Barışı gerçekleştirmek için hepimizin ölmesi mi gerekiyor?


Dünya Sağlık Örgütü’nün internet sitesinde yer alan veriler, düşük gelirli ülkelerdeki ölümlerin yaklaşık üçte birinin artık var olmayan hastalıklar yüzünden olduğunu ve diğer toplumlarda bu eski hastalıkların ölüm nedenleri sıralamasında çok düşük bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Bu ölüm vakalarında büyük çoğunluğu çocuk ve kadınlar oluşturmaktadır. Yoksulluk da bu ölümlerin sebeplerinden biri olmakla birlikte, DSÖ’nün neşrettiği bir yayında, (bu ölümlere yol açan hususlarda) “uygulanması kolay” basit bilgilerin bile annelere kolaylıkla iletilemediğini okumuştum.

Tecrübeler, yeni bilgilerin insanlara ulaştırılması için uzun yıllar boyunca tüm taraflarca sürekli tekrar edilmesinin, milyonlarca çocuğun ve kadının ölümlerini önlemeye yönelik başarılı çabaları garanti ettiğini göstermektedir.

Peki, fikrî (düşünsel, entelektüel) sağlığımız ne durumdadır?

Tıpkı yeni bilginin yokluğunun bedensel hastalığın temel nedeni olması ve birçok gelişmekte olan ülkeyi büyük zarara uğratması gibi dünyanın en savunmasız kişilerinin tüm alanlarda yeni bilgiden mahrum bulunması, tüm kronik biyolojik ve düşünsel hastalıklarımızın sebebidir. Peki, entelektüel hastalıklarımızın kurbanlarına ilişkin istatistik bilgisi sunabilecek birisi var mıdır?

Dünyanın müstekbirleri (kodamanları) ile onlarla iş tutan yerel despotik rejimler, kötü durumun mevcut şekilde devam etmesinden en çok yararlananlardır. Ancak, bu bedensel ve düşünsel hastalıkların yayılmasında birinci sırada sorumluluk sahipleri, dünyayı yeterince tanımayan, pısırık ve tembel aydınlarla ilim adamlarıdır.

UNICEF (United Nations International Children’s Emergency Fund: Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu), WHO (World Health Organization: Dünya Sağlık Örgütü) ve UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization: Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü), gelişmekte olan ülkelerde çocukların ölümüne neden olan ishal hakkında önemli bilgiler vermekte ve çareler aramaktadır. Peki, biz İslam dünyası aydınlarının ve üçüncü dünya ülkeleri aydınlarının entelektüel ishaline kim çare bulacak?

Düşünsel hastalıklarımız hakkında bir an bile düşünemiyoruz, Müslümanlar arasında saygın bir ilişki düzeyi kurmayı beceremiyoruz. Müslümanlar arasında barış yaparak ilişkilerimizi normalleştirme düşüncesinin gönlümüzde maalesef hiç yeri yok! Tam tersine günden güne daha fazla bölünüp parçalanarak mutlak bir düşüş yolunda ilerliyoruz!

Bir buçuk milyardan fazla nüfusa sahip bir topluluk nasıl olur da aralarında iyi ilişkiler geliştiremez? Muhammed aleyhisselamın tebliğ ettiği mesaja inanan Müslümanlar arasında nasıl oluyor da düzgün bir diyalog oluşturulamıyor? Havsalaya sığmayan, idraki zor bu vaziyet düşünce dünyasında nasıl tanımlanabilir?

Görünüşe göre herkes umutsuzluk içinde. Görünen o ki, görkemli tarihimiz, aramızda barış yapmamızı engellemektedir. Peki, (kendi aramızda bile yapamadığımız) barışı zalimler ve zorbalarla nasıl gerçekleştireceğiz? Barış yapabilmemiz için tüm zorbaların ölmesi mi gerekiyor? Keza, barışa ulaşmak için tüm ilim ve din adamları ile aydınların da mı ölmesi gerekiyor?

Şayet barış yapmak için herkesin ölmesi gerekiyorsa (gerçekten böyle düşünüyorsanız), aramızda barış yapma meselesini rafa kaldıralım ve gayrimüslimlerle barış yapma hususunu konuşalım. Belki böylece birbirimizi yiyip bitirmekten de kurtulmuş oluruz.

Uluslararası sağlık örgütlerinin yaptığını yapacak, düşünme ve öğrenme kültürü ile adalet ve barış sevgisini yayma hedefi güden, bunu uzun yıllar boyunca yılmadan tekrarlayan, tüm bilgi kaynaklarımızdan uygun aşıyı üreterek toplumlarımızı düşünsel hastalıklarımızdan kurtaracak bir kuruluş var mıdır acaba?



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen