AYM’nin “Altan”giller kararı ve kamuoyu vicdanı


 Altangiller deyimini FETÖ’nün basın-medya organlarında söz söyleyen, yazı yazan, birilerine mesaj veren, NATO’yu müdahaleye “davet eden”, olası darbe girişiminde görev alacakları yüreklendiren, Feto’yu terör faaliyetlerinden aklamaya çalışan tüm gazeteci ve akademisyenler için kullanıyorum.

2013’te başlayan 15 Temmuz 2016’ya doğru giden süreçte bu kişiler, FETÖ’nün ekranlarında veya gazetelerinde ortaya koydukları dezenformasyon, iftira ve propaganda süreçlerini hangi vasıfla icra ettiler?

FETÖ’nün üyesi, sempatizanı, destekçisi veya maaşlı elemanı? Bilemiyorum, buna yargı karar verecek ama bildiğim bir tek şey var; tüm yapılanlar darbeye giden süreçte yoldaki taşları bir bir dizmeye hizmet etmiştir.

Toplum olarak topyekûn bir şekilde şunu söylüyoruz; darbe kötüdür, darbenin iyisi, gereklisi, meşrusu olmaz. Darbeyle yüzleşmeliyiz. Darbeye tevessül eden, darbe faaliyeti yürüten, görev alan herkes yargılansın ve milletin, devletin birikimlerine göz dikmiş hainler cezalandırılsın.

Buraya kadar güzel. Peki bu kapsamda sadece askerler mi suç işlemiştir? Elbette hayır. 60 darbesinden bu yana tüm darbelerde istisnasız darbenin ekonomi-finansman ayağı, gazeteci-akademisyen ayağı, sivil toplum ayağı da vardır. Bunlar es geçilemez, görmezden gelinemez. Görmezden gelirsek, ihmal edersek darbeyle gerçekten yüzleşmiş sayılmayız ve ülkenin darbelerle olan makûs talihini bozmak için gerekeni yapmamış oluruz.

Bir de şöyle bir savı ortaya atanlar var: “Gazeteciler, akademisyenler fikir ve basın özgürlüğü çerçevesinde istediklerini söyleyebilirler. Onların yazdıkları, söyledikleri suç kapsamına girmez!” Bu söylem terör örgütlerine hizmet için uydurulmuş bir kılıftır. Gazetecilik faaliyeti ve akademisyen görüşleri eğer bir ülkenin demokrasisine darbe vuruyorsa ve terör faaliyetlerine hizmet ediyorsa suçtur. Avrupa’da, ABD’de bu kapsamda işinden atılan gazeteciler, akademisyenler görürsünüz. Sisteme tezat düştüğü için sistem dışına atılan entelektüellerin hesabını soran var mı acaba? Kapatılan dergiler, gazeteler… Bu konuda konuşanları göremiyorum.

İleri demokrasi için ‘darbe’lerle yüzleşmeliyiz.

60 darbesinde ne olmuştu? Suçlular hayatta olmasalar bile kim ne yaptı? Netleştirilmeli, okul müfredatlarına geçmeli, genç nesiller bilinçlendirilmeli.

27 Mayıs’ta dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Bayar’ı makamından alan muhafız alayının başı Osman Köksal ismini hala Cumhurbaşkanlığı sitesinde görmek mümkün. Bu darbecilere hesap sormadığımızı ve toplumda itibarlarının devam ettiğini gösteriyor.

28 Şubat postmodern darbesine gelirsek darbenin medya üzerinden gerçekleştirildiğini hepimiz biliyoruz. Peki medya ayağı nede yargılanmıyor? Veya başka bir husus; 28 Şubat mağdurlarının mağduriyeti neden hala devam ediyor? Hapistekiler neden hala içerde?

Yapılan hatalar, eksiklikler 15 Temmuz davasında tekrarlanmamalı.

AYM’nin kararı kamu vicdanında yara açmıştır.

Darbeyi çıplak elleriyle durduran bu kahraman halkın beklentisi ekranlarda darbe çığırtkanlığı yapanların da gereken cezayı almasıdır.

 



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen