Medeniyetimizin kurucu unsurlarını dengeleyebilmek


31 Ekim 1973’te vefat eden Mâlik Bin Nebî’nin konuşmalarında ve eserlerinde sıkça vurguladığı “İslam ümmetinin fikrî problemleri”ni Fevziye Bariun, 1992 yılında İngilizce neşrettiği uzunca makalesinde tasnif etmişti. O yıllarda Malezya’nın Selangor eyaletinde bulunan International Islamic University (Uluslararası İslam Üniversitesi) araştırmacısı iken Mâlik Bin Nebî hakkında akademik çalışmalar yapmış olan Fawzia Bariun, hâlen Amerika’da Michigan Üniversitesi’nde profesör olarak görevine devam etmektedir. İlk kısmını geçen hafta paylaştığım makalenin ikinci kısmını, Haksöz Dergisi’nde 1999 yılında yayımlanan çeviriyi esas alarak ve zorunlu düzeltmelerle yetinerek aktarıyorum:

Yükselişin ve çöküşün yasalarını tarih ilminden öğrenmek

“Sosyal bir olgu olarak tarih, Bin Nebî’nin düşüncesinde önemli bir yer tutar. 1930’larda düşünsel olarak olgunlaştığında ilgisi ve dikkati elektrik mühendisliğinden tarih, sosyoloji ve felsefeye kaymıştır. Temel referans olarak tarihi kabul etmek, sahası medeniyet olan -ki medeniyet geçmişte, şimdi ve gelecekte tarih için temel bir meseledir- bir entelektüel için sürpriz değildi. Bin Nebî’ye göre tarihî olaylar basitçe aksiyonlar ve psikolojik elementlerin reaksiyonlarıdır (Hadîs, 55) ve tarih sadece fikirlerin ve aksiyonların bir listesidir. Bundan dolayı her gün çok sayıda fikir ve hareket kaydeden bir toplum daha büyük sonuçlara ulaşacaktır (Hadîs, 57). Bu gerçek, Bin Nebî’yi tarihi araştırmanın ve kavramanın önemini vurgulamaya götürmüştür. Bazı olayların analiz yapılmadan anlaşılamayacağına inandığı için onun metodu analitik ve yapıcı idi. Zira bu süreç, hedeflerine ulaşmak isteyen kişi için şarttır (Hadîs, 71). Tarihi araştırmak entelektüel bir lüks değildir. İslami açıdan tarihî seyri düşünmek, bizi hayatın zor ulaşılır hedefine götüreceği ve çeşitli toplumların yükseliş ve çöküş sebeplerini öğreteceği için teşvik edilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu vurguları okuyoruz:

“De ki: “Dolaşın yeryüzünü, sonra görün gerçeği yalanlayanların sonunun ne olduğunu!” (En’âm 6:11). Keza, “Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü ve hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!” (Âl-i İmran 3:137).

Bu süreç kendiliğinden, sonraki nesillere anlamlı bir kavrayış yetisi verir. Tarihi araştırmak, Bin Nebî’nin kabul ettiği gibi bizi sadece teorik sonuçlara götürmekle kalmaz, aynı zamanda başvurulabilir fikirlere de götürür (Hadîs, 50).

Müslümanlar İslam’ın dinamik esaslarından uzaklaştıkları için gereken tarih bilgisinden de yoksun kaldılar. Bin Nebî’ye göre tarihin doğasını bilmemek ve öğeleriyle çelişmek Müslümanlar’ı, tarihî olayların sonuçlarını kadere yüklemeye, bu da sonuçta statükoyu kabullenme ve boyun eğmeye götürür. Bu durumda da tarih ne arzularımızı canlandırır ne de hareketlerimize yön verir (Hadîs, 51).”

Medeniyetimizi canlandırmak için üç farklı âlemin ideal dengesini kurabilmek

“Bin Nebî’ye göre tarihî olaylar ve hareketler üç önemli âlemin etkileşiminden doğar: Şahıslar âlemi (‘âlemu’l-eşhâs), fikirler âlemi (‘âlemu’l-efkâr) ve eşya âlemi (‘âlemu’l-eşyâ). Eşya (varlıklar) âlemi (hayatta) daha belirgin bir yer işgal ediyor gibi görünmesine rağmen, Bin Nebî açısından fikirler âlemi son derece önemlidir. Ona göre bir toplumun zenginliği sahip olduğu “eşya” ile değil fikirleriyle ölçülür (Mîlâd, 34). Medeniyet kendi ürününe hayat verir. Bundan dolayı bir medeniyetin ürünlerini başka bir medeniyet inşa etmek için almak, ne nitel olarak ne de nicel olarak mümkün değildir. Bin Nebî’nin ifadesiyle; “Medeniyet kendi ruhunu, fikirlerini, beğenilerini, özel zenginliğini veya dokunulmaz bilgi ve anlam birikimini satamaz.” (Şurût, 43). Bu birbiriyle uyumlu ve karmaşık öğeler, medeniyete onun eşsiz özelliklerini vermek için tarih boyunca şekil almıştır.

Bin Nebî, tarih ve fikirlerin güçlü bir birbirinin yerine geçebilir etkiye sahip olduğunu ve tarihî mucizelerin tek başına yaratıcı fikirlerin sonucu olduğunu iddia eder (Muşkilât, 56). İslam; şahıslar âlemi eşsiz din kardeşliği idrakine göre oluştuğunda tarihte yeni bir toplumun doğmasını mümkün kılar. Bir taraftan Muhacirûn ve Ensarın, diğer taraftan tüm müslüman topluluğun tüm üyelerinin bütünleşmesinin tarihî önemi Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir:

“Farzet ki onlar seni (barış tuzağıyla) aldatmayı planlamış olsunlar; o zaman da elbette Allah sana yeter: O’dur seni yardımıyla ve imanlı insanlarla güçlendiren: ki onların yüreklerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların yüreklerinin arasını (ısıtıp) kaynaştıramazdın, ama Allah onları birleştirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:62-63).

Bin Nebî, bu aşamanın İslam medeniyetinin yükselişinin başlangıcına işaret ettiğini yazar. “Ne yazık ki, eşine az rastlanır bir şekilde kırk yıl sonra ümmet ilk geriye dönüş acısını yaşadı: Kur’ani ruhla cahiliyenin özellikleri arasında meydana gelen Sıffin Savaşı!” (Vichet, 27). Düşünür şöyle devam eder:

“Bununla beraber İslam medeniyetinin öğeleri ilk döneme münhasır değildir. İslam dininin esasları, bu dinin özünde yer almaktadır. Bundan dolayı, Sıffin’in sebep olduğu iç çatışmaya rağmen İslam, medeniyetine şekil vermeye devam etmiştir. İslam medeniyetinin gerçek ve nihayetinde tam çöküşü, medeniyet dairesinin sonuna gelmiş paramparça ümmeti birleştirmek için çaba sarfeden bir Kuzey Afrikalı hanedan olan Muvahhidîn devri sonrasında gerçekleşmiştir.” (Vichet, 28).

‘Muvahhidîn Sonrası Birey’in Özelliklerini Bilmek ve Bu Zaaflardan Kurtulmak

“Sosyal ve tarihî bir ürün olarak insan, toplumun gelişmesinde temel bir rol oynar. Bin Nebî’ye göre bir insan iki özelliğe sahiptir:

Birincisi; tarihin değiştiremediği ve etkileyemediği, Allah tarafından şerefli kılınmış doğal bir varlık oluşudur. İslami açıdan insanlık, evrenin diğer öğeleri tarafından reddedilen emaneti kabul ederek halife tayin edildiği için, diğer bütün yaratıklardan üstündür.

İkinci özellik; değişken ve tarihin etkileyebildiği sosyal bir varlık oluşudur. Bireyi şahıs yapan sosyal-tarihî yapıdır. Şahıs, medeniyeti üreten karmaşık bir varlıktır (Mîlâd, 28). Fikir ve ana örnekleriyle (fikirler âlemi) şahısların (şahıslar âlemi) etkileşimi maddi ürün verecek ve eşya (varlık) âlemini oluşturacaktır. Bu etkileşimde ve her iki âlemin herhangi bir ilk yapısında meydana gelen herhangi bir bozukluk, medeniyet sürecini (olumsuz) etkileyecektir. Gerçekte müslümanların yaşadığı düşünsel kriz, her iki düzeydeki böyle bir bozukluğun sonucudur.

Şahıslar âlemini temsil eden Muvahhidîn sonrası bireyini Bin Nebî, enerji üretimi için kullanıldıktan sonra havuzda depolanmış suya benzetir. Bu su, tekrar enerji üretme kudretini kaybetmiştir. Aynı şekilde ‘Muvahhidîn sonrası bireyi’ de “medeniyet dışı”dır ve ana akıntıya tekrar giremez (Şurût, 70). Bu birey, sadece medeniyet öncesi şahsı (raculu’l-fıtra) gibi, medeniyet dışında değil, medeniyet öncesi şahsının tersine, bilinçli bir değişime girişmediği takdirde medenileştirici bir çalışma (oeuvre civilistrice) yapmaya muktedir olmayan biridir. Bu birey, bilineni geliştirmeye veya terk etmeye kâdir değildir ve sonunda yeni anlamlar üretemez ve özümleyemez (Vichet, 31). 1940’larda Cezayirli şehir sakinleri, Muvahhidîn sonrası bireyinin özelliklerini gösterdi. Şehir hayatı dairesinin sonunda yaşayan böyle bir kişi sınırlı özlemlere, bozuk bir zihne ve mağlup olmuş bir ruha sahiptir. İlaveten, o orta halden memnundur ve genellikle “orta yol”, “orta fikir” ve “orta gelişme”yi temsil eder (Şurût, 76). Kısacası, böyle bir kişi ve böyle bir toplum, inancını etkin bir şekilde kullanamamıştır.

Hem fikirler ve uyanış arasındaki dinamik ilişki, hem de aydınların tarihin seyrini etkilemedeki rolü tartışılamaz. Her toplumda dağılma, toplumun gerileyişinden etkilenerek fikirler âlemindeki bir düşüşün sonucudur. Mâlik b. Nebî’ye göre fikirlerin etkinliğini ve canlılığını iade etmeye ve toplumu yeniden kurmaya yetkin olan şahıslar âlemidir. Böyle bir ihtimalin varlığını düşünmek, medeniyetin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu düşünen İbn-i Haldun’la çelişir. Düşünsel ve sosyal aktivitelerini çare arayarak geçiren şahıslar âleminin bazı üyeleri, düşünsel problemleri büyütmekle hata ettiler…”

Altmış sekiz yıllık ömrünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan merhum Mâlik Bin Nebî aramızdan ayrılalı kırk dört yıl olmuş. Ancak onun mevcut krizden çıkabilmemiz için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumakta olup Fevziye Bariun’un makalesinde özetlediği bu tespit ve önerileri gelecek haftaki yazımızda paylaşacağız inşaAllah.

Kaynaklar:

  • Fevziye Bariun; “Mâlik Bin Nebî ve Ümmetin Düşünsel Sorunları”, Haksöz Dergisi, Sayı: 95, Şubat 1999. www.haksozhaber.net/okul/article_detail.php?id=2297, 31 Ekim 2017.
  • Fawzia Bariun; “Mâlik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah”, AJISS, Vol. 9, No. 3 (Fall 1992), pp. 325-337.
  • Mâlik Bin Nebî; Şurûtu’n-Nahda. Arapçaya çeviren: Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin, Mektebetü’l-İskenderiyye ve Dâru’l-Kitâbi’l-Mısrî, Kahire 2012/1433, 211 s. (Eser önce Şam’da basılmıştır; Dâru’l-Fikr, Dımaşk 2006, 175 s.).
  • Mâlik Bin Nebî; Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî, Arapçaya çeviren: Abdussabûr Şâhin, Dâru’l-Fikr, Şam 1986 200 s. (İslâm Davası (İslam Dünyasına Bakış), Çev. Ergun Göze, İstanbul 1967, 197 s. Keza, Muharrem Tan tarafından yeniden Türkçeye çevrilen bu eser 1992 yılında İstanbul’da Yöneliş Yayınları tarafından 200 s. hâlinde yayımlanmıştır).
  • Mâlik Bin Nebî; Muşkilâtu’s-Seqâfe we Mîlâdu Muctema’, Türkçeye Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, 175 s. (Mîlâdu Muctema’ kitabının Arapçası müstakil olarak da basılmıştır: Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır, Beyrut 2016, 128 s.).
  • Mâlik Bin Nebî; İntâcu’l-Musteşrikîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslamî el-Hadîs, Kâhire, 1970.

Mâlik Bin Nebî hakkında daha fazla bilgi için:

  • Bedran bin Lahsen; Malik Bin Nebi’de Medeniyet: Sosyo-entelektüel Temeller. Çeviren: İbrahim Kapaklıkaya. Mahya Yayınları, İstanbul 2011, 304 s. (Badrane Benlahcene’nin matbu doktora tez çalışması olan eser Malezya’da “The Socia-intellectual Foundations of Malek Bennabi’s Approach to Civilization” adıyla 2004 yılında University Putra Malaysia yayınları arasında, 2013’te de The International Institute of Islamic Thought (IIIT) Londra şubesi tarafından İngiltere’de basılmıştır).
  • Ali Kureyşî; Malik Bin Nebi’ye Göre Toplumsal Değişim. Çeviren: Mustafa Altunkaya. Ekin Yayınları, İstanbul 2002, 272 s. (et-Tağyîru’l-İctimâî inde Mâlik Bin Nebî. Zehra li’l-İ’lami’l-Arabî, 1989).
  • Abdülhamîd H. Hasan; “Mâlik b. Nebî: Bibliyocrâfyâ”, Âlemü’l-Kütüb, XXI/4-5, Riyad 1421/2000, s.423-429.
  • Fatih Okumuş; Malik Bin Nebi: Yirminci Asrın Şahidi. (Malik ben Naby: witness of XXth Century). Denge Yay., İstanbul 1998.
  • Süleyman el-Hatib; Felsefetu’l-Hadâra inde Mâlik Bin Nebî -Dirâse İslâmiyye fî Dav’i’l-Vâkıi’l-Muâsır- (Doktora tezi). Uluslararası İslâm Düşüncesi Enstitüsü (IIIT), London 1993.
  • Fawzia Bariun; Malik Bennabi: Sosiolog Muslim Masa Kini. Terj. Oleh Munir. Bandung: Penerbit Pustaka 1997, 157 p.
  • Fawzia Bariun; Malik Bennabi, His Life and Theory of Civilization. (Yüksek lisans tezi). Malezya Müslüman Gençlik Hareketi yayını, Kuala Lumpur 1993.
  • Cevdet Said; “Takdim”. Zeki Ahmed; Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye- Beyrut 1992.
  • Zeki Ahmed; Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye- Beyrut 1992.
  • Abdusselâm el-Cefâirî; “Mefâhîm Esâsiyye fî Fikri Mâlik b. Nebî”, Mecelletü Külliyyeti’d-Da’veti’l-İslâmiyye, VII, Trablus 1990.
  • Es’ad es-Sahmerânî; Mâlik b. Nebî: Müfekkiren Islâhiyyen. Dâru’n-Nefâis, 2. Baskı, Beyrut 1406/1986, 264 s.
  • Ömer Muskavî; ‘Takdim’, Malik Bin Nebi, Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhasâtü’s-Sevre, Dımaşk: Dârü’l-Fikr, 1981, s.7–9.
  • Khaldî; ‘Önsöz‛, Malik Bin Nebi, Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş, çev. Ergun Göze, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1973, s.9–14.


“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen