Mutmain kalpler


Sosyolog Pierre Bourdieu şöyle der:

“Belli başlı konulara yoğunlaştığımda ve bunları defalarca gözden geçirdiğimde, bir defa incelediğimde ulaştığımdan daha doyurucu tahlillere ve sonuçlara ulaşabiliyorum. Bunu kolayca bir zihin konforuna kavuşmak yerine konuyu farklı cephelerden defalarca ele alarak her seferinde daha ileri ve daha ince bir aşamaya ulaşmak ve meseleyi en iyi şekilde anlamak için yapıyorum. Bu yöntem bana her seferinde daha önce fark etmediğim yeni ve gizli ilişkileri keşfetme imkânı sunmaktadır.”

Ben de aynı yöntemi kullanıyorum. Şiddet; insanın maruz kaldığı ama insana asla yakışmayan bir hastalıktır. Zira insanın insanlığı şiddet sarmalından çıkabilmesinde saklıdır. Şiddet konusunu ısrarla işlediğimde ve dinî, tarihî ve insani açılardan bu hastalığı incelediğimde, insanın düşünce sağlığının şiddetten berî olabilme kudretiyle doğru orantılı olduğunu görmekteyim. Nitekim insan ancak şiddetten uzak durduğunda anlamaya elverişli hâle gelmektedir. Zira şiddet, daha en başında düşüncede başlamaktadır. Sonra dile/söze intikal etmekte, daha sonra ellerimizde eyleme dönüşmektedir. Çünkü insan, kendi tasavvurunu baskı ve şiddet yoluyla başkasına dayatmak istemektedir!

İnsanın eli ve kası; kılıç, ateşli silahlar, atom bombası gibi (öldürücü) ürünlerle ziyadesiyle güçlenmiştir. Bu durum karşılıklı savaş yürüten herkesi olağanüstü zor bir duruma sokmuş, kafalarını karıştırmış ve canlarını koruyabilmek için şiddeti yasallaştırmak zorunda bırakmıştır! O kadar ki, sahip oldukları en büyük kuvveti kullanma yetenekleri geri dönülmez şekilde ortadan kalkmıştır! Bu vahim süreç hem kendilerine hem de düşmanlarına büyük bir kahır olarak geri dönmeye devam edip gitmektedir.

İnsanlığın yeni bir söylem benimseyebilmesi için önce bu şiddet söyleminin cenderesinden çıkabilmesi gerekmektedir. Mesela, sonuçlara bakarak tasavvuru yeniden oluşturma yöntemini benimseyebiliriz. Sadece insanlığın hayrına sonuçlar veren tasavvur ve anlayışları insanlara aktaralım ve açıklayalım. Şiddetin önce kalpte ve düşüncede kurgulanan yanlış tasavvurdan kaynaklandığını anlatalım. Bir insana kendi düşüncemizi benimsetmenin en etkin yolunun şiddet olduğuna zannederek yola koyulduğumuzda ona baskı yapmaktan geri duramayız. Bu yaklaşım bizi önceliği şiddete ve araçlarına vermeye götürür. Bu da ilmi, kitabı ve kalemi (bilgi, ilke ve düşünce araçlarını) hafife almamıza yol açar. İnsanlık tarihine dönüp baktığımızda bunun sayısız örneklerini görürüz, zaten günümüzde de bu acı örnekleri görmeye devam etmekteyiz.

İnsan ilişkilerinde önceliğin şiddete ait olduğuna iman ettiğimiz ortadadır. Gözlerimizin önündeki bu olguyu görüp süratle bu (tehlikeli) gidişattan geri dönmemiz gerekir. Aksi takdirde krizlerin tırmandığı zamanlarda iliğimize kadar öncelikli değer olarak işleyen tarihî ve hayali kahramanlıklara sığınarak şiddeti tırmandırmış oluruz. (Bir düşünelim), insanlar alimlere hürmet ederken onların güçlü kaslara sahip olup olmadığı hiç akıllarının ucundan geçer mi? Ama bir boksörü hatırlatacak olursanız hemen onun bir yumrukta rakibini nasıl nakavt ettiği ve öldürdüğünü hatırlayacaklar ve onun kas gücüne saygı duyacaklardır. Oysa bunun ilimle, insanlıkla ve insanın gerçek kudretiyle bir alakası yoktur!

Bir insanın büyüklüğü onun fiziki gücüyle ölçülmez. Zira; “Gerçek pehlivan güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir.”[1] Kaldı ki kinini yutabilmek ikinci mertebedir. İlk mertebe gayzın/kinin kalbimizde hiç oluşamamasıdır. (İnsanlık olarak bizim) kalplerimize orman kanunlarından çıkıp sonuçlardan ders alarak anlama kanunlarına intikal edebilmenin sevincini yerleştirmemiz gerekir. Kin, nefret ve baskı kurma arzusu kalplerimizden çıktığında selim bir kalbe ve mutmain (doyuma ermiş, sükunete kavuşmuş, durulmuş) bir nefse kavuşmuş oluruz. İşte o zaman dünyamıza sahih (sağlam, doğru) bir tasavvur sunmuş oluruz. İşte o vakit kalplerimize itminan (doyum, huzur) yerleşmiş olur. Zaten kalpler ancak Allah’ın zikri (her an O’nun huzurunda bulunduğumuz bilinci) ile itminana kavuşabilir…[2]

Çeviri: Fethi Güngör

[1] Buhari, Edeb 5763; Müslim, Birr 2609.

[2] Müellif burada şu ayet-i kerimeye atıf yapmaktadır: “Elâ bi zikrillâhi tatma’innu’l-qulûb: O’na yönelenler, inanıp güvenen ve Allah’ın zikri (Kitabı) ile kalpleri yatışanlardır. Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikri ile yatışır.” (Ra’d 13:28). (Çeviren).



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen