İnsan kaynakları yönetimi ve Peygamber Efendimiz (sav)

İnsan kaynakları yönetimi ve Peygamber Efendimiz (sav)

DENİZ BİLGEN / ANALİZ HABER

Gün geçtikçe artan küresel rekabette, en stratejik unsur olarak kabul edilen insan kaynakları yönetimi, dünyanın sayılı seçkin üniversitelerinden, en büyük şirketlere kadar herkesin üzerinde düşünüp geliştirmeye çalıştığı bir konu. Türkiye’de de hızlı bir gelişme gösteren insan kaynakları yönetimi için Batılı kaynaklar en büyük başvuru kaynağı. Oysa Peygamber Efendimiz (sav), 1400 yıl önce bu sistemi yüzde 100 başarıyla uygulamıştır. 

18. yüzyılda başlayan sanayileşme çağı, ekonominin büyümesini sağlarken, birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Giderek gelişen ekonomiyle birlikte büyüyen rekabet, hammadde kaynaklarının doğru kullanılması ihtiyacını doğurdu. Fakat rekabet o kadar büyüktü ki, en ufak bir yanlış adım firmaların, ülkelerin yok olmasına, bütün gücünü bir anda kaybetmesine neden oluyordu. Araştırmacılar, bu durumu ortadan kaldırmak için herşeyi yeniden incelediler ve fark etmedikleri bir şeyi gördüler. Mevcut hammadde kaynaklarının sınırlı, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız olması, iktisat biliminin ortaya çıkma nedeniydi. Fakat insanoğlunun yetenek ve düşünme gücü, sınırsız bir kaynaktı. Bu durumu değerlendirmek için yapılan çalışmalar, insan kaynakları yönetiminin temelini oluşturdu.

EN ÖNEMLİ GÜÇ ÇARPANI

Nitekim herhangi bir organizasyon ya da şirkette, öyle bir bölüm düşünün ki; maliyet analizinde büyük bir krizin ya da başarının anahtarı olarak tanımlansın. Ya da stratejik gücü doğru kullanıldığında en önemli güç çarpanı olarak görülsün. Tüm bu tanımlar insan kaynakları’nın (İK) önemini vurgalamak açısından söylenen cümleler. Giderek en önemli unsur olarak öne çıkan insan kaynakları yönetimi kısaca, herhangi bir organizasyonda insan kaynaklarının organizasyona, bireye ve çevreye yararlı olacak, bulunulan yerin yasalarına ters düşmeyecek şekilde, yönetilmesini sağlayan fonksiyon ve çalışmalarının tümü olarak tanımlanıyor.

İNSAN KAYNAKLARI; ZAFİYETİ GÜCE DÖNÜŞTÜRMEK

Bu çalışmaların kaynağında, insanın kendi kişiliğine uygun insanları beğenip örnek alması bulunur. İnsan karakteri için normal olan bu durum toplum yaşamında insan için zafiyet unsurudur. Olaylara kendi penceresinden bakan ve tepkilerini kendi düşünce sistemine göre veren her insan dış dünyanın bakış açısıyla çatışmaya girebilir. İşletmelerde bu durumun önüne geçmek için çalışanın kendi bakış açısıyla en rahat şekilde, çalıştığı firmaya ve topluma yararlı olacak şekilde mesai yapması, kendini geliştirmesini amaçlayan insan kaynakları belkide bu yüzden giderek vazgeçilmez hale geliyor.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (sav) SİSTEMİ

Gelişmiş ülkelerin son yıllarda fark ettiği ve özel önem vererek düzenlemeler yaptığı bu sistem İslam dünyası için yeni değil. Bu sistem, 1400 yıl önce Peygamber Efendimiz (sav) tarafından başarıyla uygulanmıştı. Peygamberimiz (sav), farklı karakterdeki insanları, kişilik yapılarına uygun olarak yetiştirmiş ve görev vermiştir. Bu sayede, toplum için dinamik bir güç elde etmiştir. Bu konuda o kadar başarılıdır ki; hiç bir ferdi ihmal etmeden, hepsinin enerjisini en üst seviyede kullanmayı başarmıştır. Bugün, bilgi çağında, milyarlarca dolarlık araştırmalara, binlerce teze ve uygulamaya rağmen bu başarı yakalanamamıştır. Peygamber Efendimiz (sav), akla gelebilecek her alanda, kişilik yapılarına uygun insanları seçmiş ve onların İslam’a en üst seviyeden hizmet edecek şekilde çalışmasını sağlamıştır. Bu sayede sahabeler, en kritik durumlarda, en doğru kararları vermiş ve İslamiyet, kısa sürede dünyaya yayılırken, Müslümanlar, herkesin gıpta ettiği gelişmiş bir uygarlık kurmayı başarmıştır.

İYİ ÇALIŞANLAR OLMADAN EN İYİ İŞ PLANLARI VE FİKİRLERİ BAŞARISIZ OLUR

Günümüzde insan kaynaklarının doğru şekilde işlemesi için iki önemli sorunun cevaplanması gerekir.
İnsan kaynakları yönetimi neden önemlidir ve bu öneme hangi perspektiften bakılmalıdır? Bu konuda yayımlanan bir makalede, mesleğin en iyilerinden biri olarak tanınan insan kaynakları direktörü, başarısının sırrını şöyle açıklıyor: “Kariyerime herkesin yaptığı gibi, İK departmanında değil, operasyonel departmanlarda aktif görev alarak başladım ve başarının zirvesindeyken İK yöneticisi olmaya karar verdim. Çünkü başarılı olduğum tüm projelerin ortak noktası vardı. Hepsinde çalışanların yetenekleri doğru tespit edilmiş ve projenin doğru yerinde istihdam edilmişti. Biraz derine inince fark ettim ki; şirketeki yetkimin bana sağladığı güçle, ekibimi kendim seçiyor ve iş planlamalarını kendim yapıyordum. İnsan kaynakları departmanının bu tavrıma karşılık iki seçeneği vardı. Ya benimle çatışacak ve büyük bir risk alarak personel seçiminde rol alacaktı ya da yaptıklarıma onay vererek silik kalmayı tercih edecekti. İnsan kaynakları departmanı ikinci yolu tercih etti ve karşılığında projelerdeki başarıdan pay aldı. İnsan kaynakları departmanı, projelerin başarısında firma için çok başarılı bir işe giriş hizmeti vermesine rağmen, projelerdeki başarının yönetici merkezli olmasına ses çıkarmamıştı. Ben merkezli yönetim, başarının sürdürülebilir olmasını engelleyen en önemli faktördü. Yönetici olarak başarılarıma rağmen, çalıştığım firma adına büyük endişe duydum. Şimdi insan kaynakları direktörüyüm ve operasyonel yöneticilerle, başarının firma kültürü haline gelmesi için uyum içinde çalışıyoruz.”

EBU MAHZURE VE MÜEZZİNLİK

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ise insanları tanımada ve kabileyetleri fark etme konusunda öyle başarılıdır ki, istihdam ettiği kimseyi değiştirme ihtiyacı duymamıştır. Peygamber Efendimiz’in (sav) seçimleriyle ilgili en çarpıcı örneklerden biri de Ebu Mahzure ile olandır. Peygamberimiz (sav), Tâif Muhasarası’ndan Ci‘râne’ye dönüyordu.
Namaz vakti gelince müezzin ezan okumaya başladı. Resûlullah’a karşı büyük bir kin ve düşmanlık besleyen Ebû Mahzûre ile Kureyşli on genç ezan sesini işitince bir yere gizlendiler ve alaylı bir şekilde müezzini taklit ederek yüksek sesle ezan okudu. Onlar alay etmelerine rağmen, içlerinden birinin güzel sesli olduğunu farkeden Hz. Peygamber gençleri yanına çağırttı ve kendilerine birer birer ezan okuttu. En son okuyan Ebu Mahzûre’nin sesini çok beğenerek ona ezanı öğretti; daha sonra namaz vakti gelince elini başına koyup alnını okşadı ve ezan okumasını emretti. Bu olayı Ebu Mahzure şöyle anlatır: “Resulullah, ‘Sesi gür olanınız hanginiz?’ buyurdu. Yanımdakilerin tamamı beni gösterdiler. Resulullah onları saldı, beni yanında alıkoydu. Sonra bana, ‘Haydi bir ezan oku!’ buyurdu.
Resulullah’tan ve bana emrettiği işten son derece nefret ettiğim halde, çaresiz kalktım, önünde ayakta durdum. Bizzat kendisi bana ezanın okunuşunu telkin etti, öğretti. ‘İşte o anda Resulullah’a karşı duyduğum kin ve nefretten bende eser kalmamış, gönlüm ona karşı sevgi ile dolup taşmıştı.

Mekke Valisi Attab b Esıd’e geldim ve onun valiliği süresince Resulullah’ın emriyle Mekke’de müezzinlik yaptım.”

Ebu Mahzure, vefat edinceye kadar Mescid-i Haram’da müezzinlik yapmaya devam etmiş, kendisinden sonra da uzun süre çocuk ve torunları aynı görevi devam ettirmiştir…


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen