Ziraat Katılım Bankası Genel Müdürü Arslan: Katılım bankaları hep kâr etmez

Ziraat Katılım Bankası Genel Müdürü Osman Arslan Katılım bankalarının hiç zarar etmediği şeklindeki kanaatin yanlış olduğunu belirterek, “Ticari hayatın doğasında kâr da zarar da birlikte yer alır. Her yapılan işlemden kâr eden bir ticari yapının varlığı mümkün değildir” dedi.

Ziraat Katılım Bankası Genel Müdürü Arslan: Katılım bankaları hep kâr etmez

HASAN TAŞKIN / MÜLÂKAT

Genel Müdür Osman Arslan, katılım bankalarının durumu, ekonomik veriler, katılım bankası ve mevduat ilişkilerini Diriliş Postası’na anlattı.

Sayın Arslan, katılma hesapları ve mevduat ilişkisi deyince ne anlamalıyız?
Tasarruf sahiplerinin, Bankacılık Kanunu kapsamında fon toplamaya yetkili bankalar nezdinde tuttuğu paralar kanundaki ifadesiyle mevduat olarak tanımlanmaktadır. Katılım bankalarının topladığı fonlar ise aynı kanun kapsamında katılma hesapları olarak ifade edilmektedir. Tanımları itibariyle fon toplama anlamında benzer ürünler olarak görülse de katılma hesapları ve mevduat hesapları niteliği itibariyle tamamen farklıdır.
Konvansiyonel bankacılık ürünü olan mevduat hesaplarının vade başlangıcında, tasarruf sahibine banka tarafından vade sonundaki getirinin ne olacağı belirtilir ve bu tutar garanti edilir. Burada, paranın parayla mübadele edilmesi ve getirisi garanti edilmiş bir işlem olması sebebiyle faiz kavramı vardır. Katılım bankacılığında ise tasarruf sahibiyle katılım bankası arasında emek sermaye ortaklığına dayanan bir sözleşme vardır. Bu kapsamda topladığı fonları farklı ticari alanlarda değerlendiren katılım bankası, elde ettiği kârı tasarruf sahipleriyle paylaşmaktadır. Paylaşılan kâr tutarı, vade sonunda ortaya çıkan, önceden garanti edilmemiş ve gerçek bir ticari işleme dayanan bir tutar olduğu için faiz değildir. Bu sebeple, katılma hesapları ile mevduat hesapları aynı kanun çatısı altında düzenlenmiş olmakla birlikte dayandıkları prensipler itibariyle farklı ürünlerdir.

Katılım bankalarının kâr zarar ortaklığı var, ancak kimse zarar etmiyor. Bu konudaki algı doğru mu? Neler söylersiniz?
Katılım bankalarının hiç zarar etmediği şeklindeki kanaatin yanlış olduğunu belirtmek isterim. Ticari hayatın doğasında kâr da zarar da birlikte yer alır. Her yapılan işlemden kâr eden bir ticari yapının varlığı mümkün değildir. Öte yandan, katılım bankaları herhangi bir sektörde faaliyet gösteren bir tüccardan farklı olarak onlarca değişik sektörden binlerce müşteriyle çalışmaktadır. Müşteri portföyünün farklı sektörlere ve müşterilere dağıtıldığı bu yapı içerisinde riskin analizi ve yönetimi için profesyonel departmanları vardır. Tüm bu özenli ve detaylı iş modeline rağmen işlem bazında beklentilerin gerçekleşmediği durumlar da yaşanmakta ve müşterilerin bir kısmı yükümlülüklerini yerine getirememektedir. Bu durumda, o işlem özelinde zarar gerçekleşmiş olmaktadır fakat katılım bankasının farklı alanlarda farklı müşterilerle gerçekleştirdiği diğer işlemlerinden elde ettiği kâr tutarı gerçekleşen zararın üzerinde olduğundan nihai olarak kâr edilmektedir. İşlem bazında görülen zarar, toplam kâr rakamını bir miktar aşağı çekse de tasarruf sahipleri toplam kâr havuzundan pay aldıkları için katılma hesaplarına kâr payı yansıdığını görmektedir.

Üretime dönük çalışmalarınızı biraz anlatır mısınız?
Üretime dayalı sektörler katılım bankacılığının ana hedef kitlelerindendir. Ziraat Katılım olarak biz de başta KOBİ’ler olmak üzere üretim sektöründeki firmalara destek olmaktayız. Bilançomuzda KOBİ segment firmaların payını her geçen gün artırmaktayız. KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak üzere yaptığımız çalışmalar kapsamında Dünya Bankası kaynaklı katılım bankacılığı prensiplerine uygun fon kullandırımlarına da başladık. Ayrıca, ilk kâr-zarar ortaklığı projelerimizi başarıyla hayata geçirdik.

Ekonomik veriler ile ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir?
Küresel piyasalarda, ABD başkanlık seçimleri sonrasında yaşanan hareketlilik gelişmekte olan ülke piyasalarına olumsuz yansımaktadır. Ülkemiz ise bu dalgalanmadan görece daha az etkilenmektedir. 15 Temmuz’daki darbe girişimi ve ardından yaşanan gelişmeler sonrası uluslarası kredi derecelendirme kuruluşları Moody’s’ ve Fitch’in Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para cinsinden kredi notunu durağan seviyenin altına indirmelerine rağmen, yabancı yatırımcılar Türkiye’nin temel ekonomik göstergelerine duydukları güveni sürdürmektedir.
Ülkemiz, geride bıraktığımız dönemde hedeflenenden bir miktar düşük oranda ekonomik büyüme kaydetse de hükümetimiz tarafından alınan önlemlerle yılın son çeyreğinden başlayarak iyileşmenin başlayacağı öngörülmektedir. Bu süreçte, yatırımları ve üretimi artırmayı amaçlayan teşvik tedbirleri uygulamaya alınmış ve finansal piyasaları rahatlatacak adımlar atılmıştır. Bu önlemler, piyasalar açısından olumlu karşılanmış ve Orta Vadeli Program (OVP) içeriğinde belirtilen hedefler doğrultusunda yol alınmaya başlanmıştır.

Katılım bankalarının Türkiye’deki faaliyetleri ve genel durumunu anlatır mısınız?
Dünyada bilinirliği ve hacmi her geçen gün artmakta olan faizsiz bankacılık iş modelinin ülkemizdeki uygulayıcıları katılım bankalarıdır. Ülkemizde yaklaşık 30 yıllık bir geçmişe sahip olan katılım bankacılığı, dünya genelinde Uzakdoğu’dan Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada 1970’li yıllardan itibaren uygulanmakta ve etkinliğini arttırmaktadır. Küresel ölçekte 2 trilyon USD seviyesinde hacme sahip olan faizsiz finans siteminin ülkemizde de etkinliğini ve yaygınlığını arttırmak için katılım bankacılığının gelişmesi önem arz etmektedir. Ülkemizde halen üçü özel ikisi kamu sermayeli beş katılım bankası yaklaşık bin şube, on dört bin personel ile hizmet vermekte ve 40 milyar USD seviyesindeki bilanço büyüklüğü ile sektörün genelinden %5 pay almaktadır. Bu oran 2000’li yılların başında %2 seviyesinden artarak gelmekle beraber nihai pay olarak yetersizdir. 2025 strateji belgesinde bu payın %15 seviyesine ulaşması hedeflenmektedir. Bu hedefe ulaşmak için yeni oyuncuların sisteme girmesi, sermaye desteği ve uluslararası yatırımcıların da taleplerine cevap verebilecek ürün ve hizmetlerin sunulması gerekmektedir. İstanbul’un Londra ya da New York gibi uluslararası bir finans merkezi olabilmesi için katılım bankacılığı alanında da aktif bir oyuncu olmamız gerektiğinin farkındayız. Bu çerçevede katılım bankaları olarak hizmet kalitemizi ve ürün yelpazemizi geliştirmeye çalışıyoruz.

Katılım bankaları kendi içinde bir birlik oluşturuyor mu?

Katılım bankalarımızın mesleki birlik kuruluşu, tüm katılım bankalarının üye olduğu Türkiye Katılım Bankaları Birliği’dir (TKKB). Bu birlik nezdinde ortak sorunlar tartışılmakta, katılım bankacılığının sektörün genelinden aldığı payın yükseltilmesi ve dünya standartlarında finansal ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi için BDDK başta olmak üzere ilgili otoritelerle işbirliği halinde çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmaların bir parçası olarak da 2015-2025 Türkiye Katılım Bankacılığı Strateji Belgesi TKKB tarafından yayınlanmıştır.


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder
Facebook'da Beğen