Yazıyoruz...

Yazıyoruz...

Yazıyoruz, ahvalimizi ortaya dökmek için yazıyoruz. İmanlı kalplere sürur vermek için yazıyoruz. Ben de varım demek , birliğimizi beraberliğimizi kuvvetlendirmek için yazıyoruz. Yazıyoruz içimizi döküyoruz dostlara, düşmanlara. 

Unuttuğumuz bir şeylerden biri de Kuran-ı Kerim’deki surelerin birinin adının kalem olduğu ve bu surenin başında Yüce Mevlamızın kaleme yemin etmiş olduğudur:

Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun! ( Kalem-1)

Allah satır satır yazdı kainatı ve okumamız için önümüze serdi. Gelen geçen çok oldu dünya kervanından kimileri okudu , çözdü sırları, kimileri baktı, göremedi hakikati. Bazısı sadece hayvani hislerini tatmin ederek , ona bahşedilen kapasiteyi kullanamadan pragmatist ve hedonist davranışlar sergiledi. Bazısı Allah elçilerinin sözlerine kulak verdi ve alemlere diğergamlığı, fedakarlığı öğretti. Bu kahramanlar sırf Allah için sevmenin her şeyden daha değerli olduğunu bildi . Bildi ve taşı, toprağı,ağacı O’na(c.c) bakan yönüyle sevdiler. Bütün kainat sevgiye değer oldu bu kahramanlar için. Seneler geçti ve biz bu kahramanları sadece kitaplarda okur olduk. Göremedik etrafımızda. Değişen neydi? Kitap aynı kitaptı , din aynı dindi.

Ne değişti o halde?

 Herkes farklı cevaplar öne sürebilir bu soru için, bense naçizane kendi fikrimi söylemek istiyorum. İslamiyet’in aslından yani Kur’an’dan uzaklaştık. Onu tek bir anlama indirgedik, meallerde yazan tek cümlenin gerçek Kur’an olduğunu zannettik. Kapattık içtihad kapısını. Yeni, farklı yorumlar getirenleri tekfir ettik. İslam’ı günümüz şartlarında yorumlamak isteyenleri sahih olmayan hadisleri kaynak göstererek mürted ilan ettik. Kendimiz gibi düşünmeyenlere karşı tahammülsüzleştik. Onlara Yaradan tarafından verilmiş haklarını ellerinden almak istedik. Sırf bizim gibi inanmadığı için insanları nefret objesi olarak hedef gösterdik. Yaradılanı yaratandan ötürü sevemedik ve kaybeden biz olduk. Bölündük, parçalandık ve güçsüzleştik.

Vaziyetimiz böyle. Bunları yazmak bile benim yaşama sevincimi söndürmek için yetti. Ümitsizlik kapısından içeri girdim. Baktım ki her yer karanlık ve yolumu bulamıyorum. Yaktım fenerimi ve önüme baktım , baktım ve anladım ki bu yol çıkmazdır. Anladım ki ümitsizlik yolu sonunda bir yere ulaşamayacığım. İlaveten, yol boyunca harcadığım dakikalarımı bir daha geri elde edemeyeceğim. Bütün bunları düşünerek, koşarak çıktım bu yoldan kapattım ümitsizlik kapısını ve kahramanların hayatına baktım tekrar. Onların yürüdüğü yoldan yürüyüp onlar gibi ümitle bakmak istedim yarınlara. Ümit kapısından girdim ve yürüdüm ne dakikalarım zayi oldu, ne de pişman oldum. Yolumu kaybettiğimde baktım yoldaki işaretlere yolumu buldum. Korktuğumda baktım yolun yolcularına sürur verdi vaziyetleri bana. Tereddüt ettiğimde, baktım yolu tamamlamış olanların vaziyetine sükunetle doldum. Emindim artık yolumdan. İslam coğrafyasının ahvali kötü olsa da ümitle bakacağız yarınlarımıza ve bu kutlu davadan vazgeçmeyeceğiz. Yalnız kendimiz için değil, bütün mazlum coğrafya için umudumuzu yitirmeyeceğiz..

 

 

 



Facebook'da Beğen