90’lı yıllarda bu ülkeye zehir soktular!

Ülkemizde kaynaklarımızın büyük bir kısmını sağlığa ve ilaçlara harcadığımızı belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hayri Gözlükgiller, “Alternatif tıpta, modern tıpta reddedilemez. İkisinin sentezi olan bir yolun uygulanmaya başlaması lazım” dedi.

90’lı yıllarda bu ülkeye zehir soktular!

DİLARA HUT / MÜLAKAT

En küçük bir rahatsızlıkta ilaca başvurmaya ve kolay olana eğilim göstermeye başladık. Bir yandan iyileşirken diğer bir yandan fazla ilaç kullanımlarının yol açtığı sorunları sıkça duyar olduk. Özellikle çocuklarda hastalık oranlarının artması ve gelişimlerinde problemlerin ortaya çıkması, bugün doğal yöntemlerden uzaklaşmış olmamızın etkilerinden yalnızca birkaçıdır. Çocukların büyüme ve gelişmelerinde Alternatif tıp yöntemleri uygulamaları ve modern tıp yöntemleri üzerine Dr. Hayri Gözlükgiller ile konuştuk.

Özellikle kış aylarında çocuklarda hastalıklar çok sık tekrar ediyor. Ebeveynler bu durumlarda çoğunlukla ilaca başvuruyorlar. Bu konu hakkında ailelere tavsiyeleriniz nelerdir?
Kış döneminin gelmesiyle birlikte alerjiler, gribal enfeksiyonlar arttı. Ailelerimizin yaptıkları en büyük hata hemen antibiyotiğe başlamak. 72 saat geçmeden antibiyotiğe başlamak asla doğru değil. 72 saati geçince de kan tahlillerine göre karar vermek lazım. Aileler öncelikle çocuklarını korumalı. Ekinezya, Propolis, nane, limon, ıhlamur bunların hepsi kış döneminde çocukların korunmasında birebirdir. Çinko içeriği olan gıdalar özellikle yeşil yapraklı sebzeler, kivi, portakal, mandalina, greyfurt cildin ve vücudun yenilenmesinde, gribal enfeksiyonları oluşturan virüslerin vücuda girmesinin engellenmesinde çok önemlidir. O neden ailelerin kış dönemlerinde bu gıdaların tüketimine ağırlık vermesi gerektiğini düşünüyorum.

İlaç, ne yazık ki ülkemizde çok dikkatsiz ve bilinçsiz bir şekilde kullanılıyor. Doğal yöntemler ile tedavi yöntemi uygulayan bir doktor olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bundan öncesinde modern tıp uygulamaları çok azdı, ilaçlar bitkilerden yapılıyordu. Bitkilerle tedavi sürecinin tekrar aktif hale gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Maalesef ülkemizde kaynaklarımızın büyük bir kısmını sağlığa ve ilaçlara harcıyoruz. Türkiye’deki ilaç kullanımı 15 milyar doları geçti. Bizim halkımız ne yazık ki hastalandığında direk doktora giderek antibiyotik yazmasını ister, doktor yazmazsa da kavga eder. Doktorun yazdığı antibiyotiği de iki gün içer iyileştikten sonra bırakır ve o antibiyotik kullanılamaz hale gelir. Bu israfın önlenmesi ve insanların bu konuda bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Antibiyotiğin iyileştirici etkisinin yanında vücuda zarar verdiği durumlarda oluyor. Antibiyotik tüketimini azaltmak amacıyla ailelere tavsiyeleriniz nelerdir?
Ailelere bu konuyu aşılamaya çalıştım. Mesela sihirli karaturp her derde devadır. Tıbb-ı Nebevi’den, İbn-i Sina’nın El-Kanun fi’t Tıb kitabından bu konuda örnek almalıyız. İbn-i Sina’nın El-Kanun fi’t Tıb kitabı, Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış bir doktor olan Sabuncuoğlu Şerafettin tarafından Osmanlıca’ya çevrilmiş. Bende bu eseri Osmanlıca’dan Türkçe’ye çeviriyorum.

TOPLU ÖLÜMLER BAŞLAYACAK

Birileri bir şey yapmaz ise ülkemizde bundan 10 yıl sonra hiçbir antibiyotik etki etmez hale gelecek ve çocuklarda toplu ölümler başlayacak. Bu nedenle antibiyotik kullanılmamasının teşvik edilmesi ve öğretilmesi gerekiyor. Usta çırak ilişkisine dayanan alternatif tıp maalesef günümüzde ölmüş durumda. Bitkilerle olan tedavi yöntemleri birçok tıp doktorları tarafından reddedilen tedavi yöntemleridir.

Televizyon ve internet ortamında alternatif tıp kapsamında birçok yöntem ve bu konuda uzman olduğunu iddia eden kişiler var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Evet, bir de bu işi hiç bilmeden yapan şarlatanlar var. Bunlar hiçbir tıp bilgisi olmadan insanlara uygulaması gerektiği tedavileri söyleyen insanlar. Bu konu çok sıkıntılı bir mevzu. Bazıları kansere de, boy uzatmaya da aynı kürü yazıyor. Son yıllarda bu tarz yayınlar yapan siteler kontrol altına alınmaya çalıyor ve Sağlık Bakanlığı bu tarz sitelerin yayınını duruyor.

ALTERNATİF TIPTA, MODERN TIPTA REDDEDİLEMEZ

Bazı durumlarda en ağır antibiyotikleri kullanman gerekebilir. Bazense antibiyotiksiz çözülebilir hastalıklar vardır. O yüzden alternatif tıpta, modern tıpta reddedilemez. İkisinin sentezi olan bir yolun uygulanmaya başlaması lazım.

Bazı aktarlar hastalıklara göre ilaçlar hazırlıyorlar. Aktarların bu anlamda güvenirliği ve uygulamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aktarların da güvenilmez olanları ne yazık ki çok var. Bu iş üzerinden ticaret yapan 1 liralık bitkiyi 100 liraya satanlar var. Bu işte biraz Allah korkusu ve vicdan gerekiyor. O yüzden ben güvenilir aktar olması şartıyla karışımların yalnızca listelerini veriyorum. Özellikle doğal tedavi yöntemleri için birçok ülkeden gelen hastalarımız var.

Geçmişte ihtiyaç duyulmayan Modern tıp yöntemlerine ve kimyasal ilaçlara bugün bu bağımlılığımızın sebebi nedir?
Aslında Modern tıpta, Alternatif tıbbın yöntemlerini peyderpey uyguluyorlar. Mesela kefir Orta Asya’dan gelen bin yıllık bir içecek. Kefirin içerisinde 32-35 milyon arasında probiyotik var. Tıbb-ı Nebevi’de Peygamber Efendimize dayandırılan “Vücutta bütün kötülüklerin anası midedir” diye bir sözü var. Birçok rahatsızlığın mide ve bağırsaktan kaynaklandığı, buradaki rahatsızlıkların giderilmesi, bağışıklık sisteminin oluşturulması durumunda birçok hastalığa belki de kansere dahi tedavi bulunabileceğini düşünüyorum. Lokman Hekim’in ölüm hariç birçok hastalığın çaresini bulduğunu, İbn-i Sina’nın yalnızca koldan nabız ölçerek tansiyon, şeker gibi birçok rahatsızlığı tespit edebildiği biliniyor.

HAYVANLAR YARALANDIKLARINDA SÖĞÜT AĞACINI ISIRIRLARMIŞ

Bu konuda adımlar atmalı ve araştırmalıyız. Araştırmadan, teknolojik yöntemler ile üretilen ilaçlara hemen başvurulmamalıdır. İlaçların içeriğine baktığınız zaman zaten içeriğinde bitkiler olduğunu göreceksiniz. Aspirin eskilere dayanan bir ilaçtır. Bir aslanın ağaç kökünü ısırması ve onu merak eden Alman’ın ağacı incelemesiyle ortaya çıkan bir ilaçtır. Hayvanlar yaralandıklarında gidip Söğüt ağacını ısırırlarmış. Her şeyin çaresi doğada var. Yeter ki bu çareleri ortaya çıkarmak için çalışma imkânı verilsin.

AVRUPA YARIN KANSER İLAÇLARINI VERMEYEBİLİR

Devlet olarak yalnızız. Bugün silah vermeyi kesen Avrupa, yarın kanser ilaçlarını vermeyi de kesebilir. Modern tıp tabii ki önemli ancak ilaçların içeriğine bakıldığında bitkilerden oluştuğunu göreceksiniz. Önemli olan bu bitkilerin kullanım miktarıdır. İbn-i Sina’nın bu konuyla alakalı kitabında şöyle bir ifade var; “Ihlamuru bir kere kaynatırsan içecek olur, iki kere kaynatırsan zehir olur, üç kere kaynatırsan ilaç olur”. Bu hususlara dikkat edilmeli. Yedi dakika kaynatılacak diyorsak yedi dakika kaynatılmalı çünkü sekizinci dakikada bitkinin özelliği kayboluyor. Bilim ile alternatif tıbbın birleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle son yıllarda çocuklarda boy kısalığı ve astım üzerine çok şikâyet var. Bu konuda artan şikâyetlerin sebepleri sizce nedir? Bu alanda uyguladığınız doğal tedavi yöntemleri var mı?
Çocukların 1 yaşına kadar olan süreçteki bakımı sebebiyle astım, şeker hastalığı, tansiyon hastası olma ihtimalini kuvvetlendirdiğini düşünüyorum. Yanlış kullanılan ek gıda, bir oda dolusu oyuncak bile ileride çocuğun astım olmasına yol açabilir. Bu nedenle evlerin bu konuda denetlenmesi gerekiyor. Çocuk doktorlarının bu işte daha aktif sorumluluklar üstlenmeleri gerekiyor.

TEK BEKLENTİNİZ ALLAH RAZI OLSUN DUASINI ALMAK OLMALI

Büyümenin bir kader olmadığını düşünüyorum. Boy kısalığı olan birçok çocukta çok güzel gelişmeler elde ettik. Doğal gıdalarla, hormon kullanmadan 8 cm, 10 cm uzayan çocuklarımız var. Çağımızın vebası dediğimiz astım üzerinde bitkilerle çalışma yapıyorum. Yakın zamanda astıma da bitkilerle çare bulunabileceğini düşünüyorum. Bunun haricinde vitiligo, çocukluk çağı kanseri üzerine de doğal çalışmalar yapmak istiyorum. Yaptığınız iş sonrasında insanlardan tek beklentiniz, “Allah razı olsun” duası almak derdinde olunmalı.

Çocukların bebeklik dönemlerinin çok önemli olduğunu belirttiniz. Doğum süreci ve anne sütünün bu konudaki önemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Avrupa’da sezaryenle doğum oranı yüzde 8 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 81 civarında. Bu konuda kısıtlamalar var ancak yasaklardan ziyade bu bilincin insanlara yerleştirilmesi gerekiyor. Hekimlerin üzerindeki adli yükü azaltmak lazım. Normal doğumda oluşan en küçük bir sorun dolayısıyla insanlar doktorlara yüklü miktarda tazminat davaları açabiliyor. Buna karşılıkta doktorlar için sezaryen daha kolay bir hal alıyor. Tabii yalnızca doktorlar açısından değil annelerde de estetik kaygılar nedeniyle bir kolaya kaçış mevcut.

90’LI YILLARDA BU ÜLKEYE ZEHİR SOKTULAR!

Ülkemizde ilk 6 ayda anne sütü kullanımı yüzde 3 civarında. Beyni, böbreği, bağırsağı, annelik içgüdüsünü geliştiren ve daha birçok faydası olan anne sütünün kullanım oranı ne yazık ki çok düşük. Emzirme sırasında salgılanan serotonin hormonu annenin mutlu ve huzurlu olmasını sağlıyor. Bu ilahi bir sonuçtur. O nedenle emzirmeyen anneler psikoza girer. Her ne kadar çocuk anneden faydalanıyorsa, annede çocuktan faydalanıyor bu konuda. 90’lı yıllarda bu ülkeye zehir soktular! Mama anne sütünden daha değerli dediler. Her sene milyarlarca dolar mamalara veriyoruz. Doğal bir mama tarifi hazırladım. Bu konuda fırtınalar kopardılar. Aslında bebek mamalarının reklamının yapılmaması lazım. Bu konunun özendirilmemesi gerekiyor. Mama kullanan çocuklar ne yazık ki erken ergenliğe giriyor, boyları genellikle kısa kalıyor ve gelişimlerinde sorunlar gözlenebiliyor.

ONLAR BU VATANIN ÜVEY EVLATLARI DEĞİLDİR!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Savan Günay bir yazısında “Suriye’den gelen büyük tehlike çocuklarımızı tehdit ediyor” diyerek Suriye’den gelen aşılanmamış çocukların büyük bir tehlike oluşturduğundan ve bunun faturasını Türk çocuklarının ödeyeceğinden bahsetmiş. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu yazıyı yazan insanın çok vicdansız olduğunu ve bu yazıyı kasıtlı olarak yazdığını düşünüyorum. Bu yazıyı yazan doktorun Suriye’ye gidip orayı ve orada bulunan çocukları görmesi lazım. 10 yıl öncesinde ki oranlar ile bugünkü oranlar hemen hemen aynı. Çocuklar suçiçeği olabilir zaten bu bir süreçtir ve normaldir. Tabi ki bir aşılama programı olması gerekiyor ancak bu konuda böyle kişilere prim verilmemeli. Bizlerde Suriyelilerin yerinde olabilirdik. Bu tarz söylemlerin çıkması üzerine insanlar Suriyeli gördüklerinde yaklaşmamaya çalışıyor ve bu insanları tersliyorlar. Biz kim oluyoruz da Allah’ın toprağında onları istemiyoruz. Suriyeli çocuklarda bizim çocuklarımız. Bu ülkenin vatandaşı olan çocuklar kadar onlarda bu ülkede yaşamayı hak ediyor. Onlar bu vatanın üvey evlatları değildir!

“Anadolu Ekolüyle Gebelik ve Annelik” kitabınızdaki bahsettiğiniz Anadolu ekolünden” bahsedilir misiniz?
Normal doğumu özendirmemiz ve doğal yöntemlere geri dönmememiz lazım burada bahsi geçen Anadolu ekolünde bunu anlatmaya çalıştık. Ebe yetiştirilmesi ve doğal yöntemlerle doğumların gerçekleşmesi gerekiyor. Binlerce yıl okutulmuş İbn-i Sina’nın yöntemlerini geri kazanmamız lazım.

“Fıtratına uygun çocuk yetiştirmek” kitabınızda, “Tabiatına, fıtratına uygun büyümek her çocuğun hakkı” olduğundan bahsetmişsiniz. Sizce, bugün çocuklarımız fıtratlarına uygun eğitim görüyorlar mı?
Ülkemizde Montessori eğitimi dediğimiz bir sistem ve bu sistemi uygulayan okullar var. Montessori eğitimi, iyi bir Hıristiyan çocuk yetiştirmek için kullanılan eğitimdir. Osmanlı’daki Sıbyan mektebini beğenmeyenler Montessori eğitim sistemini kabulleniyorlar. Bu sistemin uygulanmaya devam edilmesi dini eksikliklere ve ülkedeki birçok çocuğun kaybedilmesine fıtratına uygun çocuklar yetişmemesine sebebiyet verecektir.


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen