Kadim vatan topraklarında hem ilim hem ziyaret: Kudüs


Siz değerli okuyucularımızla uzun bir aradan sonra yine beraberiz. Bu kadar süre ayrı kalmamızın sebebi, bu yıl Kudüs’te düzenlenen uluslararası bir kongre ve akabinde yine uluslararası katılımlı Erzurum Atatürk Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen Ulusal Biyokimya Kongresi’ydi.

Kudüs’e, yani kadim vatan topraklarına gitmenin düşüncesi bile insanın yüreğine bir başka mutluluk veriyor. Kongredeki toplantı programı çok yoğun olduğu için çok fazla gezme imkânı bulamasam da, çok güzel tevafuklarla o güzel topraklarda özel bir misafir gibi ağırlandığım diyebilirim. Umre ve hac ziyareti için derler ya, niyetinizi alıp yola koyulunca oraya çağırılmanın farkını ve ikramlarını yaşarsınız diye… Ben bunu Kudüs ziyaretinde de bizzat yaşadım büyük bir mutlulukla… Çünkü daha havaalanında tanıştığımız bir arap bir aile ile kurduğumuz dostluk ve onların gösterdiği eşine az rastlanır misafirperverlik bunun ilk işaretlerindendi. Öyle ki, onlarla birlikte kendimi kırk yıldır tanıdığım, çok sevdiğim ve uzun zamandır görmediğim dostlarımın yanında bir sevgi halesiyle çevrelenmiş hissettim. Bu duygularımı onlara da ilettiğimde, onların da benimle ilgili aynı duygu ve düşüncelere sahip olduğunu duymak gerçekten çok mutluluk vericiydi. Bu büyük mutlulukla birlikte, o topraklardan ayrılana kadar aynı zamanda kalbimde bir hüzün de vardı. Anlatılanları duydukça, kendi öz vatanında esareti her alanda yaşayan Müslüman kardeşlerimizin acısını ta yüreğimde hissetmemek mümkün değil çünkü. Uzaktan anlatılanlarla ve turistik gezilerle değil, kısa süre de olsa oranın insanlarıyla birlikte yaşayınca, otobüslerine binip, sokaklarda hem akşam, hem gündüz adım adım dolaşıp onlarla aynı havayı teneffüs edince, ne kadar zor şartlar altında olduklarını çok daha iyi anlıyor insan.

Ramallah’ı da ziyaret etme ve gezme fırsatım da oldu. Ramallah’tan Kudüs’e yol güzergâhı üzerinde Filistinliler’in ve Yahudilerin birbirinden ayrı yerleşim alanlarını görmek mümkün. Ancak Yahudiler’in yerleşim alanlarının çevresi asker korumasıyla ve dikenli tellerle çevrili. Askerler yoldan geçen arabaları görebilecek şekilde yerleşmiş durumda. Beraber gezdiğimiz dostlarım bana, bu yollarda arabanın durması, yolu kazara şaşırıp biraz dolaşması ve hatta arabadan inmek zorunda kalırsanız şayet ani hareket edilmesinin çok tehlikeli olduğunu, doğrudan Yahudi askeri tarafından vurulabileceğinizi anlattılar. Çünkü en ufak ve masum bir hareketiniz bile tehdit olarak algılanabiliyor. Tam bunu anlattıklarında yoldaki bir otobüs durağına yapıştırılmış Filistinli bir gencin resmini gösterip bu gencin bu mıntıkada kısa bir süre önce vurularak öldürüldüğünü söylediler. Ayrıca yerleşim alanlarını birbirine bağlayan ana yolların üzerindeki demir engelleri gösterip, bazen buraların Yahudi askerler tarafından kapatıldığını ve geçişin engellendiğini anlattılar. Tam bu sırada kırmızı bir tabela çarptı gözüme ve üzerindeki yazıyı okudum. İfade, Filistinliler’in yerleşim alanına geçmenin Yahudi yerleşimciler için hayati tehlikeli olduğu şeklinde ciddi bir uyarıydı.

Otelde ve kongrede toplantılar esnasında yabancıların yanı sıra birçok Filistinli Arap kardeşimizle tanışma imkânı buldum. Otelde çalışanların çoğu Filistinli Arap ve kongre sebebiyle Türkiye’den geldiğimizi öğrendiklerinde müthiş bir ilgi ve sevgi gösterdiler. Hatta bazıları evine davet edip aileleriyle tanıştırmak istediğini söylediğinde, hiçbir şekilde geri çevirmedim ve programımı ayarlayıp ziyarete gittim. Biraz Arapça, biraz İngilizce ve hatta onların bildiği az bir Türkçe ile güzel sohbetler yaptık, anlaştıklarını dinledim ve bazen gözlerim doldu duyduklarımdan. Ama bu derece ağır hayat şartlarına rağmen, yine de öyle mert ve cesurlar ki, yüreklerindeki imanın yansımasını hissedebiliyorsunuz… Türkiye’ye ve Türklere olan sevgilerini de hem davranışlarındaki dostluktan, hem de gözlerindeki pırıltıdan aşikâr bir şekilde görebilirsiniz.

Mecid-i Aksa bölgesini çevreleyen surlarda Müslümanlar’ın girdiği kapılarda en az on, on beş Yahudi askeri var ve kontrolsüz girilmiyor. Ancak Türkiye’den geldiğinizi ve Türk olduğunuzu öğrendiklerinde askerlerin yüzündeki o hoşnutsuz ifadeyi öylece net bir şekilde görüyorsunuz. İçeri girdiğinizde ise bambaşka bir dünya sizi bekliyor… Bir zaman tüneline girmiş gibi kadim tarihi, öz vatan duygusunu ve o derin kardeşlik bağını çok kuvvetli hissediyorsunuz.

Belki daha yazılacak çok şey var ama hülasa olarak aklımda ve gönlümde kalan, birlik ve beraberlik duygusuyla o mübarek beldelerdeki Müslüman kardeşlerimizin hep yanında olmamız gerektiği ve Müslümanlar olarak her alanda olduğu gibi ilim alanında da en üst düzeyde olmanın gayretini her zaman taşımamız gerektiğidir vesselam…



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen