Süleymaniye

Süleymaniye

“Süleymaniye senin halin içgüveysinden hallice” Süleymaniye artık huy edinmişti kendi kendine sorular sorup cevaplar vermeyi. Bazen sorduğu soruların cevabını bulamıyordu. Köşesine çekilip içindeki sesleri susturmaya çalışıyordu. Başarısız olsa da çoğu zaman, bunu denemenin bile büyük erdem olduğuna inanıyordu tarihi cami  Ziyaret edeni çoktu Süleymaniye'nin, ama halindan anlayanı çok azdı, bazıları hiç dönüp bakmamıştı bile Süleymaniye'nin kırışan yüzüne. Hiç sormamıştılar gözyaşlarını, neden ağladığını. Okşamışlardı sanat ,aşk, estetik kokan  duvarlarını ama sadece okşamıştılar işte. Cemaat yatsı namazını kılıpta çıktıktan sonra yalnızlığa gömülüyordu Süleymaniye.. Kuvvetle esen rüzgar uğultularıyla sağır etmek için uğraşıyordu sanki Süleymaniye'yiyi.. Bunları düşünüp derin bir iç çekti tarihi Cami…

Hatrına Mimar Sinan geldi.. nasılda duyarlıydı. Ne kadar içten davranmıştı. Ne heveslerle imar etmişti. Doğumunu düşündü, onun büyümesi insanlığa hizmet etmesi için etrafında koşturan onlarca insanı hatırladı. Kimi evladını kimi sıcacık döşeğinde avradını bırakıp gelmişti. Sırf Süleymaniye'yiyi büyütmek için. Ve atılan her adım mükafatıyla geri dönmüştü. Hedefine ulaşmıştı insanlık. Cenab-ı Hakkın büyük lütfü inmişti arştan İnsanlığa adanmış bu muştu gerçekleşmişti...  Süleymaniye olgunlaşmış kıvamına gelmişti. Ne de çok sevinmişti Kanuni Sultan Süleyman görünce bu yağız camiyi. Herkes Süleymaniyeye hayrandı. Ünü taa Kurtuba'ya kadar gitmişti.

Yeni inşa edilen bütün mabetler Süleymaniye'ye rakip görüyordu kendini. O yeni, son teknoloji mabetlere gidenler hep temizmiş, gezmeyi, geziciliği çok seviyorlarmış , sürekli caminin etrafında tur atıyorlarmış da falanmış da filanmış.. Bunları anımsayan koca caminin yüzünde tebessüm belirdi. Bu acı bir tebessümdü. Tertemiz yüreği olan bu ulu cami , yeni mabetlere ne diyeceğini bilemiyordu. Evet yaşlı olduğunu kabul ediyordu. Yüzü de kırışmıştı ama yobaz ne demek oluyormuş azizim diye iç geçirdiği anda Süleymaniye, o çok sevdiği, halinden anlayan nadir ‘adam’lardan olan Necip Fazıl’ı anımsadı... Ona da yobaz demişlerdi ama bu güzelim insan hemen yapıştırmıştı cevabı: “ Allah için yobaz olmuşuz çok mu!!. Bu güzel hatıra bile acısını dindiremedi ihtişamlı caminin.

Tarihe şahitlik etmiş bu koca cami, bu yeni yetmelere haddini bildirmeliydi. Bakındı etrafına göremedi Süleymanları, Sinanları, Gönenli Mehmetleri. Cemaati zaten anlamıyordu hiç halini.  Göz yaşlarını silmek için bir mendil bile uzatmamıştılar ne zamandır. Ne yapmalıydı, nasıl yapmalıydı diye düşünürken uykuya daldı yıllara meydan okuyan Süleymaniye. Uykusunu alıp dinç uyanmalı ve sabah ezanında cemaatini davet etmeliydi kucağına bütün içtenliğiyle. Onları tekrar bağrına basıp korumalıydı. Belki bir gün kıymetini anlayan bir Sinan çıkardı aralarından. 



Facebook'da Beğen