Ruh melodimizi yitirdik


Genç adam, o müzikleri dinlemek zorunda değilsin.

Bak dışarıda mevsim bahar, tepemizde dönüp duruyor kuşlar.

Son baharın ardında bir de kış var.

Ruhundan ayrı tutuğun, sana sonsuzluğu getirecek rüzgâr, üzerine doğru gelen ateşi savurur atar.

Farkında ol diye söylüyorum.

Yoksa “modern” dünyada yaşıyoruz, kimin kimin aklına ihtiyacı var ki…

Hıh…

Herkes alabildiğine özgür…

Hem de özgürlüğü öldürmeceye varıncaya dek özgür…

Sana komik gelecek belki ama en basitinden herkesin artık bir kulaklığı var. Kimsenin kimseyi duymaya ihtiyacı bile yok sanki.

İçinde aydınlık bir gün dileği taşıyan “Günaydın”larımız, sabahına hayır arzu ettiğimiz selamlaşmalarımız yerle yeksan olmuş, kime ne?

Sabah veya akşam günün her hangi bir saatinde duyduklarımız, kendi kendimize ettiğimiz veryansınlar ve yanı başımızdakilerin içine gömüldüğü kulaklıktan fışkıran “dım tıslar”…

Evet, müzik ruhun gıdası ve kulakların cilası… Fakat durmadan aynı ritmi vuran ve ecnebi tabiriyle alabildiğine “hard” müziklerin törpüsünde ruh ne hale gelir, biliyor musun?

Sen daha yükünü sırtlanamadığın bir hayat için deşarj olduğunu düşüne dur, dinlediğin müzik kanı deli akan ve yerinde duramayan bir bünyenin, daha mızrap dokunmamış ruh tellerini koparır.

Çünkü ruhun manevi lezzetleri vardır yüzyıllar boyu dervişleri Hak aşkıyla zikre daldıran... Her attığın adımda kalbinin dehlizlerinde sana inciler bulduran… Kâinat kitabını okuyana mana balını tattıran…

Hepimiz derviş olamayız ama en azından bir şeylerin farkında olduğumuz bir hayat yaşayabiliriz.

Uyuşmadan yaşamayı deneyebilir ve zamane aldatmacalara yem olmadan yürüyebiliriz.

Yeni trendleri takip ediyorsun, modayı kaçırmıyorsun, popüler müzikler dinliyorsun ve en nihayetinde kendini iyi hissettiğini düşünüyorsun -hepsine ayrı ayrı itirazlarım olsa da- tamam ama hiç mi ıskalamıyorsun hayatı?..

Yaşadığın hayat geçmişinden ilham almalı mesela… Arada da olsa bir Itri bestesi değmeli kulaklarına… Bir gün batımında İstanbul’un semalarını dolduran ezanın segâh makamında okunduğunu bilebilmeliyiz evvela.

Yoksa seni kim tanır, bunca kültür endüstrisinin kuşattığı dünyada. Özündeki renktir, sestir, histir ve estetiktir seni değerli kılan. Sen ona değil de ortalığı bangır bangır ayağa kaldıran sese kulak verdiğinde kaybettiğin kendindir.

Kendini ön plana çıkarmak istiyorsan buradan bakmalısın hemen her şeye… Batının ruhumuza dikte ettiği havalı “sound”ların kültür emperyalizmine boyun eğmeden eğlenmenin de yolu var. Bunu ancak kadim medeniyetimizin izlerinde yani kendi özümüzde bulabiliriz.

“Medeniyet” ağır kelime… Batı’nın kültürsüzlükten türemiş kültürü bizim medeniyetimizi hem algılayamaz hem kaldıramaz. Zira bizim medeniyetimizde müzik tek başına bir eğlence unsuru olmadığı gibi en çok insan ruhunu yücelten bir tarafı vardır. Estetik bir duyuş ve ulvi bir yönelişin vasıtasıdır adeta.

Peki, böylesi bir medeniyetin çocukları olan bizlere ne oldu da hepten

“Ruh melodimizi yitirdik…”



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen