Moğolistan Günlükleri: Bozkırın çocukları-14


18 EYLÜL 2014 PERŞEMBE

CENGİZ HAN ANITI VE MÜZESİ

Tonyukuk abidelerinden ayrıldıktan sonra Cengiz Han'ın dev heykelinin yapıldığı parka gidiyoruz. Son yıllarda yapılmış bu kadar büyük bir heykel görmedim. Parka Cengiz Han'ın atlarının maketlendiği yüksek kapıdan geçilerek ulaşılıyor. Bu kapı Berlin'deki Brandenburg Kapısı’nı çağrıştırıyor. Kapıdan girince sağ tarafta büyük bir Moğol çadırı var. Araçların park yerinden dev heykele çıkmak için epeyce basamak yürümek gerek. Sonra sizi iki atlı süvari karşılıyor. Bu atlı süvariler yüzlerini güney doğuya çevirmişler sanki eski Çin’e çıkılan seferlerin rüyasını görüyorlar. İşin ilginç yanı Cengiz Han’ın atı da Pekin’e bakıyor. Çinlilerde Moğollar gelmesin diye Çin Seddi’ni sürekli tamir ediyorlar. Moğollar Türklerle beraber geldiklerinde Çin’in işi zordu. Şimdi ne o Moğollar ne de Türkler. Nereden gelirse gelsin yeter ki turist gelsin diye hizmette sınır yok.

Alt katta iki dev Moğol çizmesi heykeli çok şık duruyor. Son zamanlarda özellikle bayanlarda benzer çizmeleri görüyorum yoksa modacılar Moğol çizmelerini mi keşfetti. Üst katta kafeteryanın bulunduğu kattan heykelin at başına çıkılarak vadi görülebiliyor. Obada bir kaç alanda çadırlar var. Sanıyorum bunlar turizm düzenlenmiş çadırlar, heykelin batı tarafında da çok sayıda çadır müşteri bekliyor. Güneşin elini ayağını çektiği bu saatlerde dev atıyla Cengiz Han adeta ‘’artık çekin gidin’’ der gibi gölgesini doğuya doğru uzatıyor.

Heykelin etrafı yeşil alan olarak düzenlenmiş. Bu parkın tam karşısında yolun üst tarafında yeni bir park ve heykel çalışması yapılıyor. Moğollar bu bölgeyi tarihi turistik bir alan olarak canlandırıyorlar.

19 EYLÜL 2014 CUMA

ULAN BATUR

Bu gün Moğolistan'da son günümüz. Sabah milli müzeye gidiyoruz. Önce kamerayla çekim için izin almak için Erke bir teşebbüste bulunuyor ancak cevap olumsuz. Halbuki, müzelerde bulunan eserlerin tanıtılmasının yolu medyadan geçiyor. Medyadan kameradan para almayı bir kenara bırakın üste para vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Medyada buraların görüntülerini gören insanlar daha çok gelecekler. Ancak devlet görevlisi yetkililere bunu kim anlatacak? Onlar mesailerinin dolmasını bekliyorlar. İzin çıkmayınca bu müzeyi fotoğraf makineleriyle çekelim diye girişte makineler içinde iki bilet alıyoruz. Artık fotoğraf makinesiyle de video çekmek mümkün. Aslında bu olay teknolojinin bürokrasiyi nasıl yendiğini de gösteriyor. Biz de öyle yapıyoruz.

MİLLİ MÜZE

Müzenin giriş katında Moğol tarihine ait eserler sergileniyor. Burada bulunan taş tabletlerde hayvan ve insan figürleri bulunuyor. Hayırhan Dağı’nda gördüğümüz Türk kaya resimlerine benziyor. Zaten Moğolistan’da biraz alıcı gözle dolaştığınızda iki kavmin yan yana iç içe yaşadığı kanaatine varıyorsunuz. Milattan öncesine ait küçük ev eşyaları da sergilerde yer alıyor. Yine ilginç yanı milattan önceki dönemlere ait kap kaçaklar dünyanın bütün müzelerinde birbirine benziyor. Mesela kulplu su bardağının örneğini başka müzelerde görmek mümkün. Aklıma ‘’yoksa milattan önce bir küresel çağ mı yaşandı?’’diye sorular takılıyor. Hemen bu salonun bitişiğinde TİKA tarafından organize edilmiş bölümde Türk tarihine ait çok sayıda eser sergileniyor. Tonyukuk abidesinin maketi, gümüş geyik heykeli, balballar, taşbabalar, günlük hayatta kullanılan eşyaların teşhir edildiği yer Türk tarihi açısından büyük önem arz ediyor. Birinci kattan ikinci kata çıkan merdivenin başında kocaman bir Cengiz Han tablosu sizi yukarıdan gözetliyor tıpkı büyük birader gibi. O katta Moğolistan'da yaşayan 20 kavme ait kıyafetler sergileniyor. Hem kadın hem de erkek kıyafetlerinin sergilendiği salonda, kullanılan aksesuarlarda teşhir ediliyor. Geleneksel ve yerel kıyafet ve aksesuarlar çok renkli, çok desenli, çok görkemli duruyorlar. Bu günkü çağdaş kıyafetlerle karşılaştırdığımızda bunların her birinin bir sanat eseri olduğunu kabul etmemiz gerek. Modacıları, tasarımcıları buraya göndermek lazım; kumaşların sağını solunu yırtarak adeta bülbülleri karga yapma marifetinden vazgeçerler belki.

Diğer bir bölümde ise Moğol İmparatorluğu’na ait resimler, eşyalar sergileniyor. Duvarlarda Cengiz Han, Ögidei Han, Kubilay Han'ın fotoğrafları var. Moğolların hayatının bir parçası olan çadırda içindeki eşyalarla canlandırılmış.

Cuma namazını Moğolistan’daki Müslümanlarla kılmak için merkezde bulunan bir mescide gidiyoruz ancak mescit kapalı. Kazak bir iş adamının bağışladığı Kur'an kursunda kılınan cuma namazına yetişiyoruz. Ulan Batur’da bu tür mescit ve kurs gibi yerlerde namaz kılınıyor. Merkezde büyük bir camii inşaatı da devam ediyor. Mimar Sinan tarzı yapılan caminin ana iskeleti ortaya çıkmış. Yapıma karşı çıkanlarda olmuş ancak şehrin merkezinde cami desteklerle tamamlanmaya çalışılıyor.

ŞEHİRDE HAYAT

Namazdan sonra birazda günlük hayattan görüntüler çekiyoruz. Trafik her zamanki gibi yoğun. Başkentin en yoğun kavşağında yüksek bir platforma çıkmış trafik polisi dört bir yönden gelen araç yoğunluğunu idare etmeye çalışıyor. Şehrin merkezinde insan trafiği de araçlar kadar olmasa da yoğunluk arz ediyor. Özellikle insan tiplerine bakıyorum. Moğollarla Kazakların farklarını ayırmaya çalışıyorum. Ancak başarılı olduğumu söyleyemem. Moğollar genelde yuvarlak yüzlü, çekik gözlü, güneş yakmış gibi siyah saçlı, kısa boylu insanlar. Yüz hatları da çok belirgin değil. Kamil Moğolların kazaklardan daha güzel insanlar olduğunu söylüyor. Ama ben ayrım yapamadığım için yorum da yapamıyorum. Şehir merkezindeki çekimlerimizi ana meydana yakın dünya çapında ünlü çanta markasının dükkânının önünde bulunan ünlü gezgin Marco Polo’nun heykelinin önünde bitiriyoruz. Tevafuk mu dersiniz tesadüf mü çekimin sonunu Marco Polo’yla bitirmek bana anlamlı geldi. Övünmek gibi olmasın ama kendimi bir parça Marco polo gibi hissettim.

MARCO POLO

Marco Polo, Venedikli ünlü gezgin. 17 yaşında babasıyla beraber İpek yolunu izleyerek Çin’e gelir. 17 yıl Kubilay Han’ın hizmetinde kalır. Kubilay Han ölünce Venedik’e döner. Bu yolculuk sırasında 1 yıl kadar Moğolistan ‘da kalır. Sanıyorum bu heykeli onun için dikmişler. Yaşadıklarını kitaplaştırır. Rivayet edilir ki Marco Polo ölüm döşeğindeyken şu sözleri söyler ‘’Gördüklerimin sadece yarısını söyledim.’’

Cuma namazından önce geleneksel ürünler satan bir pazara girdik. Pazarda hediyelik eşya olarak daha çok Moğolistan logolu tişörtler, deri çantalar, cüzdanlar, çadır maketleri satılıyor. Biz de taşıması kolay hediyeler aldık.

Çekimler bitince kaşmir ürünlerinin satıldığı büyük bir mağazaya gidiyoruz. Keçi tüyünden yapılan kaliteli ürünler satılıyor. Ancak fiyatları oldukça pahalı. Sadece bakmakla yetiniyoruz. Deve tüyünden çoraplar da oldukça revaçta.

SONA DOĞRU

Son akşam güneşini şehrin üzerinden batıralım diye dün akşam belirlediğimiz gecekondu mahallesine gidiyoruz. Dar ve çukur yollardan ilerlemek oldukça güç. Tahta çitlerle çevrili bahçelerin içinde çadırlar var. Dar bir sokağa girerek arabayı park ediyor, kameramızı kurarak güneşin batışını bekliyoruz. Önümüzde 2 metre boyunda çitler çekimizi engellediği için sehpayı yükseltiyoruz. Hava kararmaya başlayınca şehri koyu gri bir hava sarıyor. En çok dikkat çekenler batı doğu istikametinde akan trafikteki araçların oluşturduğu ışık yoğunluğu. Güneş batıyor hava kararıyor ancak şehir fazla ışıklanmıyor. İstediğimiz ışık değişimini ve görüntüyü vermiyor.

Böylece Moğolistan'da Türk İzleri adlı belgeselimizin çekimlerini tamamlamış olduk. Yoğun, uzun ama yorucu olmayan her şeyin yolunda gittiği bir görevi daha tamamlamanın mutluluğuyla otelimize dönerek eşyalarımızı toparladık. Sabah Türk Hava Yollarının uçağıyla önce Bişkek 'e uğradıktan sonra yaklaşık 9 buçuk saatlik yolculukla İstanbul’a döndük.

Çin’i de dahil edersek yaklaşık 1 aydır süren keyifli bir tefekkür yolculuğundan sonra aklımda kalanları kelimeler halinde vererek özetlemek istiyorum. Türklersiz dünya tarihinin eksik olacağını söyleyen tarihçilere Moğolistansız Türk tarihinin eksik kalacağını hatırlatmak istiyorum. Adeta Türk tarihinin açık hava ansiklopedisi geniş Moğol coğrafyasında binlerce eser yorumlanmayı, kayıt altına alınmayı bekliyor.

AKILDA KALANLAR

Moğolistan'dan aklımda kalanlar:

Koyunlar, keçiler, yaklar, inekler, atlar, develer, fareler, tavşanlar, tilkiler, şahinler, kartallar, gezen kuyruklar, sumlar...

Dağlar, nehirler, göller, çok şeritli toprak yollar, çadırlar, toz, sarıdan yeşile bozkır bitki örtüsü, Rus marka arabalar, Japon marka lüks cipler...

Beşparmak, şırganak, kımız, kurut, sütlü çay...

Cengiz Han, Bilge Kağan, Kültigin, Tonyukuk, balballar, taşbabalar, Şaman, Budist taş tapınaklar, taş mezarlar...

Altay Dağları, Hovd Nehri, Beyaz Nehir, Tull Nehri, Acıgöl, Sarıgöl, Ulan Batur, Bayan Ölgii, Tsengel(Çengel), Hayırhan Dağı, Kaya yazıları, Hovd, Taralin...

Kazak, Moğol, Tuva, Hoton, Uygur, Uranhaylar, Mörgit

Erke, Esenjol, Kamil…

VESSELAM…

Moğolistan Günlükleri: Bozkırın çocukları-13



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen