Biz aslında kimiz?


Tarih okumalarım bana aslında tek bir şey öğretti; büyük insanların, büyük milletlerin imtihanları da büyük olur. Ya da şöyle büyük devlet olma iddianız varsa büyük çilelere ve imtihanlara hazır olmak zorundasınız. Böyle bir iddiası olan ve karşılığında gelecek derdi de kederi de göze alanlar bu dünya hanesini terk etseler de düşmanları sükût nedir bilmez, öyle çok konuşurlar ki geçmişlerinden kalma acıları vardır –kimileri buna kuyruk acısı da diyor-, doğru-yanlış demeden ve hatta ne söylediğini dahi idrak etmeden konuşur da dururlar. Asırlar geçse de, kendileri ölse de halen dahi düşmanları vardır onların. Zira ne bir insanın ne de bir devletin ömrünün yetmeyeceği ve çok daha uzun sürecek hayaller kurarlar.

Bizim durumumuz da tam buydu. Ve bence halen dahi böyle… “Asırlardır neden duruyoruz? Neden susuyoruz?” diye soruyorlar ara ara. Bence susmadık da durmadık da ve beklemiyoruz da şimdiye kadar plan yaptık belki de, hazırlandık ya da hazırladı bizi bir şeyler. Tam olarak söyleyeyim artık kendimize geliyoruz. Silkelendik bir on senedir şimdi ise ayağa kalkıyoruz. Ve besmele işitmiş şeytan gibi korkuyorlar bizden. Gerçekten korkuyorlar. Zira daha eskilerde ne olduğunu biliyorlar. Birkaç örnek vereyim;

Dans, ilk defa Kanuni zamanında Fransa'da yapılmaya başlanmıştı. Bu dans denen “melanetin” ilk yapılmaya başlandığını duyan Kanuni, zamanın Fransa Kralına bir mektup yazdı. Kanuni'nin Fransa Kralına yazdığı tarihi mektup kısmen sadeleştirilmiş şekliyle şöyle:

“Ey Fransa Kralı Fransuva! Sefir-i Kebirimden aldığım mazhara (rapor) göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında Ala Mele-İnnas Fuhşiyyat ve Lubiyat (kadın erkek birbirine sarılmak suretiyle insanlar arasında oyun oynanmakta) yapıyormuşsun. İş bu Name-i Humayunu’mun eline ulaşmasından itibaren bu mel'anet rezalete son vermediğin takdirde, Ordu-u Humayunu’mla gelip seni kahretmeye muktedir olurum.

Hemhudut olmaklığımız dolayısıyla, iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde Name-i Hümayunum elinize ulaştığından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Ordu-yu Hümayunumla gelip men'e muktedirim!..”

Rivayete göre, Kanuni'nin bu mektubundan sonra Fransa'da yüz sene dans yapılmamıştır.

Başka bir tane daha; Fransa'nın tanınmış yazarlarından ve Fransız Akademisi üyelerinden, Marki de Bornier "Muhammed" ismiyle manzum bir dram yazmış, bunu Komedi Franseze (Comedi Française) kabul ettirmiş (1888), programına aldırtmış ve sahne provalarına başlattırmıştır (1890).

Piyes, Hazreti Muhammed'i sahnede belirttiği gibi Resulü Ekrem'in şahsiyetini ve İslam dinini aşağılatan bölümleri içermektedir. Sultan Abdülhamid'in müdahalesi piyesi sadece Komedi Fransez'de yasaklatmakla kalmamış, Fransa’daki bütün tiyatrolarda da sahnelenmesini menettirmiştir.

Yıl 1900. Paris’te bir tiyatroda "Muhammed'in Cenneti" isimli bir piyes oynanmak istenmiş, Paris Sefaretimizin müdahalesiyle piyesin ismi değiştirilmiş, İslamiyet’e karşı, telmih sayılabilecek hususlar da eserden çıkarılmıştır.

Had bildirmek böyledir. Böyle olması da gerekir zaten. Ecdat bunu pek çok kere ve defaatle yapmıştı zaten ve şimdi yine yapıyoruz. Zira kim olduğumuzu hatırlıyor, silkelenip de kendimize geliyoruz. Ve onlar bunun farkındalar ve ne olduğunu çok iyi biliyorlar. İşte tam da bunun için bunca kıvranıyor ve bunca saldırıyorlar…

Ve bizim kim olduğumuzu çok iyi biliyorlar.



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen