir güç ile karşılaşırlar. Olay bu kadar basit. Sistem değişikliği 18 maddeden ibaret değil, mesele devleti ayakta tutmak, batıla karşı hakkın sancaktarı olmak. Bu yüzden “Evet”, güçlü Türkiye için “Evet”, rol model olan bir Türkiye için “Evet”…

 

NEDEN EVET?

Ekonomik süper güç olmak için “Evet”

Türkiye jeopolitik konumu gereği, Avrupa ile Asya arasında hem ticari, hem siyasi hem de sosyolojik bir köprü. Altından daha değerli ecdadın bize vatan kıldığı bu topraklar.  Türkiye bir payitaht.  Bu payitahtın hedefleri var, küresel markalar oluşturmak, ihracatını tavan yaptırmak, kısacası dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek. Kolay hedef değil ama çok zorda olduğu söylenemez. Avrupa’nın en genç, en dinamik nüfusuna sahibiz, niteliğimiz her geçen gün artıyor, üniversitesiz tek bir şehrimiz kalmadı, devlet girişimcinin arkasında lakin bir problemimiz var. Devlet Planlama teşkilatının hazırladığı 5 yıllık planların tuttuğu, AK Parti hükümeti yada tek başına iktidarlar dışında mümkün gözükmemiştir. Çünkü, koalisyonlar, siyasi çatışmalar ve en karanlık tablo ekonomik krizler daima bizi buldu. Hepsinin kaynağı Parlamenter Sistem. Avrupa’da domino etkisi yapan 2008-2012 küresel buhranını hatırlayın, Türkiye’yi teğet geçti. Erdoğan vardı, siyasi istikrar, güçlü bir hükümet vardı. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, en zor şartlarda bile ayakta kalabilmek için oluşturulacak bir ekonomik sistemin yolunu açacak bize. Cumhurbaşkanlığı koltuğu bir gün bile boş kalmayacak, siyasi belirsizlik yaşanmayacak, koalisyonlar olmayacak, Cumhurbaşkanlığı Sistemi parlamenter sistemin tüm olumsuzluklarını silecek.  3 temel kazancımız var, istikrar, hızlı karar ve uzlaşı… Ekonomi de önemli olan güven ortamını sağlamaktır. 7 Haziran sonrasını unutmayalım, milyarlarca dolar para çıktı bu ülkeden, turizm dip yaptı. Niye Parlamenter Sistem yüzünden PKK’lılar Meclis’e girdi, Güneydoğu’yu viraneye çevirdiler.  Siz yatırımcı olsanız böyle bir ülkeye yatırım yapar mısınız? Asla. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde terör kökten bitecek, proje partileri olmayacak, cuntaların kökü kazınacak, bu sonuçlarda para girişini sağlayacak. Yatırım gelirse, istihdam artar, toplumun refahı yükselir bunu kalıcı hale getirmenin tek yolu da Cumhurbaşkanlığı Sistemi’dir. 16 Nisan’da “Evet” dersek, cihan-ı şümul bir devletin, ekonomik bir süper gücün temelini atmış olacağız.

****************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Mega projeleri sürdürmek için “Evet”

Türkiye, 3 Kasım 2002'den bu yana tarihi bir büyüme gerçekleştiriyor. Ekonomi 3 kat büyüdü, itibarımız katlandı, sosyal devlet anlayışında dünyaya rol model olacak atılımlar yaptık. Marmaray, Avrasya Tüneli, Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 3. havalimanı ile bize gıptayla bakar oldu emperyalist Batı zihniyeti. 100 yıl önce bağımızın koparıldığı kardeşlerimiz kurtuluş için yüzünü buraya çevirdi. Bu devrimler; Gezi, 17-25 Aralık, 27 Nisan e-muhtırası, 15 Temmuz işgal girişimine rağmen yaşandı. Nasıl? Sürekli istikrar, güçlü iktidar sayesinde. Dünya lideri Erdoğan ve tanklara göğsünü siper eden millet sayesinde. Hedeflerimiz var 2023-2053-2071... Kısacası küresel bir güç olmak isti
yoruz. Ama bu parlamenter sistemde mümkün değil. Zira parlamenter sistemde süreklilik yok, 10-20 yılık kazançlar 1 günde heba edilebilir, örnek darbeler ve Türkiye'ye kaybettirdikleri... Türkiye geriye gitmeyi, darbeciler, vesayet odakları tarafından esir alınmayı hak etmiyor. O yüzden bu sistem değişmeli, dünyanın yeniden dizaynı için Türkiye güçlenmeli. En büyük 10 ekonomi arasına girmeliyiz. Cumhurbaşkanlığı Sistemi eşittir, Büyük Türkiye... “Hayır” diyen devletin altına dinamit koyar; “Evet” diyen o dinamiti emperyalizmin altına döşer... Makûs talihi değiştirmek için “Evet”, darbeleri tarihe gömmek için “Evet”, milletin yönetiminde küresel arenaya açılan Türkiye için “Evet”, ümmet için “Evet”…

****************************************************************************************

NEDEN EVET?

CHP’ye iktidar kapısını kapatmak için “Evet”

CHP, bugün ağzımızdan düşürmediğimiz bir hakikat olan üst akılın en büyük projesi. Nedenini Üstad Necip Fazıl Kısakürek şöyle açıklıyor; “CHP bir parti değil. Türk’e dinini, dilini, ve özünü kaybettirmeye memur, bir katliam müessesesidir.” Üstad haklı, Osmanlı İmparatorluğu’nu Turgut Özal’ın deyimiyle “Bozuk para gibi harcayan”, Ulu Hakan Sultan Abdulhamid Han’ı Filistin’de bir Siyonist devlet için darbe ile indiren neredeyse tamamı Mason, İttihat ve Terakki’nin devamıdır CHP. Bin yıllık tarihimiz silmeye çalışmış, kültürümüze bizi yabancı etmek için çaba vermiş, İslam’ın sancaktarı olan milleti batıya esir etmiştir CHP. Türkiye’ye dikta tamını öğreten ve uygulayan partidir CHP. Bugün basın özgürlüğü deyip 1946’ya kadar tek muhalif partiye izin vermeyen, tek muhalife gazete açtırmayan, İstiklal Mahkemelerinde milli mücadele kahramanlarını bile üzerlerine zift sürerek katleden partidir CHP. Bu proje partisi, Türkiye’nin bir nebze özgürleştiği 1950’den bu yana iktidar olamamış, millet bunların kimliğini, yaptıklarını ve yapacaklarını biliyor. CHP adeta bir kabus. Parlamenter Sistem’de başa gelme şansları var, ya koalisyonla yada darbe ile… 7 Haziran’dan önce itiraf etmişlerdi, “ilk işimiz milli gazetelere el koymak olacak” diye. Buradan pay biçin eğer bir iktidar şansı bulurlarsa Türkiye’de nasıl bir kıyım yapacaklar. Cumhurbaşkanlığı Sistemi CHP ve zihniyetini öldürecek. Niye? Çünkü onlara göre millet, sadece çoban ve askerlik statüsü alabilir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ana özne millet, millete rağmen dönemi kapanıyor, milletin yüzde 51 oyunu alan iktidar olup, Türkiye’yi 5 yıl idare etme hakkına erişiyor. CHP, Anadolu’yu sevmez, kıyı kesimlerden dışa çıkamaz, İslam ile milletin değerleri ile barışamaz. Bu yüzden iktidar olma şansı yok, Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile koalisyon ihtimali de ortaya kalkıyor, bağırmalarının sebebi bu olsa gerek. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet” demek , üst aklın taşeronlarını yerle bir etmektir, din düşmanlarına iktidar kapısını kapatmak, milli değerlere sahip çıkmaktır, öz kimliğimizi savunmaktır.

 

 

 

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Küresel siyasette rol almak için “Evet”

Türkiye konumu, demografik, sosyolojik yapısı ve aynı zamanda tarihi rolü gereği dünya siyaseti açısından çok önemli bir ülke. Uzun bilimsel tanımlara gerek yok Selçuklu ve son imparatorluk Osmanlı’nın mirası üzerine kurulmuş. Dolayısıyla politikasını buna göre belirlemeli ve global anlamda adımlar atmalı. Ama ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2009 yılındaki Davos zirvesinde, Siyonizm’e karşı “One munite” çıkışına kadar küresel siyasette var olamadı, adeta bir kapalı perde ülkesi, Batı’ya el açmış, aman dileyen bir pozisyondaydı. Erdoğan’ın bir sözü var: “Artık hiçbir şey eski gibi olmayacak.”

O tarihten sonra evet hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Türkiye filizlendi, tarihi rolüne döndü, İslam’ın sancaktarlığını üstlenmek üzere hamleler yaptı. Balkanlardan, Tanzanya’ya kadar uzandı, Osmanlı himayesindeki hiçbir kardeş şehri yalnız başına koymadı, mazlumlara el uzattı. Zaten ondan sonra emperyalistler ve taşeronlar saldırmaya başladı, Gezi ile 17-25 Aralık ile 15 Temmuz ile tahtı sallandı emperyalizmin. Ama buradaki kilit noktayı unutmayalım. Güçlü lider, sürekli istikrar. Eğer bu iki kavram olmasaydı, asla Türkiye, bölgesel bir aktör olamazdı. Suriye masasından ABD’yi kovamaz, Fırat Kalkanı Harekâtı’nı düzenleyemezdik. Türkiye’nin küresel arenada hak ettiği bulunmamasının sebebi parlamenter sistem… Çünkü Türkiye’nin demokrasiyle tanıştığı 1950’den bu yana 48 hükümet işbaşına gelmiş, 17 ayda bir değişim yaşanmış, 10 yılda bir darbe ya da darbe girişimi olmuş,
terör hat safhaya çıkmış, ortalama 4 yılda bir ekonomik kriz yaşanmış, yani Türkiye’nin gözünü dışa çevirmesi için her türlü musibet başımıza gelmiş… Güçlü bir ülke inşa edilemediği için sanayide, eğitimde, kültürel yatırımda geri kalmışız, adeta 100 yıldır geriden geliyor. Niye? Çünkü kaosun babası parlamenter sistem var. Şayet, cihan-ı şümul bir devlet istiyorsak; onu güçlendirmeyiz, hem siyasi hem ekonomik olarak... Bunun için de istikrar ve güven ortamı lazım yani Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne “Evet” demek şart…

****************************************************************************************

NEDEN EVET?

Diktatörlük kavramını ortadan kaldırmak için “Evet”

Hayırcı blokun başı CHP ve Büyük Türkiye korkusuyla tir tir titreyen Avrupa, gerek açıklamalar gerekse medya yoluyla Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile birlikte tek adamlığın yani “diktatörlüğün” geleceğini söylüyor; Türk milletinin üzerinde kara propagandayla baskı kurmaya, kafaları bulandırmaya çalışıyor. Gerçek öylemi? Asla değil. Mevcut sistemde Cumhurbaşkanının yetkileri Anayasa’nın 101. ile 106. maddeleri arasında anlatılmıştır. Mevcut sistemde cumhurbaşkanı inanılmaz derecede yetkili ve hukuka karşı sorumsuzdur. 105. maddenin 2. fıkrasında,“Cumhurbaşkanı’nın resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil yargı mercilerine başvurulamaz.” Deniliyor. Cumhurbaşkanı istediğini yasak edebilir, hiçbir kararı denetlenemez, iptal edilemez. İstediği an hükümet krizi çıkarabilir, Meclis’i feshedebilir, bunlar çok açık. Belirttiğim maddelerin okunması yeter. Parlamenter sistem diktatörlerin için biçilmiş kaftan. Hitler ile Mussolini de parlamenter sistemden çıkmıştı. Cumhurbaşkanlarımıza bakalım… İsmet İnönü bir diktatördü, Celal Bayar 31 Mart darbesinin en kilit adamlarındandı, Cemal Gürsel diktatördü, Cevdet Sunay askerdi. Kenan Evren’i zaten tartışmaya gerek yok, 16 yaşındaki çocukların mahkeme kararıyla yaşlarını büyültüp asan bir zalimdi. Demirel belki sivildi ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük darbesi olan 28 Şubat’ı yaptırdı.Burada şahıslar değil milletimiz bin yıllık kimliği hedef alındı. Saydığım isimler hangi sistemte başa geldi? Parlamenter sistemde...

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde sorumlu, hesap sorulabilir ve yargılanabilir bir cumhurbaşkanı seçeceğiz. Yeni sistemde hükümet artık yasa yapamayacak, Meclis’i baskı altına alamayacak ve kafasına göre bütçe belirlemeyecek… Meclis, 301 oyla soruşturma başlatıp, 402 oyla Yüce Divan yargılaması yaptırabilecek. Mevcut sistemde sıradan milletvekillerini bile yargılayamıyorsun, çünkü yetkiler iç içe geçmiş. Meclis, seçimleri yenileme kararı da alabiliyor. Kısacası Cumhurbaşkanını ve kabinesini denetleyecek her türlü enstrüman Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde var. Aynı zamanda 5 yıllık sürede diktatörlüğün gerçekleşebileceğini dile getirmek bile bence akıl zoru. Milletin seçtiği diktatör olmaz...

****************************************************************************************

NEDEN EVET?

Gönül coğrafyalarını kucaklamak için “Evet”

Kimiyle 400, kimiyle 500, kimiyle yaklaşık 600 yıl birlikte yaşadığımız Balkanlar, Ortadoğu ve Afrika ile bağımız 108 yıl önce koparıldığı, tam manasıyla ise 1924’ten bu yana kardeşlerimizden bihaber yaşıyoruz. Bizim ecdadımız hükmettiği 22 milyon kilometre kare toprağa adalet ile hükmetti, zulme izin vermedi, ayrımcılığa, ırkçılığı daima karşı çıktı. Ama 19. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan işgaller, Fransız ihtilalinin “Milliyetçilik” akımına dönüşüp bu coğrafyayı yaktı, kırdı, geçirdi. Osmanlı’dan kopan toprak parçalarının hiç birinde huzur yok, refah yok, fakirlik yaygın, suç oranları çok yüksek, insanlar mutsuz. Nerede Türk bayrağı görseler başlarlar ağlamaya, davet ederler bizi, “Çok geç kaldınız” diye isyan ederler. Türkiye Erdoğan’a kadar içine kapandı, kapattırıldı. Bu buhranın, geri kalmışlığın, aslında kapana kısılmanın en büyük nedeni parlamenter sistem. 17 aylık ortalama ömrü olan hükümetler ne iş yapabilir? İhracatı mı artırırlar? Eğitime mi yatırım yaparlar? Hiçbir şey yapamazlar. Çünkü ömürleri kısa, zemin çok kaygan. Koalisyonların yaşandığı ülkenin gelişmesi mümkün değil, darbelerin yaşandığı bir ülkenin kabuğunu kırması olanaksız, istikrarı olmayan bir ülkenin ekonomik olarak büyümesi hayal bile edilemez. Bürokratik vesayetin hakim olduğu bir ülkenin küreselleşmesi ve dünyaya teklif vermesi mümkün değil. Dolayısıyla bu sistem devam eder, Türkiye krizden krize koşarsa kardeş coğrafyalar yine yapayalnız kalır. Kardeşlerimizi emperyalizmin kirli emellerine teslim etmiş oluruz. 16 Nisan bu yüzden çok önemli. Vereceğimiz karar sadece 80 milyonu değil, İslam âleminin tamamını, batının vahşetiyle boğuşan tüm mazlum coğrafyaları da etkileyecek. Eğer “Evet” dersek güçlü Türkiye’nin, kardeş coğrafyaları ile bir araya toplayacak Türkiye’nin temelini atmış olacağız, Batı’yı tehdit eden, ondan medet ummayan, o köhne zihniyete karşı insanlığı adil düzene çağıran Türkiye meydana getireceğiz. “Evet” diyen Üsküp’ü sefaletten, Kudüs’ü işgalden, Suriye’yi bölünmekten kurtarır. Önce ümmet, kararımız “Evet”…

****************************************************************************************

NEDEN EVET?

Muhalefeti adam etmek için “Evet”

Muhalefet demeye bin şahit CHP’den bahsediyorum. Türkiye’yi geriye götüren darbelerin, toplumsal krizlerin, bürokratik vesayetin, siyasi kast sisteminin ana nedeni CHP. Türk milletinin bin yıl boyunca kanıyla, canıyla muhafaza ettiği değerlere düşman, proje partisi CHP. Dünya yüzünü Doğu’ya dönerken, Türkiye’yi kardeş coğrafyalardan koparan, Batı’ya mahkûm eden CHP. Devletin sahibi olan milleti sadece çobanlık ve askerliğe layık gören CHP. Devleti bürokratik vesayetin dışında yalı aşiretlerinin kontrolüne veren, tüm para operasyonlarını da destekleyen CHP. Ortaköy-Bebek-Cihangir’deki dönmeleri Anadolu’nun evlatlarına karşı üstün gören CHP. Dine savaş açan CHP, Mimar Sinan’ı kafatasını kaybeden CHP. CHP’yi say say bitmez, dünyanın hiçbir ülkesinde topluma bu kadar yabancı, yoz bir muhalefet partisine rastlamak mümkün değil. Parlamenter sistem CHP’nin mevcut yobaz kimliğini korumasını sağlıyor. Mantıkları şu: “Kıyılara gider iki merhaba deriz, nasıl olsa yüzde 25 alırız.” “Bürokratik vesayet bize çalışıyor, para oligarkları bizden taraf darbe olursa belki iktidara geliriz, koalisyonda da ortak olabiliriz” gibi mantıkları var. Cumhurbaşkanlığı Sistemi bu ihtimallerin tamamını ortadan kaldırıyor. Darbe olmayacak, bürokratik vesayet tarih olacak, pijama ile başbakan denetleyen para oligarkları yerinden kıpırdamayacak. Sonucu millet tayin edecek, millet dümenin başına geçecek. CHP’nin iktidar şansı kalmıyor, ideoloji ölüyor bu bağlamda. Çünkü onlar Anadolu’yu istemiyorlar, Hasan’ın devleti yönetebileceğine inanmıyorlar, Hans onlar için daha muteber. Lakin CHP’nin tek bir şansı var. O şansı da Cumhurbaşkanlığı Sistemi veriyor, aslında dayatıyor. Milletten özür dileyip, 81 ili karış karış gezer, milletin değerlerine sahip çıkar, onları koruyacağının sözünü verirse bambaşka bir CHP çıkar ortaya, yoksa kaybolup giderler. Hem Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde gerçek muhalefeti doğuracak. Kulağını Batı’ya değil, millete vermiş, onun için şikâyet eden bir muhalefet. Siyasetin dinamizm kazanması, millet düşmanı partilerin rafa kalkması için “Evet”…

*****************************************************************************************

NEDEN EVET?

Meclis’e yetki vermek için “Evet”

AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin birlikte hazırlayıp millete getirdiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı kara propaganda yürüten CHP’nin başını çektiği hayırcı cephe günde 50 defa “Meclis yok edilecek, kaldırılacak” gibi masal tekrarlıyor. Gerçekte öyle mi? Asla...

Parlamenter sistemde Meclis’in yetkisi ne ki? Yetkileri kaldırılsın! Parlamenter sistemde milletvekillerinin, yani milletin seçtiği temsilcilerin hiçbir yetkisi yok. Yasaları kim yapıyor? Hükümet. Yasa tekliflerinin yüzde 90’ını kabine, yüzde 10’unu ise AK Parti grubu verebiliyor, AK Parti ne isterse yasalaştırabiliyor. Milletvekilleri, genellikle “El kaldırma” işlemi yapıyor ya da sadece oy kullanıyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise kuvvetler ayrılığı sağlanıyor. Artık yürütme (Hükümet), yasamaya (Meclis) müdahale edemeyecek. Hükümet yasa teklifi veremeyecek, yasaların tamamı Meclis tarafından yapılacak. Hükümet sadece bütçe teklifi sunacak, onda da Meclis istediği değişimi yaptırabilecek.

Sizce hangisi daha yetkili? Daha bitmedi. Cumhurbaşkanının KHK yayınlama hakkı varama Meclis aynı konuda yasa yaparsa, cumhurbaşkanının kararnamesi otomatik olarak düşecek. Meclis, cumhurbaşkanı ve kabinesine istediği soruyu yöneltecek.

Eğer hükümet Türkiye’yi doğru yönetmezse, hukuk dışına çıkarsa Meclis’in yine müdahale hakkı var. 301 vekilin oyu soruşturma açmak için yeterli, 401 ise Yüce Divan yolu. Bundan ala bir şeffaf, denetlenebilir bir siyaset ürünü olabilir mi? Keza vekil sayısı da artacak. 550 olan sayı 600’e çıkacak, milletin temsil oranı artacak. Buna da itiraz ediyorlar, peki muasır medeniyet olarak tanıttıkları batı ülkelerinin kaç vekili var? CHP’nin kapanacak, yetkileri alınacak dediği Meclis’in yeni sistem ile birlikte seçimi yenileme hakkı bile var.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Meclis’i çok sesli, çok renkli bir hale getirecek. Neden? Çünkü “Evet” çıkması durumunda, Türkiye’nin artık bir seçim barajına ihtiyacı olmayacak, zira hükümet Meclis’ten çıkmayacak, doğrundan millet tarafından seçilecek. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Meclis’in yetkilendirilmesi için “Evet”…

***************************************************************************************

NEDEN EVET?

Para oligarklarına boyun eğdirmek için “Evet”

İnsanlığı zulme mahkum eden, kan ve gözyaşı üzerinden para kazanAn, ekonominin yüzde 70’ini tekel altında tutan bir çete var. İster Soros deyin, ister Rockefeller, ister Rotschild deyin bunlara. Bu şeytani yapılanmanın tüm ülkeler de Türkiye’de de hücreleri var. Abdülhamid Han’a darbe yaptıran, 1960 darbesinin cuntayı yönlendirip, Menderes’i idam eden, 1980’de sokak olaylarını tezgahlayan, 28 Şubat’a alenen İslam’a savaş açan, sonra bankaları boşaltan, Ahmet Necdet Sezer’e kitapçık fırlattırıp, yetimlerin malını söğüşleyen bir hücre bu. Bu hücre gazete manşetleri ile hükümetler deviren, borsada istediği operasyonu yapan, terörü finanse eden bir yapıya sahip. İşte yeni Türkiye mücadelesi en başta bu yapı ile veriliyor, Türkiye bağımsızlık için İstiklal Savaşı veriyoruz. 16 Nisan’a boşuna dönüm noktası demiyoruz. Parlamenter Sistem bu oligarklarını işine geliyor. Eğer 16 Nisan’da sandıktan “Evet” çıkarsa faiz lobisinin Türkiye’deki eli ayağı kırılacak, hükmü bitecek, artık bu millete operasyon çekemeyecek, yeni Gezi’ler yaptırımayacaklar. Eğer “Evet” dersek Abdülhamid’in, Menderes’in, Erbakan’ın hesabını para oligarkalırandan soracağız, millet daima iktidar, bunlarda millete selam duracak selam…

 

*****************************************************************************************

NEDEN EVET?

Ekonomik reformlar için “Evet”

Türkiye çok avantajlı bir ülke, gerek konumu, gerekse genç nüfusu ile… Adeta bir finans, ekonomi üssüyüz, enerji merkezi olmaya adayız. Lakin altından daha değerli olan Türkiye, hak ettiği yerde değil, en azından bir Japonya olması gerekirken, hâlâ dünyanın en büyük 16. ekonomisi. Peki bu başarısızlığını sebebi ne? Tabii ki 16 Nisan’da tarihe gömeceğimiz parlamenter sistem. Türkiye en hızlı kalkınmalarını Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi. Yani, sürekli istikrar, tek başına iktidar dönemleri. Türkiye bu 4 partinin hükümet etme sürelerinde ekonomik olarak gelişti, dış dünyaya açıldı, ihracat rakamlarını katladı, dış politikada etkin bir yol izledi. Lakin Türkiye’de 1950’den bu yana tamı tamına 48 hükümet görev başına geldi. Peki dış ülkeler ya da vesayetin bize muasır medeniyetler olarak gösterdiği ülkelerde durum neydi? İngiltere’de 67 yılda 15 hükümet, Almanya’da 24 hükümet, ABD’de 17 başkan, Fransa’da 11 cumhurbaşkanı göreve geldi. Batı sürekli istikrar ile yürüdü, biz ise istikrarsızlıkta yüzdük, kaos ile boğulduk. Onlar sanayi ve teknoloji de çağ atlarken, buluş üstüne buluş yapar, dünyayı bir pazar haline getirirken, biz darbelerle, koalisyonlarla, cumhurbaşkanı ve başbakanlar arasında yaşanan kavgalarla, ekonomik krizlerle uğraştık. Onların ekonomileri sürekli büyürken, biz “Acaba hükümet kurulur mu?” diye düşündük, toplumsal kaoslarla uğraştık. Bunların hepsinin sebebi parlamenter sistem. AK Parti hükümetiyle Türkiye şaha kalktı, sürekli istikrar ve güçlü hükümet sayesinde. Büyüme oranlarında rekora imza attık, Avrupa’nın beli bükülürken, tarihin en büyük ekonomik krizi bizi teğet geçti. AK Parti, Gezi’ye, 17-25 Aralık’a, 15 Temmuz ihanetine, küresel terör saldırılarına bile direnecek bir ekonomi meydana getirdi. Sadece 7 Haziran’da bu ülkenin en az 200 milyar doları buhar oldu. Sistem değişimi şart. Hedeflerimiz var, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek, kişi başı gelir 25 bin doların üzerine çıkarmak, ihracatta 500 milyar doları aşmak. Bunlar hayal değil ama her şey koalisyonları, darbeleri, çift başlı krizleri, istikrarsızlığı bitirecek Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne bağlı. “Evet” dersem Türkiye süper güç olacak, “Hayır” kararı ise Türkiye’yi mutlaka bir gün IMF’ye muhtaç edecek...

*****************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Vatanın bütünlüğü, milletin birliği için “Evet”

15 Temmuz’u unutmayalım, unutturmayalım.  FETÖ, 15 Temmuz’da Türkiye’yi işgal edip, iç savaş çıkarmaya, sonunda da emperyalistlerin Sevr projesini uygulamayı planladı. Lakin Türk milleti, Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle darbecilere darbe yaptı, göğsünü siper ederek vatanı kurtardı. Bu tehlikeler geçmiş değil, ilk te olmadı, son da olmayacak, türlü türlü hesaplar yapılıyor üstünde… 16 Nisan Türkiye’yi bütün hale getirmenin, düşmanın kolunu kanadını kırmanın zamanı… Eğer 15 Temmuz günü Erdoğan,  AK Parti tek başına ülkeyi yönetmesi, uyum olmasa ne olurdu?  Eğer 7 Haziran gibi bir tablo olsaydı önümüzde FETÖ’cüler bu ülkeyi teslim alır ve topraklarımızı paramparça ederdi.  PKK, FETÖ, DAEŞ, DHKP/C ya da ismi cismi belli olmayan ne kadar terör örgütü varsa bugün vatanımıza saldırıyor. Bu alçak terör örgütlerini kuran ülkeler vatanımızın üzerinde 100 yıl önce olduğu gibi yine haritalar çizmenin peşinde, Türk milletini Anadolu’dan sürmek istiyorlar. Hollanda faşizmi, Alman Nazizm’i ile gazâdayız. AB bize cephe almış durumda, BM desen artık kınamayı bile unuttu, ABD terör örgütleriyle İslam topraklarını parçalayan ülke… Anlayacağımız o ki, Türkiye’nin bu coğrafyada yaşaması için güçlü olması gerekir. Darbelerin kronikleştiği, ekonomik krizlerin normalleştiği, siyasi krizlerin sürekli yaşandığı, Anayasa kitapçıklarının havada uçuştuğu,  toplumun ötekileştiği parlamenter sistem sadece Türkiye’nin üzerine hesabı olanlara yarar. Türkiye kolay kolay teslim alırlar, istedikleri zaman kafeslerler, istediği operasyonu çekerler, fitne sokarlar, kardeşi kardeşe kırdırırlar. Biz güçlü olmayız, Çanakkale, Yenikapı ruhunu korumalıyız. Nasıl? Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde darbeler olmayacak, koalisyonlar yaşanmayacak, cumhurbaşkanı ile başbakan kavgaları gibi bir durum yok. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile sürekli istikrar, toplumsal uzlaşı, düşmana karşı birlikte direniş, adım adım süper güç olma yolunda yürüyen bir Türkiye olacak…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Yavuz’un yolundan gitmek için “EVET”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün Sarıyer’de CHP’nin kurduğu “Hayır” standını ziyaret etti. Çok şık, zarif ve bütüncül bir görüntüye imza attı. Sordu CHP’lilere “Niçin ‘Hayır’ diyorsunuz?” diye. CHP’liler ne dedi? “3. köprüye Yavuz Sultan Selim’in isminin verildiği için ‘Hayır’ diyeceğiz.” Baksana sen şu zihniyete. Yavuz Sultan Selim kim? İlk Türk İslam halifesi, 8 yıl tahtta kalmasına rağmen Mercidabık ve Ridaniye, aynı zamanda Çaldıran zaferleriyle Ortadoğu’nun 500 yıllık siyasetini şekillendirmiş bir şahsiyet, İslam’ı fitneden kurtaran bir kutlu padişah. En önemlisi de İki kutsal caminin hizmetkârı. Yani Kâbe ve Mescid’i Nebevi’yi koruyan bir lider. Tarihimizin en şahsiyetli isimlerinden biri. Yavuz’a karşı çıkanlar, Abdülaziz’i katleden, Abdülhamid’e darbe yapan zihniyetin taklitçisi, varisidir. Halifelerimizi hedef alarak iz kaybettiriyorlar ama asıl hedefleri yüce dinimiz İslam. Hayırcı cephe, İslam’a düşman, tarihi değerlerimize düşman, Müslümanlar’ın birliğine, dirliğine düşman. Çok kolay bir hesap yapalım. Türkiye’yi IMF’ye ipotekleten, AB’nin ABD’nin önünde el pençe divan duran, İslam’a savaş açan, Batı’ya tahakküm zihniyetini dikta eden, memleket için tek bir taş bile koymayan “Hayır”cılar değil mi? Bunu hangi sistemle yaptılar parlamenter sistemle… Bu sistem “Hayır”cılar, yani başını CHP’nin çektiği şer blokunun kaoslarla Türkiye’yi yönetmesi, istediği zaman yönetime el koyması için inşa edildi… Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise tarihine, milletine yabancı, taklitçi zihniyete sahip bu parti ve yoldaşlarının sonunu getirecek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde milletin istemediği hiçbir şey olmayacak. Onların nefret ettiği Yavuz’lar, Abdülaziz’ler, Abdülhamid’ler seçeceğiz yeniden. Eğer “EVET” dersek, Türkiye’de artık darbe olmayacak, koalisyon yaşanmayacak, vesayet yaşamayacak, dış müdahale dönemi bitecek, IMF kapıdan giremeyecek. Terör örgütlerinin, Batı’nın bize saldırmasının sebebi bu. Eğer “EVET” dersek asrın en büyük devrimini yapacağız. Hem kendimizi hem insanlığı kurtaracak bir devletin temelini atacağız. Tabii ki EVET…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Mazlumların umudunu yaşatmak için “Evet”

Geçmişi 600 küsur yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun şanlı tarihiyle örülü Türkiye’nin içine çekildiği yüzyıllık uykusundan uyanması Batı’nın en büyük korkusu oldu.

93 Harbi’yle (1878 Ayestefanos) Osmanlı’dan bu yana Anadolu toprakları üzerine çelikten bir vesayet elbisesi giydirildi. Dahası topyekûn Batı’ının sistematik çabalarıyla vesayet elbisesi içindeki dev afyonlanarak uyutuldu. Zira İslam coğrafyası ve Osmanlı bakiyesi topraklarda bütün sömürülenlerin biricik umudu olan devin uyanması kan emici vampirlerin
sonunu getirebilirdi.

Bununla da yetinmeyen Batı’nın efendileri, özel çabalarla hafızasını sildikleri devi kontrol altında tutmak için bünyesinde yaşattığı bütün acılara rağmen adına darbe denilen iğneleri hünerle enjekte etti.

Bu yönüyle bakıldığında 1876 Avni Paşa Darbesi ile zemini hazırlanan vesayet, 31 Mart Vakası, I. Meclisin Tasfiyesi, 1960, 1970, 1980, 28 Şubat, Gezi olayları, 1725 Aralık operasyonları ve en nihayetinde 15 Temmuz Batı’nın Anadolu kıtası üzerinde kurmak istediği hegemonyayı devam ettirme eylem ve girişimlerinin sonucu oldu. Özellikle bu darbeler üzerinden vesayet bir örümcek ağı gibi devlet kurumlarına hâkim kılındı. Oligarşik bürokrasi düzeni içinde halkın oy vererek yönetime getirdiği siyasilerin ömürleri de kısa oldu. Kimi idam sehpasında sallandırıldı kimi zehirlenerek suikasta kurban gitti kimi ise sudan sebeplerle 6 ay dolmadan hükümetten indirildi.

Bugün başta Almanya olmak üzere İngiltere, Hollanda, İsviçre, Norveç ve daha birçok Avrupa ülkesinin 16 Nisan referandumu öncesi Türkiye düşmanlığı üzerine kurulu tavır ve tutumlar sergiliyor. Çünkü geçmişi milyonlarca insanın canına mal olan dünya savaşları ve katliamlarla dolu Batı, sömürgecilik yaptığı topraklarda mazlumların sesi, soluğu, koruyanı ve kollayanı olacağını bildiği güçlü bir Türkiye istemiyor.

Dolayısıyla yüzyıllardır Batı’nın sinsi planlarla üzerimize giydirdiği çelikten vesayet elbisesini delmek için “Evet”… Oligarşik bürokrasiyi yıkmak için “Evet”… Tarih şuuruyla yeniden dirilmek için “Evet”… Mazlum coğrafyaların sesi, soluğu olmak için “Evet”…

****************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Milletin adamlarını yedirmemek için “EVET”

Türkiye’yi kalkındıran, geliştiren, yerlileşmeye yatırım yapan, sosyal devlet anlayışını sergileyen, etkin bir dış politika izleyen, gönül coğrafyaları ile köprüler kuran, emperyalizmi karşı “One munite” diyen her milli lider büyük bedeller ödedi. Türkiye’ye demokrasiyi getiren Adnan Menderes, muazzam bir ekonomik atılım yaptı, piyasaları hareketlendirdi, makineleşme devrimine imza attı, Türkiye’yi avucunda tutmak isteyen milyarderlere kafa tuttu, sonunda ipe götürüldü, milletin ilk adamı idam edildi. Turgut Özal, devleti sivilleştiren, bürokratik vesayete ve para oligarklarına karşı ciddi manada savaş açan ilk lider. Onun döneminde biz Musul’u, Kerkük’ü hatırladık, terörü bitirmeye ilk o uğraştı, kimlik ayrımına yönelik ilk mücadeleyi verdi ve bunun bedeli ağır oldu. Milletin 2. Adamı Turgut Özal hala daha kimler tarafından yapıldığı ortaya çıkarılamayan suikast sonucu şehit edildi. Peki ya yerleşik, statükocu düzene karşı isyan hareketi olarak iktidara gelen Erbakan? Havuz sistemi ile faiz lobisine büyük darbe vurdu, emperyalist G8’e karşı Müslüman ekonomi birliği D8’i kurdu, askeri ihaleleri İsrail’e vermedi, ilk denk bütçeyi hazırladı, memuru, emeklisi, işçisi onunla birlikte kazandı. Tabi bu devrimlerde İslam’a savaş açılan 28 Şubat darbesini getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bürokratik vesayet, faiz lobisi ve terör örgütlerine karşı direnebilen tek lider. 27 Nisan E-muhtırası, kapatma davası, 7 Şubat ihaneti, 17-25 Aralık darbe girişimi, 15 Temmuz işgal girişimi, onlarca suikast tertibine rağmen Erdoğan yıkılmadı, çünkü millet ile birlikte dimdik durdu. Bunca saldırıya rağmen de “One Munite” dedi, “Dünya 5’ten büyüktür” sözü ile dünya düzenini değiştirmeyi teklif etti. Peki nasıl? Güçlü lider, güçlü iktidar ve millet ile yükvücut olması sayesinde. 16 Nisan bu yüzden önemli. Millet yönetimine el koyacak, milletin adamlarına darbe yapılamayacak, milletin seçtiği kişi dünyaya teklif verecek güçte olacak, bürokratik vesayet bitecek, terörün kökü kazınacak. “EVET” demek Türkiye’nin kurtuluşu olacak.

 

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Kardeş kavgasını önlemek için “EVET”

Türkiye, CHP hegemonyasındaki parlamenter sistemle yıllarca kutuplaşıldı. Millet ve devlet şuurundan önce ideolojiler ön plana çıkarıldı. Mimar Sinan'ın kafatasını bile “Türk mü?” diye bakmak için alıp kaybeden CHP, inşa etti bu sistemi. Hükümet krizleri, istikrarsızlık sonrası oluşan ekonomik buhranlar, milletin hor görülmesi zenginliklerimizi zaaflarımıza dönüştürdü. Türkiye'nin üzerinde şeytani planlar çiziliyor. Bin yıllık kardeşleri birbirlerine kırdırmak istiyorlar. 15 Temmuz'da yapılmak istenen buydu. FETÖ iç savaş başlatacak, akabinde barış gücü adıyla topraklarımıza girecek olan NATO, Türkiye'yi ortadan kaldıracaktı. Hem terörü hem toplumsal kutuplaşmayı toptan bitirmek için önümüzdeki fırsat 16 Nisan...

Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nde seçilecek cumhurbaşkanının en az yüzde 51 oy alması gerekeceği için toplumsal uzlaşı sağlanmış olacak, Ahmet Amca, Ayşe Teyze iktidara taşınacak. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile yakalanacak sürekli istikrar ve sistemin hızlı karar mekanizması terörle mücadeleye can suyu olacak. Hainler bırakın bölücülük yapmayı saklanacak in bile bulamayacaklar. Devlet emin ellerde olacak.  Diğer yandan büyük bedeller ödediğimiz çift başlılık ortadan kalkacak. Evet demek büyük Türkiye demektir, milletin birliğini sağlamaktır…

 

NEDEN EVET? 

200 yıl sonra bağımsızlık için “EVET”

1839’dan beri saldırı altındayız, topraklarımız parçalandı, ekonomimiz delik deşik edildi, 624 yıllık imparatorluğumuzu hem ekonomik hem askeri hem de siyasi operasyonlarla yıkan haçlılar, bizim bir daha ayağa kalkmamamız için çok oyun tezgahladı. En başta milletin, devletten uzak tutulması, millettin üstünmüş gibi gösterilmesi. Türkiye’de uygulanan Parlamenter Sistem’in milleti unutan, sadece askerlik ve çobanlık vazifesi veren bir sistemdi. Çünkü sistemi CHP kurdu. Menderes “Yeter söz milletin” dedi, iktidara geldi, milleti zenginleştirdi, vesayete meydan okudu ama parlamenter sistemin zaaflarından yararlanarak doğan cunta onu şehit etti. Peki ya Özal, devlet milletten üstündür diktasına karşı dimdik duran bir başbakan bir Cumhurbaşkanıydı, onu da zehirlediler. Yerlileşme ve Müslüman sermayesinin arkasında duran Erbakan da darbeye uğradı. Parlamenter Sistem’de Türkiye’nin bekasını düşünen, ekonomiyi güçlendiren, yerli markalar üreten, milleti üstün tutan kim varsa, ipi dışarda olan ama aynı zamanda CHP ile iş tutan cunta tarafından saldırıya uğradı. Menderes’te, Özal’da, Erbakan’da bağımsızlık mücadelesi verdi ama “Bağımsız Türkiye”yi dünyaya ilan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu. Erdoğan ne yaptı? Türkiye’yi sömüren aileleri izaha çekti, cuntaları teker dize getirdi, terör örgütlerine büyük bedeller ödetti. Milli gelirimiz 3 kat arttı, Erdoğan’ın yaptığı sağlık reformunu ABD bile yapmadı, sosyal devlet anlayışı her alanda gösterildi, devletin sahibi millet oldu, savunma sanayiinde yerlileşme yüzde 65’lere dayandı, ihracat 150 milyar doları buldu, kişi başı gelir 10 bin doları aştı. Marmaraylar, 3. Köprüler, Avrasya tünelleri, 50’yi akşın havalimanı, Türkiye’nin her noktasına üniversite Erdoğan ile yapıldı, kara yollarını, hızlı treni söylememe bile gerek yok. Erdoğan bunu yaparken parlamenter sistemi savunanlar, 27 Nisan E-muhtırasını verdiler, kapatma davası açtılar, 7 Şubat ihanetini sergilediler, Gezi darbe girişimini sahneye koydular, 17-25 Aralık’ta yüzlerini gösterdiler, 15 Temmuz’da da Türkiye’yi işgal etmeye kalktılar. İşte 16 Nisan bağımsızlık savaşının en önemli günü. Evet dersek, Türkiye Büyük Türkiye’ye dönüşecek, ekonomi büyüyecek, istikrar gelecek, terör örgütleri bitecek, Batı tahakkümü sonlanacak, ihracat 500 milyar dolara çıkacak, millete kimse dokunamayacak.

NEDEN EVET? 

Siyasi çekişmeleri bitirmek için “EVET”

Türkiye’de ilk siyasi seçim 1946’da yapıldı, o da ABD’nin baskısıyla... Şaibeli bir seçimdi bu; açık oy, gizli tasnif yapıldı, şaibe o kadar büyüktü ki sandıkların üzerinde CHP bayrakları vardı. Beklenileceği üzere bu seçimde CHP birinci parti oldu, Meclis’te 395 sandalye elde etti.

Lakin bu sefer de siyasi çekişmeler başladı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Recep Peker’e hükümet kurdurdu, Peker hükümeti sadece 1 yıl devam edebildi, 4 yıllık süreçte 4 hükümet kuruldu. İstikrar olmadı, siyasi çekişmeler Türkiye’yi geriye götürdü. 1950’den 27 Mayıs 1960’a kadar ise Menderes memleketi fevkalade yönetti. 1961’de Türkiye’nin ilk koalisyon hükümeti kuruldu.

Demirel’in Adalet Partisi ve İnönü’nün CHP’si arasında, aslında cuntanın atadığı bir hükümetti ve ömrü 7 ay sürdü, fatura yine millete çıktı. Parti içi çekişmelere en tipik örnek 14 Şubat 1970’te yaşandı. AP de 72 milletvekili Demirel’e kazan kaldırarak, muhtıra verdi, Demirel hükümet istifa etmek zorunda bırakıldı. 1977’de ise Ecevitli CHP, siyasi rüşvet ile AP’li 11 vekili transfer ederek hükümeti kurdu, bu meşruiyeti olmayan hükümetin ömrü de 2 yıl sürdü. Türkiye 67 yılda tamı tamına 48 hükümet gördü. 28 Şubat’ı hatırlayın, DYP parçalanmasa Refahyol hükümeti kolay devrilemezdi. Anlaşılacağı üzere parlamenter sistemde kaygan bir zemin var.

Darbeler var, ekonomik krizler var, vesayetin engellemeleri var, parti içindeki çekişmelerin meydana getirdiği istikrarsızlık var. Yasama ile yürütme iç içe geçmiş durumda. Bugün AK Parti’den 40 vekil istifa etse hükümet düşer, tam manasıyla bir kaos, kriz yumağı bu sistem. Cumhurbaşkanlığı ise çözüm sistemi. Bu sistemde darbeler tarih oluyor, koalisyonlar dönemi kapanıyor, parti içi çekişme son buluyor. Yani AP’li vekillerin Demirel’i devirmesi gibi bir olay yaşanmayacak.

Niye? Çünkü yasama ve yürütme ayrılacak. Hükümet Meclis’ten çıkmayacak, bizatihi millet tarafındın seçilecek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi eşittir istikrar, eşittir milletin hâkimiyeti, eşittir aydınlık, hedeflerine yürüyen Türkiye, eşittir başarı...

**********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

5 Nisan krizini bir daha yaşamamak için “EVET”

Bundan tam 23 yıl önce Tansu Çiller’in başbakanlığını yürüttüğü DYP-SHP koalisyonu Türkiye’yi tarihinin en büyük ekonomik krizine sürükledi. 1994’te tarih 5 Nisan’ı gösterdiğinde Çiller hükümetinin açıkladığı kamuoyunda “Acı reçete” adı verilen ekonomi paketi Türkiye’ye büyük darbe vurdu. Patlak veren krizde Türk Lirası dolar karşısında sadece 48 saatte yüzde 73 oranında değer kaybetti, enflasyon yüzde 150’ye çıktı, kişi başı gelir 3 bin 56 dolardan, 2 bin 161 dolara kadar geriledi, imalat sanayiinde yüzde 64, makine sanayinde ise yüzde 50 oranında yaşanan küçülme iflasları ve akabinde en az 500 bin kişinin ekmeğinden olmasına neden oldu. 5 Nisan krizinde Türkiye cari açık rekoru kırdı, yatırımcı kaçtı, milletin sırtına sürekli vergi küfesini yüklediler. Millet 1995’te ise Türkiye’de ilk denk bütçeyi hazırlayan, emekliyi, memuru, işçiyi, çiftçiyi memnun eden, faize karşı savaş açan merhum Erbakan hocayı başa getirdi, onu da faiz lobisi darbe ile indirdi. Türkiye’nin en kara günlerinden birinin yaşandığı 5 Nisan krizinin sebebi parlamenter sistem! Çünkü DYP-SHP koalisyonu vardı, istikrar yoktu, düzenli bir ekonomik kalkınma modeli ortaya konamamıştı, reformlar askıdaydı, Türkiye içine kapanmıştı. Ekonomiyi şaha kaldıran Erbakan’ın devrilmesinin en büyük sebebi de parlamenter sistem. Çünkü bu sistemde darbeci bürokratik vesayet var, faiz lobisinin operasyonları var, Türkiye dış müdahaleye açık.

İstikrar ve güven ortamı olunca Türkiye ne durumda peki? 2008-2012 yılları arasında dünya ekonomileri deliş deşik eden bir buhran yaşadı. Yunanistan çöktü, İtalya hâlâ sarsıntıda, İspanya iflas etti, Portekiz borç batağında… Erdoğan dönemindeki Türkiye’de ise bu kriz teğet geçti. Onlar küçülürken, biz büyüdük, nasıl? Sürekli istikrar sayesinde, güçlü lider sayesinde, sürekli sorun doğuran çift başlılıktaki uyum sayesinde, ekonomik reformlarımız sayesinde, faiz lobisine karşı koymamız sayesinde. Eğer bu dönemde koalisyon olsaydı ekonomik kriz Türkiye’yi teğet geçmez, tüm verileri dibe götürürdü. 16 Nisan, bir dönüm noktası eğer hayır dersek 5 Nisan’lar, şubat krizleri, koalisyonlar, IMF’ye dilenmeler hepsi devam edecek. Fakat “evet” dersek, koalisyonlar bitecek, anayasa kitapçıkları fırlatılmayacak, ekonomik krizler yaşanmayacak, hükümet boşluğu olmayacak, millete fatura çıkmayacak…

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Gelecek 100 yılı kurtarmak için “EVET”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan teknoloji, ekonomik forumlarında, etkinliklerinde yaptığı konuşmada sürekli ama sürekli 100 yıl geriden başladık analizini yaptı. Tarihin en büyük devleti Osmanlı’nın varisi Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan dediği gibi geri bırakıldı, üretemedi, eski teknolojileri satın almak zorunda kaldı.

Neden? Çünkü bizim dışarıya açılmamıza, bir teklif ortaya koymamıza, gelişmemize izin vermediler. Kullandıkları argüman neydi? Parlamenter sistem. Türkiye, 2023’teki hedeflerini en az 10 önce yakalamış olmalıydı, jeopolitik ve tarihi konumunu kullanarak en azından bölgesel güç haline gelmeliydi. Hiçbiri olmadı.

Türkiye’yi yıllarca IMF’ye muhtaç ettiler, enflasyon ile milleti boğuşturdular, dolarla operasyonlar çektiler, cebimizdeki parayı aldılar, üretim sözcüğünü ortadan kaldılar.

Daha da önemli kimliğimizi silmek istediler, bizim 400-500 yıl hüküm sürdüğümüz toprakları unutmamızı sağladılar ve bunu parlamenter sistemle yaptılar.

Parlamenter sistemdeki darbeler, hükümetsizlik, koalisyonlar, ekonomik krizler Türkiye’ye adeta bir kapalı perde haline getirdi. Belirsizlik olduğu için kaygan zemindeki siyasi arenada Menderes’in, Özal’ın, Erbakan’ın yaptıkları kazanımlarda kısa sürede heba edilmişti. Parlamenter sistemin ayağımıza vurulan bir pranga olduğu mevcut tabloda çok doğru bir tespit. Türkiye hedeflerine koşmalı, Osmanlı’nın emaneti olan ülkeler ile yeniden bağlar tesis etmeli, sanayi de çağ atlamalı, ihracatını geliştirmeli. Büyük Türkiye’nin yol haritası budur. Önce bölgesel güç, ardından ekonomik ve siyasi küresel güç. Lakin parlamenter sistem ile bu hedefler mümkün değil, Türkiye aslına dönemez, belirleyici bir aktör olamaz, AB’nin karşısına dikilemez.

O yüzden Cumhurbaşkanlığı Sistemi bir çözüm olacak önümüzde. 16 Nisan’da “EVET” dersek, sürekli hale gelecek istikrar ve güven ortamıyla kısa vadede 2023 hedeflerini yakalayacağız, öngörülerimiz sağlam olacak, AB’ye ABD’ye karşı 80 milyonun birliğiyle mücadele vereceğiz…

**********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Batı’ya havale dönemini bitirmek için “EVET” 

Yüzyıldır ters ve ahlaksız bir döngü ile karşılaşıyoruz. İslam coğrafyasını kana bulayanlar ile çözüm beklenenler aynı. Terör örgütlerin kuran, işgaller yapan, iç savaşlar çıkaran Batı emperyalizmi. Müslümanlar’ın aman dilediği, çözüm kapısı olarak gördüğü de Batı, ne acı bir tablo bu, sürekli bir savruluş. Daha 3 gün önce Suriye’nin kuzeyindeki İdlib’te, Esed, İran ve Rusya kimyasal silahlarla bebek, kadın, çocuk, yaşlı, hasta demeden 100’ü aşkın insanı öldürdü. Peki sığındığımız Batı ne yaptı? Birkaç kınama, egosal sert demeçler, Türkiye’nin çağrısıyla acil toplantı… Brüksel’deki Suriye’ye yardım konferansında görüntüleri görmediniz mi? Sabiler şehit olurken, onlar kahkaha atıyorlar “Oh Müslümanlar ölüyor” der gibi… Bir değişime, bir dönüşüme ihtiyacımız var. Bu değişimi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Dünya 5’ten büyüktür” teziyle açıkladı.Yani dünyayı kana bulayan BMGK’da 5’li saltanat dönemi kapanmalı.

Peki nasıl olacak? Türkiye’nin ekonomik, siyasal olarak süper güç olması lazım, kuvvetleri lobiler elde etmeli, mazlum milletleri arkasına almalı. Erdoğan döneminde mazlum milletlerin liderliğine soyunan bir portre çizdik lakin bunu sürekli hale getirmemiz gerek. Şunu aklımızdan çıkarmamalıyız; İslam coğrafyasında akan kanı durduracak, fitneleri öldürecek, emperyalistlerle mücadele edecek, şeytani planları bozacak tek ülke Türkiye’dir. O halde Türkiye’nin ayakta kalması gerek. Bu parlamenter sistemiyle olmaz. Kriz yumağı olan parlamenter sistem kafasını kaldıramaz, bırakın ümmetin problemlerini, kendi sorunlarına bile çare olamaz. 16 Nisan’da oylayacağımız Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Büyük Türkiye’nin talimatı. Türkiye’yi batının yerine Müslümanlar için çözüm merkezi, sığınılacak bir liman haline getirmenin yolu. İstikrar, istikbal, istiklali sağlayan Cumhurbaşkanlığı Sistemi dünyaya hak nizamı yeniden getirmek, BMGK’daki 5’li yapılanmayı bozmanın en kolay aracı. EVET sadece Türkiye’yi değil dünyayı değiştirmek demek…

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Mevcut sistemin çarpıklıklarına son vermek için “EVET”

Türkiye bugüne kadar parlamenter sistemin çarpıklıkları içinde her türlü siyasi, bürokratik ve yargısal garabetleri yaşadı. Kaybeden her seferinde istikrarına, ekonomisine ve büyümesine sekte vurulan topyekûn ülkemiz oldu. Mevcut sistemde kanun ve tasarıların onay makamı Cumhurbaşkanlığı olduğu halde hiçbir şekilde sorumluluğu bulunmuyor. Başbakan ve hükümeti ise Cumhurbaşkanlığı’nın onayladığı kanun ve tasarıların çerçevesi dışına çıkamadığı halde bütün sorumluluğu taşıyor. Bu da Anadolu’daki tabirle davul birinin boynunda tokmak başkasının elinde durumu ortaya çıkarıyor.

Mevcut durumda Cumhurbaşkanı vatan hainliği dışında işlediği hiçbir suçtan “sorumlu” değil. Hatta vatana ihanetten yargılanabilmesi için de meclisin dörtte üçünün oyuna ihtiyaç var.

Yapılacak olan yeni değişiklikle birlikte Cumhurbaşkanı’nın “yetkili” ama “sorumsuz” olma durumu ortadan kalkıyor. Cumhurbaşkanı işlediği suçlardan yargılanabilecek.Geçmişte iki makamın yani Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın farklı düşündüğü durumlarda çıkan krizleri hepimiz çok iyi hatırlıyoruz. 2001 krizi bu çift başlı sistemin kaçınılmaz enkazını yükledi milletin sırtına. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e fırlattığı Anayasa kitapçığı ülke ekonomisinde deprem etkisi yapmıştı. Bir günde binlerce insan işsiz kaldığı gibi piyasadaki döviz suyunu çekti, faizler fırladı ve yaşanan devalüasyon sonucu bir gecede vatandaşın cebindeki Türk Lirası’nın değeri neredeyse yarı yarıya düştü. Türkiye’deki büyüme 6 puan birden geriledi. Özetle… Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ülke yönetimindeki çift başlılığı ortadan kaldırmak için “Evet”…

Hızlı karar mekanizmasıyla parlamenter sistemin çarpıklıklarına son vermek ve koalisyon süreçlerinin ürettiği krizleri tarihe gömmek için “Evet”… Hızla büyüyen ekonomisiyle Türkiye’yi dünyanın süper gücüne dönüştürmek için “Evet”…

 

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Kuvvetler ayrılığı için “EVET” 

Devletin doğru yönetilmesi, modernleşmesi, toplumsal sorunların aşılması ve menzile varılması için mekanizma aksanının sorunsuz çalışması gerekiyor. Ancak parlamenter sistemde doğru çalışan bir aksandan bahsetmek mümkün değil. Yasama, yürütmenin boyunduruğu altındaki, yargı da çoğu zaman bürokratik vesayet kol geziyor. Parlamenter Sistem de hükümet Meclis’ten çıkıyor. Yani tek başına iktidar olan parti istediği gibi at koşturuyor. Bu sistemde yapılan yasaların yüzde 90’ı bakanlar kurulu, yüzde 10’u ise AK Parti grubu tarafından teklif ediliyor. Meclis” in özgün bir iradesi, hükümete akıl vermesi, yönlendirmesi yada yaptırımı söz konusu değil. 7 gün sonra oylayacağımız Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise hükümet, Meclis’in içinden çıkmıyor, millet hem cumhurbaşkanını hem de milletvekillerini ayrı ayrı seçiyor.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde hükümetin Meclis’e yasa teklifi verme hakkı yok, yasaları sadece Meclis yapacak ve meclis yaptığı yasa Cumhurbaşkanının kararnamesinden üstün olacak. Meclis ayrıca denetleme yetkisine sahip olacak. Cumhurbaşkanına istediği soruyu yöneltebilecek, soruşturma açabilecek, hatta yüce divana gönderebilecek. Milletvekilleri de el kaldırıp, indirme dışında yeni vazifeler elde edecek. Veyasetin, FETÖ gibi çetelerin yuvalandığı yargı ise tamamen sivilleşecek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile birlikte askeri yargı kaldırılacak. HSK’ya dönecek olan HSYK’nın üye sayısı 13’e düşürülecek. Üyelerin 7’si Meclis tarafından, 4’ü cumhurbaşkanı, adalet bakanı ve bakanlık müsteşarı ise daimi üye olacak. Yani milletin temsilcileri, yargıyı da milletleştirecek. Yargı da bundan böyle FETÖ’ler olmayacak, ideolojik gruplar barınamayacak. Yargı milletin emrinde olacak. Yürütmedeki yetki karmaşasının ilacı da cumhurbaşkanlığı sistemi. Artık Türkiye’yi krize sokan cumhurbaşkanı- başbakan kavgaları bitecek. Anayasa kitapçıkları fırlatılamayacak. Cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı yetkisi birleştirilecek, hızlı kara mekanizması ortaya çıkacak. Cumhurbaşkanının 5 yıllığına seçilecek olması istikrarı sürekli hale getirecek. EVET dersek Türkiye kazanacak, kronik problemlerimiz kökten çözülecek.

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Sürekli istikrar için “EVET”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, önceki gün katıldığı bir canlı yayında “Koalisyon istikrar demektir” dedi, diğer CHP’li kurmaylarıyla da bunu ifade etti. Neden? Çünkü CHP’nin iktidar olma şansı yok, CHP belki koalisyona ortak olabilir. Niye? Çünkü milletin değerlerine düşmanlar. Kılıçdaroğlu’nun istikrar dediği koalisyonların ömrüne birlikte bakalım. İlk koalisyon 20 Kasım 1961 tarihinde cuntacıların dayatması ile CHP ile Adalet Parti arasında kuruldu, 7 ay sürdü. 2. Koalisyon 25 Haziran 1962’de, CHP, Yeni Türkiye Partisi (YTP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKPM) ve bağımsız milletvekilleri arasında kuruldu, lakin 1.5 yılı bile deviremediler. 1963’te CHP, bağımsız vekiller ile ittifak yaptı, birliktelikleri 14 ay sürdü. 20 Şubat 1965 tarihindeki AP-YTP-CKMP-MP koalisyonu ise sadece 8 ay ayakta kalabildi. Erbakan’ın MSP’si ile Ecevit’in CHP’si arasında 1974’teki koalisyon 2 yıl görevde kaldı. Adalet Partisi (AP), Milli Selamet Partisi (MSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) ise 1975 yılında koalisyon hükümeti kurdu. Hükümetin ömrü 27 ay sürdü.AP, MSP ve MHP’nin 1977’deki ortaklığı da sadece 6 ay sürdü. CHP’nin son koalisyon ortaklığı olan ve 1995’te kurulan DYP-CHP hükümeti ise 4 ay da devrildi. Kılıçdaroğlu’nun haklı bir pay var. Koalisyonda istikrarsızlık çok istikrarlı. Tarihimizdeki en uzun koalisyon 3.5 yıl sürmüş, peki sonunda ne olmuş? Şubat 2001 krizi. Bankalar battığı, milletin parasının buhar olduğu, 1 milyonu aşkın kişinin işsiz kaldığı, IMF’nin karşısında el pençe divan durulduğu bir kriz. Kılıçdaroğlu’nun savunduğu koalisyon tamamından Türkiye en az 20 yıl kaybetti. Koalisyonlar güvensizlik, kaos, kargaşa demek, ekonomik kriz demek, devletin itibarının yerlerde sürünmesi demek, içine kapanmak demek, üretememek demek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise sürekli istikrar anlamını taşıyor. Cumhurbaşkanını 5 yıllığına seçeceğiz ve bizim irademize kimse el uzatamayacak, artık koalisyonlar olmayacak, hükümet krizleri yaşanmayacak. 16 Nisan’da “EVET” dersek “Acaba hükümet kurulur mu?” sorusu bir daha aklımıza gelmeyecek, aklımızda sadece hedeflerimiz olacak, refah seviyemiz katlanacak. Güçlü bir Türkiye için “EVET”, ekonomik bir süper güç için “EVET”

********************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Kırmızı çizgileri aştırmamak için “EVET”

Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin 4 temel kırmızı çizgisi var; “Tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan.” Aslında referandumun en temel noktası bu. Devletimiz tehlike altında. FETÖ, PKK, DAEŞ, DHKP/C ya da ismi cismi belli olmayan onlarca terör örgütü devletimize saldırıyor. Bu terör örgütlerini kuranlar, finanse edenler, silah yağdıranlar ülkemizin üzerinde haritalar çiziyor, yeni Sevr için ellerini ovuşturuyorlar. ABD, İsrail, İngiltere, AB, İran, Rusya hepsi ayrı ayrı planlar yapıyor, İslam ülkeleri paramparça ve asıl hedef Türkiye. Bu bağlamda Türkiye’nin güçlü olması gerek. Parlamenter sistem ile Türkiye güç olamaz. Çünkü her an siyasi boşluk olabilir. Eğer 15 Temmuz’da Recep Tayyip Erdoğan Başkomutan, AK Parti tek başına iktidar olmasaydı FETÖ’cü darbeciler püskürtülebilir miydi? Asla. Eğer siyasi istikrar ve uyum olmasaydı, OHAL ilan edip, devletin büyük kısmından FETÖ’cü hainler temizlenmeseydi, Türk askeri Suriye’ye operasyon düzenleyip, DAEŞ’i yerle bir edebilir miydi? Sınırdaki terör dev
leti hayallerini bitirebilir miydi? Mümkün değil. Bugün 7 değil, 70 düvelle savaşıyoruz. Hem vekâletli çeteler ile hem de onları yöneten gölge ellerle. Nasıl güçlü olacağız? Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile...

Yeni sistemde hükümet boşluğu olmayacak, koalisyonlar yaşanmayacak, cumhurbaşkanı ile başbakan kavga edemeyecek, çünkü başbakanlık ortadan kaldırılacak. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde devletin içerisinde yeni FETÖ’ler yuvalanamayacak, askeriye içerisinde cuntalaşmalar bulunmayacak, yargı darbesi artık gerçekleşemeyecek. Tam aksine milleti ile gelip, onunla gidecek olan bir hükümetimiz, aynı zamanda çalışan bir bürokrasimiz olacak. Meclis’te de kavga sahnelerinden ziyade, millet için haykıran vekiller göreceğiz. Cumhurbaşkanlığı Sistemi bir beka meseli, Türkiye’yi ayakta tutma hamlesi. Devlet 1 dakika bile zafiyet gösterirse, düşman kapıda. Lakin 80 milyon devleti yönetir; davasına, hedeflerine ortak olur ve tek vücut olarak devleti korursa bizi kimse yenemez, kırmızı çizgilerimiz aşılamaz. Bölücüleri bitirmek için “EVET”.

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Tek adamlık ihtimalini ortadan kaldırmak için “EVET”

Sözde muhalefet, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni karalamak için akla, hayale uymayan, hukuktan çok uzak, kıraathanede bile kabul görmeyecek “Tek adamlık, diktatörlük” şeklinde iddialar ortaya atıyor. Muhalefetin iddialarına cevap vermekten, uzlaşıyla hazırlanmış 18 maddelik Anayasa teklifini tartışamıyoruz. Ama iddialarda parlamenter sistemin neden değişmesi gerektiğini bir noktada ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nden tek adamlık olmayacak, milletin adamları devleti yönetecek. Tarihteki tek adamların yani diktatörlerin birçoğu parlamenter sistemden çıkmıştır. Örneğin 65 milyon insanın ölümüne yol açan Nazi Hitler, Kara Gömlekli faşist Mussolini. Türkiye’ye bakalım. İsmet İnönü bir diktatördür ve bu diktatörlüğü parlamenter sistemde ilan etti. Cemal Gürsel, Kenan Evren hepsi parlamenter sistemin diktatörleri. 1982 Anayasası ile son halini almış parlamenter sistem diktatörlüğün can suyu. Anayasa’nın 105. maddesinin 2. fıkrası: “Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.” Uyguladığımız sistemde Cumhurbaşkanı’nın kararları hem sorgulanamaz hem de cumhurbaşkanı dokunulmaz. Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanını sadece “Vatana ihanetten” yargılanabilir ama vatan hainliğinin de yasal bir çerçevesi yok.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde seçilen cumhurbaşkanı sürekli hem demokratik yollarla başa gelecek, hem de her eylemi yargı ve Meclis tarafından denetlenecek. Cumhurbaşkanlığı Sistemi diktatörlüğün panzehridir. İnanın ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mevcut sistemde yetkisi daha fazla, Erdoğan ya da bir başkası diktatörlüğünü ilan edebilir, yetkisi sınırsız, yaptıkları asla sorgulanmıyor ve sistemi istediği an kilitleyebiliyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ise attığı adım denetleniyor, Meclis’in yasası üstün, AYM her an devreye girebiliyor.

Eğer Türkiye’ye bir daha diktatörlerin hükmetmesini istemiyorsak 16 Nisan’daki kararımız “EVET” olmalı, EVET milletin iktidarının teminatıdır, milletin adamlarına dokunulamayacağının ispatıdır…

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET? 

Çukurculara fırsat vermemek için “EVET”

Son 3 gün... Türkiye’nin geleceğini devletin sahibi olan millet tahin edecek. İki tercih var ya kaos ya güçlü, refah seviyesi yüksek bir ülke. Parlamenter sistem bir kaos yumağı. Neden? 67 yılda 48 hükümeti, 4 yılda bir ekonomik krizleri, kitapçı fırlatmalar, darbeler, hukuk baskıları, insan haklarına yapılan tecavüzler hepsi Parlamenter sistemin ürünü. Örnekleri çoğaltmak mümkün lakin sadece 7 Haziran 2015’teki genel seçimleri ve sonrasında yaşananları gözümüzün önüne getirmemiz Parlamenter sistemin neden değişmesi gerektiğini ortaya koyar. 7 Haziran’da ne olmuştu? AK Parti 13 yılın ardından ilk kez bir seçimden tek başına iktidar çıkmamıştı. 1 Kasım’a kadar Türkiye’de siyasi belirsizlik devam etti. PKK’nın siyasi ayağı HDP’nin koalisyon ortağı olma durumu bile ortaya çıktı. Siyasi boşluktan yararlanan PKK, Güneydoğu’yu hendekler, barikatlar, bombalı tuzaklarla adeta zindana çevirdi. Teröristler, askerlerimizi şehit etti, camilerimizi yaktılar, sivilleri rehin aldılar, Türkiye’nin birçok noktasında alçak bombalı saldırılar düzenlediler. Ekonomiye de bakalım. En az 150 milyar dolar Türkiye’den kaçtı, döviz kurları tavan yaptı, ihracat düştü, turizm dip yaptı. Türkiye çeyrek asındaki en büyük bunalımlarından birini yaşadı. Peki AK Parti’nin yüzde 49.5 ile iktidara geldiği 1 Kasım’dan sonra nasıl bir Türkiye ile karşılaştık. Sürekli istikrar ve uyum ile PKK’lı hainleri kazdıkları çukurlara gömdük, 10 bin teröristi etkisiz hale getirdik, ekonomi de bir toparlanma oldu. 1 Kasım’da sağlanan siyasi istikrar ile 15 Temmuz işgal girişimini de püskürttü. Koalisyon olsaydı 15 Temmuz işgal girişimi püskürtülemez, halk örgütlenemezdi. 1997 Refah Partisi tek başına iktidar olsa, Erbakan ile Demirel de uyumlu çalışsaydı 28 Şubat darbesini yapabilir miydi cuntacılar? Asla... Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile birlikte bir daha 7 Haziran’lar yaşamayacağız, çünkü Cumhurbaşkanı yüzde 51 ile başı yapacak, koalisyonlar ortadan kalkacak, çift başlılık olmayacak, Türkiye emin adımlarla yolunda yürüyecek. Bir daha bu ülkede kimse çukur, hendek kazamayacak, Türkiye’ye karşı bölücü eylemler yapamayacak, çünkü hızlı karar mekanizması ve kararlılık gelecek Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile. Türkiye’nin bütünlüğü için “EVET”…

 

**********************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Milletin devletin sahibi kılmak için “EVET”

Referandumda son sözü söyleyeceğimiz Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin en önemli öznesi millet… Cumhurbaşkanlığı Sistemi “Millete rağmen” tabirini ortadan kaldırıyor. Türkiye’de millet 8. Cumhurbaşkanı Özal’a kadar, sadece çobanlık ve askerlik ile vazifelendirilmişti, cahildi, göbeğini kaşıyan adamdı, yobazdı, irticayı savunuyordu, konuşmaya bile hakkı yok, sadece seçim günleri hatırlanır, sırtı 2 dakikalığına savunurdu. Millete tepeden bakma, onları aşağılama, iradelerine kastetme CHP’nin ideolojisidir. Özal her ne kadar bununla mücadele etse de bu bakışı, zihniyeti kıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır, AK Parti milletin isyanı olarak doğmuştur. Parlamenter sistemde devletin sahibi bürokratik vesayet ve yalı aşiretleri. Darbeleri yapan, ekonomik krizleri meydana getiren bu iki çete. Parlamenter sistem devletin ele geçirilmesinin önünü de açıyor, kutuplaşmayı körüklüyor. Türkiye’nin ekonomik, siyasal, sosyal, toplumsal sorunlarının neredeyse tamamının sebebi CHP’nin inşa ettiği, darbecilerin şekillendirdiği parlamenter sistem yüzünden.

Peki Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde milleti nasıl iktidarlar yönetecek? Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile birlikte, artık yüzde 30’ların, yüzde 20’lerin iktidar olduğu, ülkeyi felakete sürüklediği dönemler bitecek. Seçimler 5 yılda bir yapılacak. Millet Meclis’ten bağımsız şekilde cumhurbaşkanını seçecek, bizatihi güvenoyunu da kendisi verecek. Cumhurbaşkanının en az yüzde 50+1 oy alması gerekeceği için daima milletin sözü geçecek, bürokrasi azalacak, darbe dönemleri kapanacak. Meclis’te el kaldır, indir resimleri de artık görülmeyecek. Yasaları Meclis yapacağı için milletin sorunları daha fazla irdelenecek, 600’e çıkan vekil sayısı da temsiliyeti artıracak. Türkiye’de artık millet düşmanları, monşerler, değerlerimize savaş açanlar “Muhtar” bile olamayacak. Yargı da tamamen sivilleşecek. Askeri yargı kaldırılacak, HSK’nın üyelerinin çoğunluğu milletin seçtiği vekiller tarafından görevlendirilecek. “EVET” dersek devleti daima Kasımpaşalı Erdoğan’lar, Erzincanlı Binali’ler yönetecek…

 

*********************************************************************************************************

NEDEN EVET?

Güçlü bir devlet için “EVET”

Yarın sandık başına giderek sadece Türkiye’nin değil, sadece 80 milyonun değil, Türk’ün, Laz’ın, Çerkes’in Arnavut’un değil ümmeti Muhammed’in 2 milyarlık İslam âleminin; hatta emperyalizmin zulüm şarkının altında ezilen tüm milletlerin gelecek yüzyılını karara bağlayacağız. Bu referandum dünyanın geleceğini, güç odaklarının yörüngesini belirleyecek. Dünyanın yeni bir Osmanlı’ya ihtiyacı var. İsim olarak değil cisim olarak Sultan 2. Abdülhamid Han tahttan indirildiği günden bu yana ne biz ne İslam coğrafyası ne de üçüncü dünya ülkeleri rahat etti. Müslümanlar sadece acıya kana gözyaşına mahkûm edildi. Mazlum milletlerin mallarını sömürerek zengin olan emperyalistler, Türkiye’yi de kontrol altında tuttu. Peki nasıl parlamenter sistem sayesinde. Ne zaman gelişsek, kalkınsak Türkiye’nin bekasına, milletin adamlarına daima kastettiler. Türkiye ne zaman dünyaya açılsa, onlar içimize kapanalım diye müdahalelerde bulundu.

İçimize yerleştirdikleri bürokratik vesayet sayesinde darbeler yaptırdılar, ekonomik krizler çıkardılar, terörü güçlendiriciler bizi bizden kopardılar, toplumsal kutuplaşmayı körüklediler. Bize Osmanlı’yı onun kurduğu adil dünyayı unutturmaya çalıştılar ama yarın bir milat. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, emperyalistlerin Türkiye’yi kontrol ettikleri tüm enstrümanları ortadan kaldıracak. Eğer “Evet” dersek Türkiye bağımsızlaşacak, Türkiye üzerindeki deli gömleğini yırtarak bir dünya devleti olmaya soyunacak. Yarın “Evet” dersek milletin adamlarına kimse dokunamayacak demokrasiye kimse kastedemeyecek. Anayasa kitapçıkları fırlatılmayacak, milletin parası hortumlanmayacak, ekonomik buhran yaşanmayacak. Eğer “Evet” dersek Kudüs’e, Musul’a, Kerkük’e, Gazze’ye, Halep’e sahip çıkmış olacağız.

Türkiye, sistemle birlikte kendi içine kapanmak yerine dünyaya açılacak ve vereceği teklif sadece adil bir dünya olacak. Eğer “Evet” dersek, FETÖ, PKK, DAEŞ, DHKP/C bitecek. Eğer, “Evet” dersek hainler özerklik isteyemeyecek, bölücülük yapamayacak. “Evet” dersek ezanı kimse susturamayacak, şanlı Türk bayrağı daima göklerde dalgalanacak, vatana sahip çıkmış olacağız. “Evet” demek Batı’ya meydan okumaktır, mazlumların hakkını savunmaktır. “Evet” demek büyük Türkiye demektir. “Evet” demek demokratik bir Türkiye, süper güç bir Türkiye demek. Yarın “Evet” dersek millet yönetime el koyacak ve asla kimse bu iktidara ihanet gelişiminde bulunamayacak. “Evet” demek kurtuluş; “Hayır” demek Türkiye’yi felakete sürüklemek emperyalistlerin yolunu açmaktır. Yeni bir dünya düzeni için, “Dünya beşten büyüktür” demek için, kişi başı geliri 25 bin dolara çıkarmak için, Müslümanlar’ı tek çatı altında toplamak için terörün kökünü kazımak için “Evet” diyoruz. İstikrar için, kazanmak için, 7 Haziran’ları yaşamamak için Türkiye’yi bir daha koalisyonlara sürüklemek için “Evet” diyoruz. Darbecilerin bu ülkeyi bir daha işgal etmemesi için, 67 yılda 48 hükümet görmemek için “Evet.” En önemlisi de her karışı şehit kanıyla sulanmış bu toprakları kimseye vermemek için “Evet” diyoruz. Karar senin Türkiye “Evet” de insanlığı kurtar… “Evet” de devletine sahip çık hainleri bitir Türk bayrağı daima dalgalansın…


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen