Şeyh Olmak Kolay Mı?

Şeyh Olmak Kolay Mı?

Yasin, 1938 yılında Filistin'in Britanya Mandası olarak yönetildiği dönemde küçük bir köy olan El-Cura'da doğdu. Henüz 3 yaşında iken, babası Abdullah Yasin'i kaybetti. İsrail'in kurulmasının ardından yaşanan 1948 Arap-İsrail Savaşı'nın ardından binlerce Filistinli gibi mülteci konumuna düştü ve Gazze Şeridinde Curat Şams bölgesine sığındı. Siyonist işgalin ilk tanıklarından biri kendisi.

Daha sonra Gazze'ye döndü ve öğretmenlik yapmaya, aynı zamanda camilerde vaazlar vermeye başladı. Hızla ünlenen Yasin, Gazze İslâm Enstitüsü'nün başına getirildi. Bu dönemde evlendi ve 11 çocuğu oldu. Müslüman Kardeşler'in Filistin koluyla irtibata geçti. 1987'de İntifada hareketi sırasında Abdülaziz el-Rantisi ile Müslüman Kardeşler'in Filistin Kanadı'nı kurdu ve ruhani lideri oldu. Kurduğu Hamas örgütü, yaptığı faaliyetler nedeniyle İsrail'in nefretini kazandı.

1989'da İsrail Güvenlik Güçleri tarafından tutuklandı. Bu dönemde işkenceye uğradı, dört gün süreyle tahta bir sandalyeye bağlı olarak oturtuldu ve uyuması engellendi. Daha sonra Ramallah Cezaevine gönderildi. Sekiz yıl hapiste kaldıktan sonra Eylül 1997'de  Ürdün'de yakalanan iki Mossad ajanıyla takas edilerek serbest bırakıldı. Amman'da Kral Hüseyin tarafından tedavi ettirildikten sonra Gazze'ye döndü.

2003’de İsrail'e ait bir savaş uçağı Gazze'de bir binaya füze saldırısında bulundu. Yasin saldırı sırasında binadaydı ancak kurtulmayı başardı. İsrailli yetkililer daha sonraları saldırının hedefinin Yasin olduğunu doğruladılar.

Ahmed Yasin 22 Mart 2004 tarihinde bir İsrail saldırısıyla şehit edildi. Sabahın erken saatlerinde namazdan dönerken, bir İsrail helikopteri Yasin ve iki korumasının üzerine füze fırlattı. Yasin ve korumaları, çevreden geçmekte olan dokuz kişiyle birlikte olay yerinde ebedi aleme göçtüler.

Bu arada az daha unutuyordum. Ahmet Yasin daha 15 yaşındayken bir kaza sonucu kafasının üzerine düşüp, boyun kemiğini kırmıştı. Bunun neticesinde boyundan aşağısı felç olmuştu. Yasin, yukarıda bahsettiğim destansı mücadelesini, tekerlekli sandalyeye mahkum felçli biri olarak gerçekleştirmişti. Hikayenin can alıcı noktası işte tam olarak burasıydı.

Ahmet Yasin Filistin Davasının, Hamas’ın manevi önderiydi, akıl hocasıydı. Ahmet Yasin ismi bize biraz yabancı gelecektir ancak Şeyh Ahmet Yasin dersek onu herkes tanır. Hani tekerlekli sandalyesinde etrafına gülücükler saçan, yüzünden, gözlerinden ve sakalından başka elini dahi  göremediğimiz, omuzlarının üzeri sürekli bir örtüyle örtülü adamdan bahsediyoruz. Sadece fikirleriyle insanları yönlendiren, onlara yol gösteren ve bu sebeple Siyonistlerin üstüne korku salan bir mücahid. Kalbinde zerre ümitsizliğe yer olmayan bir önder.

Bütün bunları niye mi anlatıyoruz. Engelli insanların neler başarabileceğini bize öğütleyen seküler öğretilere dikkat çekmek için değil elbette. Sadece kendimize anlatıyoruz. Kendini Müslüman olarak tanımlayan, Ümmetin geleceğini kendine dert edinmiş, birbirlerini sanal sınırlarla bölmeyen, aralarında kardeşlik hukukunu tesis etmeye gayret eden herkese anlatıyoruz. Kendini İslam Davasının bir neferi kabul edip de, mücadele sahası olarak kendine sadece sosyal medyayı, gazete köşelerini, satır aralarını seçen; kalbinde iyilikten başka bir şey bulunmayan ancak bu iyiliğini aktif olarak sahada, meydanda, sokakta göstermeyen tüm kardeşlerim için yazıyorum. Kimseye değil, kendimize yazık ederiz eyleme geçmezsek.

Şeyh Ahmet Yasin tekerlekli sandalyesinde basit şeyleri başarıp da alkış beklemedi. Yüce bir dava uğruna engel tanımadan, düşmana korku salarak, ahiret yolunda heybesini doldurarak, şehadeti arzulayarak yaşadı. Sonunda Rabbim ona şehadeti de nasip etti. Allah ondan razı olsun.

Nasıl bir kahramanımız varmış değil mi? Emperyalist Batı’nın hayali kahramanlarına hiç benzemiyor değil mi?



Facebook'da Beğen