“Kur’an Allah kelamıdır” inancı kâfi mi?


Sene 2002 yılıydı. Malatya’da alnı “secde” görmüş bir arkadaşımla bir konu hakkında sohbet ederken, konuştuğumuz mevzu ile ilgili kendisine bir ayet söylemiştim. Arkadaşım ise bana şu şekil de cevap vermişti:

-“İyi de o “ayet” bu zaman da geçerli mi?

Bu sözü duyduğum anda, adeta kan beynime sıçramıştı. Bu mesnetsiz söz karşısında ise şu şekil de cevap vermiştim:

-“Sen ne demek istiyorsun, Haşa Kur’an tarih kitabı mı?

Maalesef günümüz de çoğu Müslümanın inancı bu şekil de değil mi?. Bura da şunu da  ifade etmek istiyorum; İman etmek ayrıdır, amel etmek bütün bütün ayrıdır. Kişinin amel de zafiyet göstermesi o kişiyi günahkar yapar ama erkan-ı imaniyeyi inkar etmesi; çok vahim neticeleri doğurur ki neuzubillah!... 

Kur’an’a iman nasıl olmalıdır?” hususunda geçenler de yaptığımız bir derste şu notları tutmuştum. O notları bura da sizinle paylaşmanın faydalı olacağını mülahaza ediyorum. Zira iki cihan serveri Resul-i Ekrem (Asm) bize dinin; “Nasihat” olduğunu vurguluyor mu?...

Âyet-i kerîmede geçen “Siz Kur’ân’ı mı inkâr ve tekzîb edersiniz?” cümlesi, sâdece Kur’ân’ın Kelâmulláh olduğunu inkâr ve tekzîb(yalanlamak) etmek ma‘nâsında değildir.

Kur’ân’ın Kelâmulláh olduğunu kabûl etmemek, inkârve tekzîb hükmünde olduğu gibi; Kur’ân’da geçen ahkâmın “icrâ “ve “tatbîkına” tarafdâr olmamak da inkâr ve tekzîb hükmündedir.

O hâlde, sâdece “Kur’ân, Alláh’ın kelâmıdır” demek îmân için kâfî değildir. Zîrâ, kâfirler de “Alláh Mûsâ’yaTevrât’ı, Ísâ‘ya İncîl’i, Muhammed’e Kur’ân’ı vermiş” diyorlar. Peki, bunlar, bu sözleriyle îmân etmiş sayılıyorlar mı? Hayır. Zîrâ, akide kitâblarında beyân edildiği üzere; îmânın sahîh olabilmesi için, gelecek maddelerde geçen hükümleri tasdîk etmek şarttır:

1) Kur’ân’ın Kelâmulláh olduğunu “tasdik” etmek.

2) Ahkâm-ı Kur’âniyyenin bütününe “îmân” etmek ve o ahkâmın ayn-ı rahmet ve adâlet olduğuna “inanmak.

3) Ahkâm-ı Kur’âniyyenin bütününün icrâ ve tatbîkına “tarafdâr” olup o ahkâmın tamâmını “iltizâm” etmek.

4) O ahkâmı sedd ü bend “etmemek.

5) Ahkâm-ı Kur’âniyyenin belli bir zamânla mukayyed(kayıtlı) “olmadığına”, o ahkâmın bütün zamânlara “hükmettiğine inanmak.”

6) O ahkâmın hepsinin hak ve güzel olduğunu “kabul” etmektir. Hîç bir hükm-i İlâhîyi “küçümsememek” ve alay konusu “yapmamaktır.”

Not: Mezkur maddelerin ezberlenmesi faydanıza olacaktır

Selam ve dua ile...

Fiemanillah…



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen