Dünya akıllanıyor, ya biz ne zaman akıllanacağız?


Toplum olarak birçok konuda olduğu gibi, maalesef sağlık konusunda da hem bireysel, hem de toplumsal olarak tedbirler almakta ve bunları pratik hayata uygulamakta çok geç kalıyoruz. Daha da acıklı olanı, dünyada olan biteni ve yeni gelişmeleri, özellikle de olumlu gelişmeleri takip etmekte bir hayli zorlanıyoruz. Ve ne zaman bıçak kemiğe dayanıyor, işte o zaman birey veya toplum olarak aklımız başımıza geliyor.

İki haftadır burada diyabet ve diyabetin yol açtığı, bir anlamda ona eşlik eden ciddi hastalıklardan bahsettik. Akabinde, mevcut sistemde nasıl tedavi edildiğini anlatmaya çalıştık. Sonuçlara baktığımızda, aslında bunların gerçek bir tedavi olmadığı, sadece kişinin hastalık belirtilerinin baskılanması yoluyla biraz daha zaman kaybettiğini görmek çok da zor değil.

Bütün dünyada hızla artan diyabet oranı, bazı ülkelerde ciddi düzeyde önleyici plan ve projelerin başlamasına sebep oldu. Büyük çaplı projelerden biri olan “2017 Cities Changing Diabetes Summit” şu günlerde Teksas, Houston ‘da yapıldı ve tamamlandı. Aslında bu programın temeli 2014 yılında atıldı. Steno Diabet Center Copenhagen, University College London ve ilaç sektöründen bir katılımcıyla birlikte üç ortaklı bir organizasyonla “Diyabeti Değiştiren Şehirler’’ adıyla bütün dünyaya duyuruldu. Programın amacı, bütün dünyada hızlı şehirleşmeye paralel, global olarak artan diyabetle mücadele etmek olarak belirlendi ve bu amaçla 2016 yılında dünyadaki bütün ülkelerin başkanlarına, şehirlerin belediye başkanlarına ve halklarına açık bir çağrı yapıldı.

2014 yılından itibaren bu yana programa Kopenhag, Houston, Johannesburg, Mexico City, Şangay, Tianjin, Xiamen, Vancouver ve Roma olmak üzere dokuz şehir katılmış bulunuyor. Genel olarak yapılan hesaplamalar, dünyada diyabet hastalarının üçte ikisinin şehirlerde yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır. Şimdiye kadar yapılanlara bakıldığında, velev sağlık kurumu da olsa, hiçbir kurumun veya organizasyonun tek başına bu problemi çözebildiği görülmemiş ( ülkemizde kurulan diyabet köyleri, diyabet hastaneleri vb. gibi) bilakis, hastalığın oranı yıllar geçtikçe artmış ve artmaya devam etmektedir. Bütün bunlar göz önüne alındığında resmi ve gayri resmi ilgili bütün kurumlar, belediye başkanları, mimarlar, şehir planlamacıları, diyabetle mücadele kurumları, sigorta kurumları, üniversiteler ve halkla birlikte topyekün bir mücadele yapılması gerektiği açıkça tespit edilmiştir. Bu amaçla şehirleşmenin getirdiği tüm olumsuz şartlara bağlı olarak artış gösteren diyabetin bu hızlı artışına engel olmak için, sosyal ve kültürel etkenlerin tamamının belirlenmesi ve önleyici faaliyetlerin bir plan dahilinde hızlıca uygulamaya konulmasına başlanmıştır. 2045 yılı itibariyle diyabetin tüm dünyada %10 artış göstereceği öngörüsünden yola çıkarak, 2045 yılındaki diyabet oranını %25 azaltmaya yönelik bir planlama yapılmıştır.

Tüm dünyada 20-79 yaş arası nüfusta 2017 ‘deki oranın %9.1 yani 437 milyon diyabet hastası olduğu ve ilgili sağlık harcamalarının 775 milyar dolar olduğu tespit edilmiştir. Geleceğe ait, iki farklı senaryo çalışması vardır. Birincisi bunları önleyici faaliyetlerin yapılmadığı durumdaki senaryo, diğeri ise plan ve projelerin hızlıca uygulandığı durumdaki senaryodur. Herhangi bir tedbirin alınmadığı ve gidişatın bu şekilde sürdüğü ilk senaryoya göre, 2045 yılında dünyadaki diyabetin % 11,7 oranıyla 736 milyon diyabet hastasına ulaşacağı ve buna bağlı sağlık harcamalarının da 1076 milyar dolar olacağı öngörülmektedir. Aktif olarak tedbirlerin alındığı ve pratik uygulamaların hızlıca yapıldığı senaryoya göre ise, 2045 yılında dünya genelinde diyabetin % 10 oranıyla 625 milyon diyabet hastası ve ilgili sağlık harcamalarının da 872 milyar dolar sınırında olacağı öngörülmektedir.

Programa katılan şehirler öncelikle mevcut diyabet durum değerlendirmesini yapmaktadır. Örneğin programa ilk katılan ve 20 milyondan fazla nüfusuyla dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Mexico City’de 2017 ‘deki oran %15,7 ve harcamalar 2075 milyar dolar olarak tespit edilmiştir. İlk senaryoya göre artış oranı %22,8 ve buna bağlı harcamalar 4002 milyar dolar beklenirken, aksiyon planı senaryosunda diyabet oranı, %19 ve 3333 milyar dolar olarak öngörülmektedir. Bu öngörülerle yapılan planlamada, öncelikle her şehre özel hedeflerin belirlenmesi, yüksek risk bölgelerin ve bu risklere yol açan hassasiyetlerin tespit edilmesi, halk- resmi kurumlar ve özel sektörlerin ortak katılımıyla hem şehir yönetiminde hem de sağlık yönetiminde yenilikçi ve sürdürülebilir ortak çalışmaların ortaya konulması, şehirleşme stratejisinin her yönüyle sağlığa destek olacak şekilde olması ( ulaşım, iskan, beslenme, iklimdeki değişimler vb.) ve son olarak da bütün bunlardan öğrenilen bilgilerin dünyadaki global mücadeleye katkı olarak sunulması aşamaları belirlenmiştir.

Bu projede şehirlerin hikâyelerine baktığımızda, detaylı diyabet taraması yapılması, yayalara açık- arabalara kapalı alanların arttırılması, bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması, beslenme ve yaşam tarzında köklü ve etkili değişimlerin uygulanması, yüksek şeker oranlı ürünlere ek vergilerin konulması, trafik düzenlemeleri, yenilenebilir enerji ve atık yönetiminin yeniden düzenlenmesi, asosyalliği ve ekran bağımlılığını önleyen faaliyetlerin yapılması, evde sağlıklı yemek yapmanın teşvik edilmesi ve eğitimleri, okullarda bütün eğitim kademelerinde sürekli olarak verilen sağlığı koruma ve yönetme eğitimleri ve daha birçok yenilikçi yöntem görmek mümkün. Elbette en sevindirici olan, bütün bu etkin uygulamaların kısa sürede çok olumlu sonuçlar verdiğini görmek.

Dünyadaki bu uyanış ve iyilikleri hızlıca pratik hayata geçirme hızını gördükten sonra, dünyanın gözbebeği olan İstanbul’da ve diğer şehirlerimizde ‘’şehirleşme’’ adı altında yapılan tarifi imkânsız sömürüyü görmek gerçekten insanın yüreğini kanatıyor. Ülkemizin en üst kademesinden itibaren yetkililere sormak istiyorum, nüfusumuzun tamamına yakını diyabet ve buna bağlı hastalıklara dûçâr olduğunda mı, tedbirleri hızlıca almaya ve şehirleşme adı atlında yapılan bu çok yönlü katliama dur demeyi düşünüyorsunuz? Üzülerek şunu söylemek zorundayım ki, her yönden sağlığını kaybetmiş bir nesil üzerine gelecek planları kurmak, boşa kürek çekmekten ve sadece hayalcilikten başka bir şey değildir…

 



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen